kuşbeyni safsatası nasıl yapılır?!

efendim kısa bir aradan sonra tekrar huzurlarınızdayım. bu süre bana pek o kadar da uzun gelmedi. ancak anlaşılan o ki bâzı meraklı türlere geçmek bilmemiş ; blog blog olalı beri bunca ziyaretçiyi birarada görmediydi. neden..? sahi neden..? sağlığımdan mı endişe ettiniz? yoksa beklediğiniz bir şey mi vardı? kaybettiğiniz aşk’ı falan mı arıyordunuz? hayır yâni bunca aşk üstüne yazıyı birarada görünce belki küçük dilinizi yutacağınız gelmiştir de o dilin başka bir yerinize girme ihtimâlini hiç düşünmemişsinizdir. benim asıl derdim o. maâzallah çıkaramayabilirler âcilde felân.

hayat bâzân sıkıcı olmaktan kurtarabiliyor kendini canlarım.. bir gün birdenbire birilerinin aklına bir cinnlik geliverir.. can sıkıntısından olsa gerek, bir işe soyunurlar ve haklarını yememek gerekir oldukça çaba gösterirler bu iş için. mesâilerini harcarlar canım hiç yoksa.  elbet polis de farkındadır olayın, ceviz ağacı da.. ama hiçbiri konuşmaz ne hikmetse. kral çıplak canım baksanıza, utanıyor musunuz söylemekten? yoksa o ne idüğü kendinden menkûl nâmus anlayışınız sizi bakmaktan mı alıkoyuyor sap gibi ortada durana..?

şimdi bu kimliği ancak Allah tarafından bilinebilen kimseler, ne hikmetse benim kapımı da aşındırmaya başladılar. hayır yâni ben öyle pek dişe dokunur şeyler de yazmam ki. kendime yazarım ben yav. bunun çoktan anlaşılmış olduğunu düşünüyordum. hem hiç      – okunma kaygısı taşımıyorum- falan de demem ben öyle hipokratlık yapıp. lan kaygım olmasa evde döşenir dururum. şunun şurası hayâlimizdeki işin provasını seyircilerin gözü önünde yapmaya çalışıyoruz. ki; üçüncü göz herkeşe lâzım. sahi söylüyorum.  akşama kadar kafanı kaldırmadan okusan üflesen ne fayda salak! aç gözünü! açıkgöz ol biraz.. ha anladın sanıyorsun sen bu cümleyi değil mi şimdi? anladıysan anlat da görelim.. kendime yazıyorum diyorum ben alooo!

tanıdınız değil mi kendinizi kuşbeyinliler! hiç sağa sola bakmayın, size söylüyorum. onyedi aydır internette yazı yazıyorum. daha sizin gibilere rastlamış değilim. lan tez falan mı hazırlıyorsunuz kendi çapınızda? bize de söyleyin, yardımcı olmayan candan şerefsizdir! en âdidir! bir ara bildirgec’te de böyle bir şey yapılmıştı. ama o çok komikti. herkes çok eğlenmişti. burada olan biten ise hiç komik değil ve akla ziyân bir tablo sergileniyor. can sıkıyorsunuz ve görüntü kirliliğine sebep oluyorsunuz. boş işleri bırakın güzel kuşlar, cici kuşlar. gidin annenize bulaşık yıkarken yardım edin, pazarda limon satın, ne bileyim alın sevgilinizi vakit varken öpüşün, sevişin. ben mi öğreteceğim size ne yapmanız gerektiğini. sıpalıktan da çıkmışsınız döktüğünüz dillere bakılacak olursa. hem sıpaların ne günahı var, şimdi sizin yüzünüzden onlar da gümbürtüye gitti, ama yakında dönerler hiç merak etmeyin ;)

çemkirme hakkımın tamâmını kullanmadım farkındaysanız sevgili zibidiler, yazacağınız yorumlara bağlı olarak çemkirmelerim ivme kazanacaktır. bu blogda alınmak benim sevdiklerime yasaktır. alınmaması gerekenler kendisini bilir. onlar beni az buçuk tanımış olanlardır ve verdiğim değere lâyık olanlardır. ki bunun sağlamasını da şöyle yapabilirsiniz; yazdığım yorumları okuyarak. ben sevdim mi severim. neden aramam. bir avuç kimselerimi de, kimse olamayanlar için harcamam. kimse_siz_lerim yazdık emme, kimse üstüne alınmadı. içinde hepsini barındırıyor. ben kelimelerle dalga geçmem. onları severim, onlar gelip benim yükümü alıyorlar üzerimden.. onlarla ağlar, onlarla gülerim. çok yorduğum da oluyor, haklarını teslim etmeliyim. onlar da olmasa ben ne yapar, ne ederdim.. üç beş salağın yüzünden bugün kelimeleri lüzumundan fazla ve kötü yolda sarfetmiş olabilirim. sevdiklerimden ve kelimelerden aff dilerim…

Reklamlar

81 responses to “kuşbeyni safsatası nasıl yapılır?!

  1. ..montessori usulü:

    ..1870 yılında italya’a doğan, maria montessori
    adlı bir doktor’un “dimağen hasta çocuklar” ın
    terbiyesinde yeni teoriler denemesi ve pek
    muvaffak olması bir devrim niteliği taşımaktadır..

    ..bu doktorumuz, geri kalmış ve fenalık işleyen
    yavruların dertlerine, bulduğu usuller ile
    çare bulmuş, dünya tıbb alanını kani kılmıştır..

    ..uzatmadan, bu devrimci kişiliğimiz, mezkûr
    çocuklarımıza, heman okuma-yazma öğretmedi..

    ..önce ellerini, bi sıcak ve bi soğuk sulara sokmuştur..
    niçün yapmıştı? çünki çocuk evvelâ hararet hissini
    idrak etmeliydi de ondandır..bunu algılayan kişi
    yavrumuz, daha sonra dokunmayı ileri senelerde
    belki de öğrenme şansına kavuşur..öyle ya..mucize
    umulur..umulmasında da pek mahzur yoktur..

    ..bir de, bu yavrularımızın önüne beyzi ve cilalı
    küçük tahtalar koyarız..niçün yaparız?
    ..çünkü mini parmağını bu satıh üzerinde gezdirir de
    “üç muhtelif dokunma tahassüsü” nü ayırd edebilir..

    ..efendim, bu küçük ve masum yavrularımız için
    uğraşalım.. topluma kazandıralım..sevaba giriniz..
    ..heman dışlayıp-savurmayınız..ve umalım ki,
    on-onbeş yıl içinde okuma-yazmayı sökerler..

    ..vesaireyi başarıp da düğmelerini bilem iliklerler!..
    ..teşekkür ederim..

  2. Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin. Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin! Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır. Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar. Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler.

    MEVLANA

  3. ..ne güzel bir sözcük dizisi..
    ..hatalı çeviri olsa dahi..de..
    ..acaba..
    ..”tevhid”
    ..ne anlama geliyor..

    ..durun..acele etmeyin..
    ..sorum şu?

    ..tevhid’i tarif edeceksiniz..tamam..
    ..ama..
    ..benim sorum..
    ..neden o tarif ettiğiniz fi’l in
    ..”tevhid”
    ..kavramı ile ifade edildiğidir?

    ..teşekkürler..

