Görsel

[y/ç]okluğun

[y/ç]okluğun


sevelim dedi, Mustafa Kemâl, sevelim bir
selâm verelim bir, selâm alalım bir
halk olmak ne güzel şeydir arkadaşlar
şu sabah çayını içelim bir kardeşçe sıcak
yüzümüzü yunalım şu derede bir
sonra kursunlar darağacını kavgamıza
asarlarsa assınlar bizi düşlerimizden!

C. A. KANSU

bedduâ

1334444786_gallows_cover

yaş kesen;
gün görmeye!
başı vurula!
aşı kuruya!

Kenar

 

” hayâtın neresinden dönülse kârdır..” dedin ve gittin.

tam 26 yıl oldu.

Görsel

şiirleriyle ölümü yenen kadına selâm!..

 

Görsel

köprü

köprü

bunca zaman sonra anladığım o ki; bir tek iyi yazar-şâirleri kıskanmışım.
enstrüman da çalamam ben, o tam bir sihirbâzlık! onu zâten geçtik.
iyisi mi yine yazmalı. ama az, ama seyrek..

mâverâ’ün nedir nedir..?

hayât olanca ağırlığıyla çökmüşken ümüğüne, binip arabaya, basıp son gaza, bir direğe toslamak istersin. sonunu istersin. son’u yazmak istersin. giderayak son son bir şeye imzâ atmak istersin. bu işin kolay tarafı.. kolaysa suratını buruşturma, yarına adan. kalk doğrul bakalım, ne bu sinmişlik, kime bu yaslanma.. tırnağın varsa kaşı başını. kısa kestinse titiz davranıp, onu da unut. insan yalnızdır bu evrende, hem her bir evrede. ya olanları yok say, ya olmayanları var.. şuncacık düşünceye sâhip olamayanlar da var. hanimiş bakalım kızımızın va[kâ]rı?! herşey yabancı be hancı..

yok yok bu benim hayâta değil kendime düşmanlığım. insan en çok kendinden sıkılıyor. insanı en çok kendi sıkıyor. beceriksizliğinden fenâlık geliyor.

kendimden kaçmaya bir yol yok bugün. öyle. güneş, yarın kime, hangi yönden doğar kimbilir? kim bilebilir?

başkalarından kaçamıyor olmak da çıldırtıyor bi taraftan. durum ortada ve çok da mâzeret aramaya hâcet yok gâlibâ. insanımızın elinden yarına olan güvenini çaldılar önce. şimdi susta durduruyorlar. işte bu, tam da acıtan nokta: elimden bir şey gelmiyor…

dilsevici

 

yine yalnızım bugün rıhtımda. kelimeleri boğuyorlar, ben seyrediyorum olanca yokluğumla. dalsam diyorum, daha derine, daha iyice, daha uzun süre. nasıl çıkarılır ki bunlar, midye değil nihâyetinde.

kelimelerin gerçek sâhibi kim? var mı öyle bir şey/kimse?

âdetâ bir virüs gibi yaşamak için bir başkasının içine girmek zorunda olan bir şey kelime. sen/ben olmasam tûfân yâni! kelimelerin de bize ihtiyâcı var yaşamak için. düzyazının canı cehenneneme! bir şiirle işi bitirmek var. iki dizeyle ölmemek var. şâir olmak için yazılmaz, şâir eden kelimeler insanı. insan unutur, unutulur. kelimeler yaftalanır. anonim bir türkü gibisi var mıdır?

imzâ: en çok ece ayhan’ı kıskanan candan.

ah benim zavallı yönetmenim!

 

”yalnız ve güzel ülkem..” oh tengrim ne gadden acıklı bi cümle! ağlamak istiyorum!

kaç gündür yazacaktım, bi elim değmedi.. ama o da ne, Metin Bey beni (diğerleri kendi adına konuşsun bi zahmet!) nezâketsizlikle ithâm etmiş, daha neler etmiş de nezâketimden ödün vermemek için (şimdilik!) bişiycikler demiyorum. :)) oraya yorum olarak bu yazıyı yazıyordum ki; vazgeçtim. üstüme yürüyecek çok kimse çıkacaktır netekim, kendi inimde olursam daha güvende hissederim diye, buraya yazmaya karar verdim. hem yarın öbür gün mahkeme, şu, bu yüzünden Metin Bey’in başı da ağrımaz benim yüzümden. dilimin kemiğini aldırdığım için ayıp şeyler de diyebilirim. utanan olursa, okumasın.  

yav hep aklıma takılan bi sorudur; benim ülkemin reklâmını yapanlar, herhangi bir platformda,  neden tek bir kıytırık ödül bile alamazlarken, inceden giydirenler, kendi insanını aşağılayanlar, ispiyon edenler ”kocaman!” ödüllere lâyık görülürler?!

nuri, bu sözüm sana! bu ülke ”yalnız” falan değildir. hayâl görüyorsun koçum. bu senin dediğine bizim köyde ”zavallı” diyorlar. öyle mi demek istedin? öyle demek istemediysen ne halt ettin? ödülü alınca ne söyleyeceğine kimler[le] karar verdi[n]? ha, sen ve senin gibiler yalnız kalacaklar tabi, ne sanmıştın? ben insanımızdan çok ümitliyim. hattâ öyle yalnız bırakacaklar ki; sen de pılını pırtını toplayıp, refah içinde yaşayabileceğin bir başka ülkenin bayrağı altında ”sanat” hayâtını sürdüreceksin. ki zâten pek de bu topraklarda yaşadığını söyleyemeyiz değil mi? bence ödülü yılmaz güney’e ithâf etmeliydin, nasıl akıl edemediniz yav.. 

acaba diyorum, ben niye yalnız hissetmiyorum kendimi bu ülkede yaşadığım için?! hah tabi ya, ben ”sanatçı” değilim. evet evet, başına ne geliyorsa insanların hep bu yüzden. ”sanat” dedik ya canım! ben pek anlamam bu işlerden, belki de ondan. baksana adam tarkovski’den çok etkilenmiş. yok, ben gelemem öyle şeylere, rûhum daralmıştı vaktiyle, ”ne ola ki bu tarkovski laa” diye seyrettiğimde. ama ”sanattan anlayanlar” çok tutuyolar adamı. hmm, belki de sanatın iyisi cansıkan cinsten olmalıdır. dur yav, bi gün deniycem ben de yaşar kemâl gibi cümle kurmayı. hem belli m’olur, sanattan anlayan birileri ödüle filân lâyık bulabilirler. ama mümkünse bana da fransa’dan verilsin ödül. aksi taktirde gidip almam valla, reddederim!