  4. Candan’ımın kızgın hali…

  5. Sayın İnterlock;

    Kendi bloğunuzda Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin sözlerini bir bir yayınlayan sizin, benim aktarmış olduğum Mevlana’ya ait sözlerde geçen “Tevhid” kelimesindeki anlam ve fiili bilmiyor olduğunuzu kabul etmiyorum. Eğer bilmiyor olsaydınız bu kadar ince zeka ürünü bir soru sormazdınız. Buradaki fiilde geçen “tevhid”in toplum birliği değil “vahdet-i vücud” olduğunu biliyorum. Lâkin toplum birliği olsada anlam yine de güzel bir anlama kavuşmuyor mu sizce? Tevhid kelimesinin anlam bütünlüğünü yorumlamaya sanıyorum ki benim kelime dağarcığım yetmez. Bu konuda alimlerin yorumları açıktır. Açıkçası birde vahdet-i vücudu anlatın derseniz diye korkuyorum. Zira bunu anlatmak için Hakkal-yakin’e vasıl olmak gerek… Uzun sözün kısası “Her şey Onun,her şey O değil,hiçbirşeyde Onsuz değil. Her şey Ondan ve her şey Onunla kâimdir.” Umarım anlatabilmişimdir. Saygılarımla..

    “Denizi anlatacaktım güya,

    Meğer bu olmayacak bir rüya!

    Destiyi daldırdım denize,

    Ancak o kadar sundum size.

    Meğer, ne de çok zormuş dostlar!

    Denizi sığdırmak destiye…” ~alıntıdır~

  6. ..teşekkür ederim efendim..
    ..yeterince doyurucu..
    ..bir tarif oldu..
    ..sizi tanımıyorum..
    ..pek tabii biçimsel boyutta..ancak..
    ..size saygı duyuyorum..
    ..sevgili..vecihe..
    ..hürmetlerimle..
    ..sakin bir gece dileklerimle..

  7. Vecihe hanim,

    “Denizi anlatacaktım güya,
    Meğer bu olmayacak bir rüya!
    Destiyi daldırdım denize,
    Ancak o kadar sundum size.
    [..]

    Benim bu (deniz, derya, umman .. desti, damla, katre) metaforlarla hep sorunum olagelmistir. Insallah siz aciklamakta yardimci olursunuz..

    Yanlis anlamadiysam, ‘vahdet-i vucud’u anlatmak icin burada kullanilan ‘deniz, derya, umman vb’ mecazlari Allahi, ‘desti, damla, katre vb’ ise yaratilmislari, insan dahil, temsil ediyor..

    Yaniliyor muyum?

  8. Sevgili Interlock,
    ”ârif’e târif” hâdisesi oldu efendim.. hürmet ederim ve dahi ellerinizden öperim.. daltonizm bahsi üzerinde, bir daha, bir daha durmak şimdi faydalı olacaktır sâkinler tarafından inşallah dilerim.

  9. Hasan’cığım,
    buz bastım yaraya ;)

  10. Vecihe Hanım,
    benden size küçük bir hediye,
    bir ninni -tekerleme :

    hû hû dervişler
    bir fırın ekmek yemişler
    daha var mı demişler

  11. Sayın İnterlock;

    Güzel dilek ve temennileriniz için teşekkür ederim. Bilmukabele… Selam ve dua ile…

    MuzminAnonim Bey;

    Bahsi geçen kavramların yüceliğini ifade edebilmek adına ucunun bucağının olmadığını bildiğimiz manevi ilmin beşeri gözle görülebilen örneklerle ifade edilmesi kanımca anlatıma renk ve okuyucuya yalın bir dil sunuyor. Sizinde beyan ettiğiniz gibi deniz, derya, umman gibi kavramlar Allah’ı (c.c); desti, damla, katre gibi kavramlar ise yaratılmışları ifade ediyor. Aynı pencereden bakıyorsak sizde yanılmıyorsunuz. Saygılarımla.. Selamlar…

  12. ..daha önce..
    ..başka bir platform’da yapılmış yorumdur..
    ..cânan hanım’ın ifadesi sonucu oluşan çağrışım
    ..dolayısı ile alıntıladım..

    -Eskilerde bir söz vardı;
    “ARİF’E TARİF..ÇENBERLİ TAŞ’TA MAARİF.”

    -Eğer sohbetlerimizde, sürekli bu sözü anımsar ve de
    üstelik biçim olarak göz önüne getirirsek..bakınız..
    şimdi olacağı gibi..ne güzel anlaşırız..

    -Bir uzun sütûn düşününüz ve belli aralıklarla bu
    sütûn’un üzerinde halkalar veya çenberler..

    -Ancak, sütun “YAKINSAR” olsun..ve..
    -Çenberler de “helozonî”..
    -Ya’ni, bu yakınsar ve sonsuz sütûn üzerindeki
    çenberler, belli noktalarda biri birine temas etsin,
    ..ve bu noktada, bir çenberden-diğer çenbere geçmek
    olasılığı bulunsun..

    -Şekli, gözünüzün önünde oldukça net oluşturun..
    Bu şekil, pek tabiî sizin bilgi birikiminiz/karazma’nız
    oranında olacaktır..ve öyle de olmalıdır..

    -Bu sütûn; Birey’in “TEK BAŞINA” yürüdüğü gelişim
    yoludur. Ve pek tabiî bir düzenleyicisi, yasa koyucusu
    olduğu açıktır.

    -Çenber ve bağlı çenberler; Yol üzerinde gelişmekte olan
    bireyin gelişim pozisyonuna göre uygun bilgileri kapsayan,
    ve anlaşıldığı üzere belli yasaları da olan “SINIF” lardır.

    -Şimdi bakınız; Anlattığım manzara “TEKÂMÜL YOLU”nun
    biçimsel ve hatalı olabilecek bir bakış açısı olabilir.
    Ancak anlatmak istediğim, “sütûn” unda ve “çenber” lerin de
    yapıcısı tarafında vaz’edilmiş yasaları ve kuralları
    vardır.

    -Bu noktada, Ana Sütûn ve Çenberlerin hiyerarşik dizini ile
    kapsadığı bilgi muhtevaları “KÜLLÎ İRADE”,
    -Bu Tekâmül Sütûn’u üzerinde yer alan “ÇENBER”ler ve
    her birine ait bilgi muhtevaları da “CÜZ’İ İRADE” dir..

    -Birey, her çenberde bulunan “BİLGİ” yi öğrenip, idrak
    pozisyonuna ulaştığında, bir diğer çenberin koşullarına
    ve bilgi seviyesine “O NOKTA” da geçiş yapar.

    ,,Şimdi siz, artık ve eğer bu manzara ile yapılmış
    tarifi beğenirseniz, şunu ilâve edeceksiniz..
    Birey’in, “özgür irade” diyerek ad verdiği olay,
    “NEREDE BAŞLAR VE NEREDE BİTER?”

    ,,Bu cevap, size ait olmalıdır..
    -Size ait oluş ise hak ettiğiniz “İRADE BOYUTU” nun
    öğrendiğiniz bilgisi kadar olacaktır..

    -Sevgili dostum..
    -Sorduğunuz soru için çok teşekkürler.
    -Öğrenirken, öğretmek..ve
    -Öğretirken, öğrenmek..
    -Çizdiğim manzaranın şaşmaz kuralıdır..ve..
    -Başkaca da yol yoktur..

    -Enerjilerimizi sürekli paylaşmak dileklerimle..

  13. Sayın Candan;
    Mekanınınza destursuz girdim, üstüne üstlük birde hediye aldım. Çokta memnun oldum. Bende kapınızdan çıkarken eliboş vedalaşmayayım dedim. Buda benden size:

    Dervişlik dediğin hırka ile taç değil,
    Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil,
    Dervişlik olsaydı taç ile hırka,
    Biz de alırdık otuza kırka,
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Vurana elsiz gerek,
    Sövene dilsiz gerek,
    Derviş gönülsüz gerek,
    Sen (ben) derviş olamazsın..
    Sen (ben) Hakkı bulamazsın…

    Selam ve dua ile…

  14. Sevgili Interlock,
    ben kendi nâmıma anladığımı Bakara-286 ile yazmak istiyorum :

    Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlâmız, kâfir kavimlere karşı yardım et bize.

  15. ..candan hanım..
    ..evet..ne güzel..
    ..hatırlattınız..
    ..bu bir anlamda..özel programlarımızı..
    ..yaşadığımız anlamında..
    ..ve..eğer unutur isek..
    ..başımıza işler açacağımız..bilgisi..
    ..ne güzel..
    ..dikkatiniz..ve..
    ..paylaştığınız için..

  16. ..ve ayrıca..
    ..o ayette..yük kelimesi karşılığı..
    ..külfet=teklif kavramı kullanmış yaradan..
    ..ki..kökü..filk=emir=tapılması,uyulması mecbur olan
    ..anlamınadır..
    ..ve belki..kişisel program kayıtlarımızdır..
    ..yorum olup..tartışmaya açıktır..
    ..sevgiler..

  17. Vecihe Hanım,
    aslında size daha da güzelini sunmak isterdim hediyelerin ama elimizde olanla kifâyet etmeniz, biz candanları ziyâdesiyle bahtiyâr eder efendim.

    hediye eylediğiniz dizeler kimden bilemedim ve dahi guglayamadım. hazret eminim bu konuda bize bilgi verirdi, ama ben size mürâcaât edeyim istedim..

    şimdi ben size nasıl derviş olabileceğimi göstermek istiyorum izninizle.
    derviş vird eden ise (çok şükür kendimi öyle sayıyorum), sizi bilemem tabi ya da bu satırların sahibini, ben öğrenmekten hiç vazgeçmeyeceğim inşallah ve talebelik başımızın tâcı bir kavramdır, Allah dâim eylesin! dervişlik hususunda sizi de aydınlatmış olmayı gönülden isterim efendim, size de nâsib olmasını temenni ederim.

    siz Buda’dan da bahsetmişken hazır (ki sevdiğimiz bir abimizdir kendileri), nirvanaya selâmetle varmanızı dilerim efendim selâmetle ..

  18. Sevgili Interlock,
    katkılarınıza müteşekkirim..
    bu başlık altında bunların konuşulacağını hayâl dahi edemezdim..
    olanda hayır vardır ya, hayr olsun dileyelim efendim, hürmetler…

  19. ..ve umalım..
    ..vecihe hanım..
    ..alâkasını kesmesin..
    ..enerjisini bizler ile paylaşmaya devam etsin..
    ..belli bir birikimi..bizler gibi..yüklenmiş..taşımakta..
    ..ve paylaşmak zorunda..
    ..dilerim..hep beraber oluruz..
    ..sevgilerimle..
    ..block’unuzda aşırı gittim ise affediniz..

  20. Sevgili Interlock,
    efendim o nasıl söz öyle Allah aşkına..!
    blog blog olalı beri bi fare tuttu bile denebilir :)
    eksik olmayınız.. aşırı giden biri varsa o da ben olmuş olmalıyım. olacakla öleceğe çâre olmuyor vesselâm..

  21. Vecihe hanim,

    Sizinde beyan ettiğiniz gibi deniz, derya, umman gibi kavramlar Allah’ı (c.c); desti, damla, katre gibi kavramlar ise yaratılmışları ifade ediyor. Aynı pencereden bakıyorsak sizde yanılmıyorsunuz.

    Ayni yerden bakip bakmadigimiza emin olmak icin azicik daha detaylandirayim:

    Umman (mecazen Allah) sudan (mecazen yaratilmislardan) olusur mu demek istiyorsunuz?

    Vahdet-i vucud’da yaratilmis olanlar Allahin birer parcasi midir?

  22. Sayın Candan;

    Guglamadan da sözlerin Yunus Emre’ye ait olduğunu bildiğinizi tahmin ederim. Zikrin insanı hangi mertebeye çıkardığını elbet Rabbim bizden daha iyi bilir. Ben henüz İslamın bünyesindeki o güzel dervişlerin bastığı topraktaki toz zerresi olamadım. Sizin de buyurduğunuz gibi o mertebeye inşallah bir gün varırım.

    Hızlı yazmak kimi zaman kelimelerde böyle anlam karmaşasına yol açabiliyor. “Bu da” yazmak istemiştim. “Buda” olarak algılamışsınız ama ben sizin sevdiğiniz “abinizi” kastetmedim. Nirvana (fenafillah) yolunda hep beraber selamete ermek ümidiyle… Saygılarımla…

    Sayın İnterlock;

    Uzun zamandır takipte bulunduğum; arada bir yorum yapmaktan, paylaşımda bulunmaktan keyif aldığım bir hanedeyim. Kovulmuş hissine kapılmadım henüz. O yüzden alâkamı kesme niyetinde değilim. Nacizhane birikimi paylaşmaktan, enerji alışverişinde bulunmaktan keyif duyarım. Haddi biz aşıpta kelimelerimize sürç-i lisan ettirdiysek affola. Sevgilerimle…

    MuzminAnonim Bey;

    “Umman (mecazen Allah) sudan (mecazen yaratilmislardan) olusur mu demek istiyorsunuz?”

    Alimler bunu söylemezken ben kimim ki bunu söyleyeceğim. Lâkin durumu tersten açıklayabilecek Resulullah (sav) Efendimizin şu hadis-i şerifi size aktarmak isterim:

    “Allah-u Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı. O nur, Allah’ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Melekler, yer ve gökler, cinler ve insanlar daha yaratılmamıştı.
    Allah-u Teâlâ âlemleri yaratmayı murad edince, o nuru dört parçaya ayırdı.
    Birinci parçadan Kalem’i, ikincisinden Levh-i mahfuz’u, üçüncüsünden Arş-ı rahman’ı halketti.
    Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü.
    Birinci parçasından Arş’ı taşıyan melekleri, ikincisinden Kürsü’yü, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı.
    Diğer parçayı da yine dörde böldü.
    Birincisinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı.
    Kalan parçayı da dörde böldü.
    Birinci parçasından müminlerin gözlerinin nurunu, ikinci parçasından ilâhi mârifet yuvası olan kalplerinin nurunu, üçüncüsünden de dillerindeki nuru yarattı. Bu da ‘Lâ ilâhe illallah Muhammed’ür-resulullah’ tevhid nurudur.” (El-Mevâhib’ül-Ledüniyye)

    Demek ki umman sudan değil, su ummandan oluşuyor.

    Vahdet-i vücud konusuna gelince, bu konuda benim herhangi bir açıklama yada yorumda bulunmam hata olur. Sizi de hatanın içine çekmiş olurum. Ben bu vebalden de korkarım. Vahdet-i vücud hakkında açıklama yapabilecek olanlar Hakkal-yakin olanlardır. Ama yinede bu konuyla ilgili ilk yorumda belirttiğimi tekrar vurgulamak isterim:

    “Her şey Onun,her şey O değil,hiçbirşeyde Onsuz değil. Her şey Ondan ve her şey Onunla kâimdir.”

    Selam ve dua ile…

  23. [digerinde format hatasi oldu. pardon. aynen ve yeniden gonderiyorum]

    Vecihe hanim,

    Allah-u Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı.

    Silsilesini bir yana birakirsak; zannedersem, burada anahtar ibare ‘kendi nuru’ olacak..

    Bir kac soru ve acmaz cikiyor: ‘kendi’ derken buradaki iliski sizce nnasil bir seydir ‘sahiplik’ analaminda (‘kendi malim’ dedigimiz anlamda) mi, yoksa ‘kendi aklim’ dedigimiz (ayrilmaz, entegral parca) anlaminda midir?

    Sahiplik ise, vahdet-i vucud pek akla yatmiyor.

    Entegral parca anlamindaysa, vahdet-i vucud anlamli olmakla beraber, Allahin bir parcasi olmak hasebiyle, yaratilmislarin –dolayisi ile insanin– gunah isleyemezlikleri sozkonusu oluyor sanki..

    Daha da otesi, Allahin kendi kendisini imtihan etmesini filan da bekleyemeyeceginiz icin, ahiret vd de aciklamasi hayli zor mefhumlar oluyor gibi..

    Yani, her iki alternatifte de isler karisiyor gibi.. Ne dersiniz?

    Demek ki umman sudan değil, su ummandan oluşuyor.

    Bu sizin soylediginiz yukaridaki celiskiyi gidermiyr ki..

    Ayvaz kasap.. hep bir hesap :)

  24. Candan Hanım,

    Sizi bu denli rahatsız edecekse..
    Bi daha olmaz..

    Ayrıca.. Sevgili İnterlock,

    söylediklerinize tamamen katılıyorum. maria montessori olmasaydı biz işsiz kalırdık. iyi ki “kinder garden” ı açmış.

  25. Vahdet-i Vücud konusu yüzyıllardır bilenin de bilmeyenin de tartıştığı bir mesele haline gelmiştir.Uzun uzun sözlerin kısası ve doğrusu Ayet ve hadislerde mevcuttur: _”Atarken sen atmadın (Aslında) Allah attı..” -“İçinizdeyim görmüyor musunuz ?..” gibi ayetlerle; “K “Kulumun amelinden en razı olduğum şey farzları yerine getirmesidir.Kulum nafileleri işleye işleye o hale gelir ki;ben onun gözü olurum benimle bakar.Kulağı olurum benimle işitir..” ” Süfli arz üzerine bir ip sarkıtsanız mutlaka Allahın üzerine gelirdi..”gibi bazı hadisler de Vahdet-i vücud kavramını çağrıştıran ifadeler içerirler. Kulun önce gerçekten kul olması gerekiyor sanırım.Allaha ve Resulune “cool” olanlar kulluğun ne olduğunu idrak bile edemezler ki kul olsunlar. Kuran, mümin erkek ve kadınların Allah ve Resulunden bir söz duyduklarında “işittik ve itaat ettik” diye teslimiyet gösterme özelliğine sahip olduklarını belirtmektedir.İşe kulluk önce bu geçerli imana sahip olmakla başlıyor..Sonra :”Eğer Allahtan korkar,takva sahibi olursanız,mualliminiz Allah olur..”hükmünü yavaş yavaş yaşamak gelir..Bu halin gerçekleşmesi de helal lokma,taat,takva ve ihlas icab ettirir. Allahu Teala böyle kullarına hakikat,marifet ve hatta ledün ilimlerini dahi ihsan eder.. Farzları yerine getiremeyip,en büyük günahlardan dahi kaçınamayan;aklın ve nefsin ilk kademelerinden öteye geçememiş nice insanların Vahdeti vücuddan bahsetmeleri ne kadar abestir..Bu sanki ilk okulda okuyan bir çocuğun ordinaryus profesörün anlayabileceği ilim dallarından bahsetmesi gibidir.Bahseder ama ne dediğini kendi de bilmez..çünkü orda değil ki.. Bu bakımdan bu muazzam makamın lutfu ihsandan ibaret olan yüce ilminden bahsetmeyi ehline bırakmak en doğru bir davranış olacaktır…Bize düşen böyle bir ilmin mevcut olduğunu hatta ilmin sonu olmadığı hakikatinden hareketle ; velilerin ifadesiyle “vahdeti vucudun Marifetullahın ilk basamağı sayıldığını” bilmek ve “bilmediğini bilmenin de gerçekten bir ilim olduğu” hakikatıyla teselli bulmaktır..

  26. Vecihe Hanım,
    efendim ben size kısaca dervişliğin ne olduğunu izah etmek istedim. yâni talebelik matah bir şey midir? bence evet, öğrenmeyi sevmek ve bilgiye tâlip olmanın nesi kötü olabilir ki.. ama dervişlerin bastığı topraktaki zerre olmak başka şeyler. hem niye zerre olamadım falan diyorsunuz hâlâ anlamış değilim..

    yazdıklarınızın sâhibini ”bilmiyorum” derken samimiydim. ne yâni ordan herşeyi yemiş yutmuş gibi mi görünüyorum :) Allah saklasın!

    ”bu da” için aynı şeyi söyleyemem, bunları bilir ve dikkât ederim.çünki dikkât edilmediği takdirde Buda olabiliyor ve başka bir mânâ kazanıyor anlatılmak istenen şey. hem belki bu uyarım sizin için hayırlı olur aynı hatanın tekrarına düşmezsiniz, fenâ mı yâni yardımlaşmak..? ukalâlık olarak düşünmenizi istemem. ki; ben çok hata yapan biriyim, keşke beni de bir uyaran çıksa.

  27. Irmak Hanım,
    ne, beni bu denli rahatsız ediyor sizce ve niye?

  28. Sadi Bey,
    sizin için Vahdet-i Vucûd’u ”biliyor” diyebiliriz o hâlde..?

  29. Sadi bey,

    bazı hadisler de Vahdet-i vücud kavramını çağrıştıran ifadeler içerirler.

    Cagristirmak.. guzel bir kelimedir.. ama, neyin ne cagirstirdigi nicin herhangi bir iddiaya esas olsun ki..

    Allaha ve Resulune “cool” olanlar kulluğun ne olduğunu idrak bile edemezler ki kul olsunlar.

    Vahdet-i Vucud’un hedefinde Resulu olmadiig icin onu bu konunun disinda tutabilirz herhalde.. aa bir dakika… Vahdet-i Vucud da zaten onu yapmiyor mu?.. Hay aksi.. nasil olmus da gormemisim bunu bunca zamandir?

    [Kulluk filan ile ilgili fakat konuyla uzaktan yakindan alakali olmayan tiradi gectim]

    aklın ve nefsin ilk kademelerinden öteye geçememiş nice insanların Vahdeti vücuddan bahsetmeleri ne kadar abestir..

    Bunu deyince, aslinda gelmis gecmis herkesi kapsadiginizi kabul edebiliriz herhalde…

    Oyle ya, kimin ne oldugunun elinizde bir olcutu yoktur herhalde..

    Bu sanki ilk okulda okuyan bir çocuğun ordinaryus profesörün anlayabileceği ilim dallarından bahsetmesi gibidir.Bahseder ama ne dediğini kendi de bilmez.. çünkü orda değil ki..

    Bayilirim boyle ‘sanki’lere.. Duyan da ‘sanki’ soyleyenin ‘sanki’ oralarda bir yerlerde oldugunu sanacak.. ordinaryusluk filan..

    Bu bakımdan bu muazzam makamın lutfu ihsandan ibaret olan yüce ilminden bahsetmeyi ehline bırakmak en doğru bir davranış olacaktır…

    Ehli oldugunu anladigim anda birakacagim.. Ama, o ana kadar her iddia sahibine azamlik, hazretlik filan ben bagislamiyorum. Siz bagislarsaniz ona karismam tabii..

    Bize düşen böyle bir ilmin mevcut olduğunu hatta ilmin sonu olmadığı hakikatinden hareketle; velilerin ifadesiyle “vahdeti vucudun Marifetullahın ilk basamağı sayıldığını” bilmek ve “bilmediğini bilmenin de gerçekten bir ilim olduğu” hakikatıyla teselli bulmaktır..

    Soru: Kim sayiyor bunu?..
    Cevap: Kendileri..

    Soru: Neymis bu ‘Marifetullah’in icerigi?
    Cevap: Kendilerinden baskasi bilmez.

    Soru: Kimdir o ‘kendileri’?
    Cevap: Oyle soru mu olur? Tabii ki ‘Marifetullah’a vakif olanlar..

    Hmmmmm…..

    Bayilirim boyle sarigi almadim ki cuppenin parasini vereyim mantiklarina..

  30. Candan Hanım;
    teşekkür ederim uyarınızı dikkate alacağım inşallah bundan sonra ”bu da ” yerine ”Buda” yazmayacağım.Ayrıca ukalalık olarak atfetmemiştim bunuda bilmenizi isterim!Zerre olamadım kim oldu ne kadar oldu bu da ayrı ve geniş bir konu!Bir gün daha huzurlu bir ortam da bunu da konuşuruz inşallah!Saygılarımla..

    MuzminAnonimBey;
    açmaya çabaladığımız konu biz beşeri bir hayli yoracak;yorsa da çıkış noktasını bulamayacağımız bir konu gibi görünüyor.O yüzden beni muaf tutmanızı rica ediyorum.Ancak size bir kaç şey sormalıyım.Ehli olduğunu anladığım anda bırakacağım demişsiniz.Ehli olduğunu nasıl anlayacaksınız?Ehlini arıyor musunuz?Ehli olduğunu size gözle görünür şekilde ispatlamalı mı?Sizi bu konuda tatmine ulaştırmak zor görünüyor diyebilir miyiz?Selam ve dua ile..

  31. Vecihe hanim,

    açmaya çabaladığımız konu biz beşeri bir hayli yoracak;

    Yorulmadan olmasi iyi olurdu, ama, sart degil.

    yorsa da çıkış noktasını bulamayacağımız bir konu gibi görünüyor.

    Ben de oyle dusunuyorum. Cikisi olmayan. Ama, girisi var gibi.

    O yüzden beni muaf tutmanızı rica ediyorum.

    Hayhay.. ama, izah edemediginiz seyleri nasil kabul edebildiginizi merak etmemi engellemiyor malesef bu. Ama, olsun, ben bu dertle de yasarim.

    Ancak size bir kaç şey sormalıyım. Ehli olduğunu anladığım anda bırakacağım demişsiniz. Ehli olduğunu nasıl anlayacaksınız?

    Sihir, keramet, mucize ya da baska herhangi bir fiziksel veya pesudo-fiziksel bir sey olmayacak. Sadece metodik izah istiyorum. O kadar. Bunu istemek cok mu abes.. ya da cevaplamak cok mu zor?

    Ehlini arıyor musunuz?

    Evet.

    Ehli olduğunu size gözle görünür şekilde ispatlamalı mı?

    Gozle degil, akilla gorunur olmali.

    Sizi bu konuda tatmine ulaştırmak zor görünüyor diyebilir miyiz?

    Kimin neye kosulduguna bagli.. bana gore zor olan size cocuk oyuncagi gelebilir.

  32. candan hanım,

    lütfen dikkat buyurur musunuz? Sual: ben niye infaz ediliyorum???

    yakışmamış elinize. yanlış. tamamen yanlış, bin kere yanlış, milyon kere yanlış. ömrüm boyunca işitmediğim, hakkımda yapılan eleştirilerle, hakaretlerle uyuşmuyorum. bunu anlamanız kabil mi? bu yanlışı kabule mecalim yok, evet yok!..
    ben kimsenin önüne fener tutmadım.
    klavyesi ve dimağı kuvvetli fani, önce o, yani o, vicdanını yoklasın..

    hayırda kalın..
    hayırla kalın..

  33. ırmak hanım,
    bana, sizi nerede ”infaz” ettiğimi göstermenizi ricâ ediyorum. yok eğer gösteremezseniz, başka türlü düşünmek mecburiyetinde kalacağım.
    esenlikler diliyorum.

  34. Yazmaya ,cevap vermeye layık seviye ve değeri taşımayan eleştiriler ne beni ne de apaçık gerçekleri bağlamaz.Kuranda İsrailoğullarından bahisle bizlere de numune olması bakımından bir ifade var.Kendini allame sanan Yahudi bilginleri ilim ,irfan ve fazileti okudukları kitap sayısıyla ve parçaladıkları edebiyat savsatalarıyla ölçtüklerinden hem kendileri hem de etkiledikleri kitleleri saptırmışlardır.Bunun sonunda da o pek övündükleri bakkal aklıyla kendilerine inen kitapları işlerine ve yaşadıkları yanlış hayata göre değiştirmeye cüret ettiklerinden ,Hz :Allah kendilerini “sırtlarında faydalanamadıkları pek çok kitabı taşıyan merkeplere” benzetmiştir.Bu manada Resulullah sav. Efendimiz buyururlar ki: “Az bir tevfik çok ilimden hayırlıdır”.Yine Resulullah sav. “fayda vermeyen ilimden “Allaha sığınmıştır dualarında..

    O nun Allaha sığındığı şeylerden bizde Allaha sığınır,O nun Allahtan istediği hayırlı şeyleri biz de Allahtan isteriz..

    Vahdeti vucudu bilme konusuna gelınce anladım ki hakikaten idrakiniz az..Ben,asla vahdeti vücudu bildiğimi iddia etmedim ;aksine vahdeti vücudu bilmediğimi bilenlerdenim dedim..Vahdeti vucuddan bahsetmenin selahiyet gerektirdiğini;bahsetme sonucunun insanın kendisine ve başkalarına getirdiği şeyin de çok büyük bir sorumluluk yüklenmek olduğunu ifadeye çalıştım..Bu sitenin yazarlarının bu kadar tahammülsüz olduğunu da bilmiyordum..Yazdıklarımı ağır bulduysanız.alay,aşağılama tarzında eleştirilerinizi insaf ile bir kere daha okumanızı tavsiye ederim..Bu siteye son girişim olacak..Çünkü sizlerin anlamadığınız konularda ahkam kesen insanlar olmanız ;üstüne üstlük anlatılmaya çalışılan iyi niyetli bahisleri demagojilerle yıpratmaya çalışmanız sizinle aramızı ayırmaktadır..Sözlerimi Bir ayet mealiyle bitireyim: “Ey İman Edenler!Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Bu (yapmadığınız şeyleri söylemeniz) Allah indinde çok büyük bir mesuliyettir..

  35. Yazmaya, cevap vermeye layık seviye ve değeri taşımayan eleştiriler ne beni ne de apaçık gerçekleri bağlamaz.

    Benim her zaman seviye takintim olmuyor. bazan istisna yapip cevap verdigim oluyor. Bu ornekte oldugu uzere.

    [konuyla alakali olmayan tiradi gectim]

    Vahdeti vucudu bilme konusuna gelınce anladım ki hakikaten idrakiniz az..

    Olsun, benim idrakimin azligin yaratabilecegi muhtemel eksiklikleri siz pekala boylece giderebiliyorsunuz. Baska bir deyisle, sizdeki bu idrak derinligine hayran olmamak elde degil. Idraksizligi gorur gormez taniyorsunuz anlasilan. Kul kulu kendi gibi bilir diyebiliriz herhalde.

    Ben, asla vahdeti vücudu bildiğimi iddia etmedim ;aksine vahdeti vücudu bilmediğimi bilenlerdenim dedim..

    Marifetullah filan gibi tumturakli seylerden bahsedince zat-i alinizin ‘bilmemek’ isimli bir ‘marifet kapisi’ni araladiginiz zehabina kapilmis olabilirim. Fakat simdi, zehabin sizden kaynaklandigini gormek beni teselli de etmiyor.

    Marifet, bilmedigini idrakle bitmiyor: Bir de, –bu konuda ne zaman birisi birsey sorsa, verilen beylik cevabi tekrar etmek, ordinaryus falan filan demek [artik var olmayan bir akademik makami zikretmek bir yana] yerine, isaret ettiklerinizin ‘bil’iyor olduguna dair idrak bazi ipuclarinizin olmasinda fayda var bence.

    Baska bir deyisle, ihtiramla ucurduklarinizin soylediklerini anlamadiginizi soyluyorsaniz, ihtiraminiz sizin kisisel tercihiniz olur.

    Baskalarini bilmem, ama, bilmedigi konuda beni ihtirama davet edeni ben kaale almak zorunda hissetmem kendimi.

    Vahdeti vucuddan bahsetmenin selahiyet gerektirdiğini;

    Ne selahiyetiymis bu.. Kim kime taniyormus bu selahiyeti.. Orada da mi Y.O.K vardir?

    bahsetme sonucunun insanın kendisine ve başkalarına getirdiği şeyin de çok büyük bir sorumluluk yüklenmek olduğunu ifadeye çalıştım..

    Allah ve dinin dahi tartisilabildigi bir dunyada, vahdet-i vucud’un ek koruma ve kutsalliklari mi vardir?

    Bilgi, her an kendini ispat etmekle mukelleftir. 300-500-1000 sene once ifade edilmis hic bir seyi aksiyom almak zorunda degiliz. Her meydan okumada gercekliklerini ispatla yukumludurler.

    Bu sitenin yazarlarının bu kadar tahammülsüz olduğunu da bilmiyordum..

    Baskalarini bilmem, ama, ben bu sitenin yazarlarindan birisi degilim. Dolayisi ile, benim yazdiklarim bu siteyi/blogu baglamaz. Baska bir sitede bu konuyla karsilastigimda da ayni seyleri yazarim.

    Cevap olarak, ‘o bu ordinaryustur onlarin dediklerini cocuklar anlamaz’ tur ve mealinden cocuk avutmalari sayilabilecek sozleri kabul edebilcegim seviyelerde degilim artik ve malesef.

    Yazdıklarımı ağır bulduysanız. alay, aşağılama tarzında eleştirilerinizi insaf ile bir kere daha okumanızı tavsiye ederim..

    Bunlari uzerime almiyorum. Yukarida degindim, cevap vermege calismak yerine, ordinaryuslere biat cagrisindan baska bir icerigi olmayan seylere itibar etmek zorunda degilim.

    Bu siteye son girişim olacak..

    Siz bilirsiniz.

    Çünkü sizlerin anlamadığınız konularda ahkam kesen insanlar olmanız; üstüne üstlük anlatılmaya çalışılan iyi niyetli bahisleri demagojilerle yıpratmaya çalışmanız sizinle aramızı ayırmaktadır..

    Acikli sozleriniz beni derinden uzdu. Bu duygusal iceriksizlikler yerine, sorulara cevap vermegi tercih edebilirdiniz. Tercih sizindir.

    Sözlerimi Bir ayet mealiyle bitireyim: “Ey İman Edenler!Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Bu (yapmadığınız şeyleri söylemeniz) Allah indinde çok büyük bir mesuliyettir..

    Bu da ‘verecek baska cevabin yoksa bir ayet patlat’ yontemi olsa gerek.. Konuyla alakali olmadigi icin geciyorum.

    Istilah-i fenniye degil, cevabiniz varsa onu yaziniz lutfen.

    Konuyla alakali olmayan ayetler, hadisler ve sizlanmalar, sikayetler, duygusal tiradlar yazmaniz da guzel tabii, ama keci bozynuzu bile degil.

  36. Vecihe hanim,

    Soyle bir siteye rastladim: Linki buradadir.

    Oradan alinti:

    Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî’dir.

    Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn-i Arabî’ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu “Şeyh-i Ekber” diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir.

    Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş bulunmazsa, susmak evlâdır. Çünkü herkese aklının erebileceği ölçüde söz söylemek gerekir. Yoksa hâlden anlamayana hikmet ve mârifetten bahsetmek, hakîkate zulmetmektir.

    Bu itibarla Muhyiddîn ibn-i Arabî -kuddise sirruh-: “Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar.” buyurmuştur.

    Neresini tutayim.. de neresi elimde kalmasin..

    ‘sır ilminden’ bahsediyor.. Ilim dedigimiz sey bir seyi izah etmek amaciyla yapilan –ve tercihen bencil olmayan– bir faaliyet sonucunda elde edilen bilgiler, yontemler vb ise, burada yazilanlar –hani, nasil derler– ‘halka muderris ise, hakikate asidur’..

    “Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar.” ne demektir Allah askina.. ‘Benimle hemfikir degilseniz sizinle hic konusmayalim’ demenin azicik daha suslu kelimelerle ifadesi degil midir bu?

    Ya da su:

    “Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş bulunmazsa, susmak evlâdır. Çünkü herkese aklının erebileceği ölçüde söz söylemek gerekir. Yoksa hâlden anlamayana hikmet ve mârifetten bahsetmek, hakîkate zulmetmektir.”

    Hele gurban, sen bir soyle.. bellim’olur, anlayan da cikar belki.. un eler gibi on elemeler de ne oluyor boyle..

    Oradan da suraya link verilmis: Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf

    ‘Ledünnî İlim’ bap 11.. ve ” Hallâc, İblis’e şöyle cevap verdi:” filan iceren bir sey..

    Uzerindeki o uhrevi havayi bir an icin yok sayin; bunun Shakespare’nin Macbeth’i gibi teatral ve onun kadar da berbat bir sey oldugunu gormemek cok zor olMAsa gerek… Zaten, anlatilan da bir temsil.. ve, malesef hic cikip sahneleyen olmamis galiba..

    Simdi siz, bana, hala daha ‘once sirdas ol, sonra [belki] yoldas olursun’ mu diyeceksiniz..

    Ne sirri.. ben sir mir istemiyorum.. Allah asikar.. sirlar da asikar olmali..

  37. Muzmin Anonim Bey;
    izah edemediğiniz şeyleri nasıl kabul ediyorsunuz demişsiniz.İzahını yapamadığım ama yüreğimin sesini dinlediğimde kabul et dediğini duyduğum o kadar çok şey var ki..Zamanın da Allah’ın varlığını kabul etmeyen ben sorularına açık ve net izah arayan bendim.Aklın açıklayamayacağı hiç bir şey olduğuna inanmıyordum.O dönem de Allah’ı da sizin şuan gördüğünüz gibi aşikar görmüyordum.Dokunamadığıma , göremediğime iman etmek ne de zor geliyordu.Rüya ve gerçek arası gördüklerim islamda göremediğim kapıları araladı.Şimdi diyorum ki hayır böyle bir şey yok diye düşündüğüm hep içimdeymiş açığa çıkmak için zamanını beklemiş.Oysa hala anlayamadığım bir şey var.Bu kadar inançsızın içinde inanmamı sağlamak için ben seçilmişmiydim?Neden ben?Bunu da izah edemiyorum.İçime düşürdüğünü bildiğim tek bir şey var o da ummandan bir damla serpilmişti bedenime; zamanla okudukça büyüdü ufkum merak ettikçe yandım.Hala okurken eridiğimi hissediyorum.

    Ve aradan yıllar geçti.Denizin içinde kaybolduğumu hissettiğim anlarda bir çırpınıştır bağırmaya başladım.”Bana rota belirleyebilecek olan yok muuu?” ”Bir başıma boğulacağım.Beni daha ileriye götürebilecek bir vasıta lazım.İmdatt” Böyle söylediğim anlardı.Yine izahını yapamadığım şekilde ehlini buldum denizin ortasında.Şimdi benim ehlim diyor ki vahdet-i vücut konusunda ”sen sus”, bakıyorum benim ehlim dışındakilerin bu konuda ki yorumlarına onlarda diyor ”sus” bende susuyorum ama inanıyorum tıpkı gözlerimin görmekten aciz olduğu sadece kaple görebildiğim Hakk’a inandığım gibi. İstediğiniz metodik izahı ben yapamam.Ehli yapacaktır emin olun.Ehlini de sizin dediğiniz gibi sadece akılla bulmanız pek olası değil.Kalpde kendi varlığını akılla birlikte hissettiriyor bu durumlarda.Umarım bulursunuz.Önce sırdaş olun diyemem ama önce yoldaş olun sonra sırdaş olursunuz diyebilirim.

    Bu arada bahsettiğimiz sırlar sizin isteğinize bağlı değil sanıyorum ki!Allah aşikar demişsiniz!Nasıl aşikar?Göremediğiniz dokunamadığınıza iman ediyorsunuz.Varlığını aklın görebileceği şekilde kendinize nasıl izah ediyorsunuz?Selam ve dua ile..

  38. candan hanım,

    yalnızlık demlerimde tekabül ettim sizlere, hepinize. sımsıcakcık dostluklarınız vardı. imrendim. sadece dostluk adına paylaşıma açmak istedim yüreğimi. fakat ne mümkün!.. ben kendi ayağımla, başımı hangi belalara sokmaya gitmişim meğer.
    mahzeninizin tokmağını tıklatarak, ürke-korka “merhaba” dedim size. oysa siz beni kamçı ile, sopla ile karşılamadınız (ki).
    utanmaz olmak felaketlerin en büyüğü hiç şüphesiz.. sanılmasın ki, bugüne kadar “namus laubaliliği” yaptım. şahsıma isnad ettiğiniz yakıştırmalarınızı, saldırılarınızı; hakaret formatıyla, özenle seçilen kelimelerle, seri bir biçimde sıralayarak sunmuşsunuz. hayır, iri bir yanılgı, koskoca bir itham. hakaret: şurası bir gerçek ki, HAKLI HAKARET YOKTUR. infaz-ı fermanınızla hükmünüzü dillendirdiniz. yazılanları emir- hüküm telakki eyledim.
    keşke, öyle değil de nasihatvari olsaydı söylemleriniz, bir abla sıcaklığıyla, bir dost saffetinde, bir sanatçı naifliğiyle, şiir kadar duru ve temiz, hassas sonra.
    *

    siteniz çok güzel, sanat dolu, edebiyat kokulu. takip ettiğim bir mevkute.
    ve lakin, yazıcı değil yazı gayeye maksat olan, safi yazı. burada serdettiğim görüşlerimi de hesaba katarak yazıcı ile yazıyı keskin sınırlarla birbirinden ayırıyorum. neyse ki ayırıyorum.

    ve son olarak, Aşk. Aşk mı? Aşkı herkes kendi göğsünün genişliği kadar kavrayabilir. Fuzuli’nin aşk kitabını incelersek eğer, aşkın yolunu yordamını keşfedebiliriz. ben aşka, Fuzuli’nin baktığı yerden bakıyorum. tenzihlerimle beraber diyorum ki, Aşkı anlamayan ne anlar Fuzuli’den, Mevlana’dan, Yunus’dan, Bektaş’tan ve dahi nicelerinden.

    son bir şey daha; yazıcı, okunmak için yazar, aslını inkar edenleri alkışlayalım, ama inanmayalım onlara (a.camus)
    doğrusu her cemal ve kemal sahibi kendi güzelliğini göstermek ister.

    Karban-ı rah-ı tecridiz hatar havfın çekip
    Gah mecnun gah ben devr ile nevbet bekleriz
    (Fuzuli)

    evet, mücevher gibi temiz kalana ne mutlu. şu vakt-i zamanda iftihare değer büyük bir erdemdir bu.

    ve aşk ile..

  39. Irmak Hanım,
    yine haketmediğim (güzel/çirkin) bi ton laf işittim. bana hâlâ sizi nerde ve nasıl infaz ettiğimi söylemez iseniz, basit ve anlaşılır atasözlerimizden birine sığınıp, felsefeye fazla bulaşmayacağım : yarası olan gocunur.

    kirlenmedim ki arınmak dileyeyim..

  40. candan hanım,

    açıklamıştım hanımefendi, yazdıklarınızla infaz ettiniz candan hanım. üstelik de yargısız. öyle ya, yargısız infazda hakir görmek vardır, hakaret etmek vardır (ki tüm hakaretler haksız yere yapılır), suç isnad etmek vardır, muhatabının haysiyetini zedelemek, onuruna dokunmak, küçük düşürmek ve onunla alay etmek vardır. ağır ve keskin diskurlarınızla körü körüne ve zoraki bir şekilde söz dinletme yetkisi verdiniz kendinize. bu,yargısız infaz değilse ne? amaç: can acıtmak, öfke boşaltmak. taktik: vur-kır-öldür. (öldür sonra yargıla)
    yazdıklarınızın ele alınır yanı yoktur, yenilir yutulur cinsten değil, boğazdan kolayca geçemiyor, ne ki hazmedilsin.

    yarası olan gocunur.

    kirlenmedim ki arınmak dileyeyim..

    burada dillendirdiğim görüşler objektif bir düşünce biçimiyle yazılmıştı. değilse ne siz kirlendiniz, ne de yaralıyım gocunuyorum.
    aklım doruklarda olmasa bile, zehir gibi bir zekaya sahip olmasam da, fakirin, kumaşı sağlamdır. lütfen buna inanın.

    aşkı çok tatlı bir kapıdan araladım.
    yani şuradan,

    “kimin elbisesi bir aşk yüzünden yırtıldıysa
    hırstan, ayıptan tamamıyla arındı o ”
    (mevlana mesnevisi)

    her insan okunacak bir kitaptır vesselam.
    baki selam.

    aşk ile…
    vecd ile…

    dipnotçuk: bu notları size gönderdim ancak, ulaşmadı, öyle farzederek yeniden gönderiyorum.

  41. bu kez ulaştı, şükür.

    şurada küçük bi düzeltme yapayım, sehven yazılmış “açıklamışım” değil ” açıklamışTım” şeklinde olmalıydı, klavye hatası.

  42. Irmak Hanım,

    yorumlarınızın bana ulaşmaması ya da yayımlanmaması diye bir şey söz konusu değil. üstüste göndermiş olmalısınız. bloga şimdi girdim ve diğer yorumlarınızın moderasyona takılı olduğunu gördüm, son yazdığınızla aynı olduğu için de diğer ikisini sildim.
    burada bana istediğinizi yazabilirsiniz, ben de cevap veririm. ama söyledikleriniz bana bir anlam ifâde etmediği sürece benden aynı cevabı almaya devâm edersiniz. şunu da düşünmüyor değilim neden sürekli bir alınma pozisyonunda seyrediyorsunuz olan biteni..? yâni bir tek ben böyle düşünüyorsam, sakatlık bendedir. sizinle daha önce herhangi bir diyalogumuz olmadı. bahsettiğiniz sıcak ilişkiler sebebiyle de elbet beni ziyâret etmiş olabilirsiniz. başımın üstünde yeri vardır her gelenin. ancak ben sizin kadar akıllı değilim maalesef yâni leb demeden leblebiyi anlayamıyorum ve izah istiyorum. ancak anlam kargaşasıyla dolu satırlar kafamı iyiden iyiye bulandırıyor ve inanın şu ara bunlarla uğraşacak ne vaktim ne de hâlim var.
    bâzı şeyler oldu ve artık unutalım gitsin. ben en iyi bunu bilirim. araladığınız kapıdan bakmaya devâm ederseniz beni daha rahat görebilirsiniz.

    selâmlar..

  43. Sarılın ona ve bitsin bu zıtlaşma
    Zaman birleşme zamandır;
    Ne ışıkta ,ne karanlıkta;
    Sadece ikisinin ortasında..

  44. Irmak hanim, Vecihe hanim [alfabetik sirada]

    Sayet ikiniz de daha once (i.e Jazetta’daki o sessiondan once) hic karsilasmadigim kisiler iseniz, ve ikiniz de ayri kisler iseniz, size ozur borcluyum.

    Bunu bana ispatlamak zorunda degilsiniz, ama, durustluk adina ben soylemek zorundayim.

  45. Muzmin Anonim Bey;
    böyle düşünüyor olmanıza üzüldüm şimdi!Oysa ki bu mevzu jazzetta da geçmiş bende birileri ırmak hanımı birilerine benzetmek için var gücüyle uğraşıyor demiş üstüne de eklemiştim ırmak hanım için sorun yoksa ırmak hanım olmaktan keyif duyarım!Malesef ki değilim bunu orda da beyan etmiştim.Yazı tarzımızda anlaşılmıyor mu?Ben daha yalın bir türkçe kullanmaya çalışıyorum!Özür dileme borcunuz olmasın bu sadece bir sanı ve yanlış bir sanı!Yapmadığım bir şey içinse ikinci kez ifade vermek durumunda kalıyorum.Size ne kadar samimi gelecek bu yazdığım bilmiyorum.Oysa ki ırmak hanım olmadığımı size ispatlamayı çok isterdim!Ancak sanal bir ortamda size bunun ispatını nasıl veririm ki?Siz kafanızda bu sanıyı kurmuşsunuz şimdi bu sanal ortam da ben nasıl değiştirebilirim düşüncenizi?Bana bu bağlamda yol gösterirseniz evet ben bunun ispatlamayı çok isterim!Çok isterim çünkü en az sizin kadar dürüstüm.Saygılarımla..

  46. Vecihe hanim,

    Yapmadığım bir şey içinse ikinci kez ifade vermek durumunda kalıyorum.

    Iste, ben de tipki bu sekilde alinganlik gostermistim :))

    Sunu “Bunu bana ispatlamak zorunda degilsiniz, ama, durustluk adina ben soylemek zorundayim.” demis olmama ragmen.

    Ancak sanal bir ortamda size bunun ispatını nasıl veririm ki?

    Zorla imkansiz arasinda bir sey. Biliyorum.

    Siz kafanızda bu sanıyı kurmuşsunuz şimdi bu sanal ortam da ben nasıl değiştirebilirim düşüncenizi?

    Yoo.. sadece benim kafamda kurmus oldugum bir sey degil. Cok sayida kisi sizin (ikinizin ayri ayri ya da ayni kisi) ve apansiz anonim olmaga karar veren bir tanidik oldugunuzu dusundu ki sasirabilirsiniz. Hatta, bir iki kisi email filan da yollayip uyardilar –dikkate almadim, ama, sonra da cok nahos buldugum tatsizliklar oldu. Ondan rahatsiz oldum.

    Benim –kisisel olarak– anonimlerle yazismakla ilgili hic sorunum yok –nasil olabilir ki, sonucta bunu yazan kisi ‘Muzmin Anonim’ musteariyla yaziyor ve kimseye de kim oldugunu filan da soylemis degil.

    Sorun o degil(di); sorun, yine Net uzerinden yazan fakat eski tanidiklardan birisinin bir muziplik yaptigi ve aniden baska bir kimlige burundugu ihtimali idi. Boyle bir sey, Net raconunda hos karsilanmaz hic.

    Muziplik ihtimali dusunusumuzun sebebi de, ikinizin (arti, Asiye hanim –sapkali–, ‘ben’, ‘Ben’, ‘Muhammed’ vb gibi kisilerin aniden) zuhur etmesiydi.

    Bu, aniden ortaya cikanlarin bir kisminin kim oldugunu biliyorum, ya da cok kuvvetle tahmin ediyorum diyeyim –ki, cok ayip ettiler–, fakat siz ikiniz icin oyle ya da boyle bir sey diyemiyorum. Yavas yavas diyebilir olacagimi (kanaat olusturacagimi) saniyorum; ya da onemsemeyecegim.

    Ha, bu arada, bunlari ben diyorum. Dolayisi ile, siz hala daha bu ‘sanri’nin sirf bende oldugunu dusunuyor olabilirsiniz.

    Oyle olmadigini dusundugumu ekleyebilirim. Hayli sicak bir ‘kabile’de oldukca soguk karsilandiginizi dusunuyorsaniz, sebebi budur demek istiyorum.

    Buyuk bir ihtimalle, talihsizlik..

    Çok isterim çünkü en az sizin kadar dürüstüm.

    Boyle cumlelere dikkat etmekte fayda var: ‘en az sizin kadar’ ne demektir; durustluk yarisi mi yapacagiz simdi de? :)

  47. Muzmin Bey;
    ben sıcak bir kabilede soğuk karşılandığımı düşünmemiştim aslında!Kimler size mail yazdı bu konuda bilmiyorum.Açıkcası bu çok da önemli değil benim için.Bunu arkadan arkaya değilde sizin gibi yüzüme söyleyebilecek olan herkezede cani gönülden samimi bir ifadeyle öyle olmadığını anlatabilirim.Ancak anlatabilirim kanıtlayamam.Aranıza girip ortalık karıştırma gibi bir niyetim hiç olmadı.İnsan kendini nerden biliyorsa karşısındakinide öyle yargılıyor.Benimle yazışmalarınızda nahoş tatsızlıklar yaşanmadı.Diğer şahıslarla yaşadıklarınıza benim gözlerimde şahit.Siz Metin Bey’in o ilmeğinde beni farkedebilmişsiniz.(Asiye hanim –sapkali–, ‘ben’, ‘Ben’, ‘Muhammed’,Irmak hanım)parantezde belirttiğim şahıslar o ilmekte zuhur ettiler doğru.Ben onlardan bir hayli önce de ilmeklerdeki yerimi almıştım.Kurcuklamış olsaydınız farkederdiniz.Metin Bey,Suat bey,Bekir Beyin bloglarında düzenli olarak yazıyordum.Tartışmalardan uzak yorum bildirdiğim için farkedilmedim diyelim.Bir de bir önceki ilmekte belirtmeyi unuttum.Bildiğim kadarıyla bilgisayarla aranız iyi bütün bu şahısların kim olduklarını ip nosundan çıkarmak mümkün değil midir?En azından benim modem aç kapa yapılmadığı için biliyorum ki hep aynı ip adresiyle gidiyor yorumlarım.Ben nacizhane kendi çapımda vakit geçiriyorum.Arada yorum yapıyorum.Kimi zaman sert kimi zaman tatlı bir üslupla karşılanıyorum.En sert karşılandığım blogların sahiplerinin düğümleri zamanla çözülüyor.Benim anladığım sevgi almadan kimse sevgi hediye etmiyor.Kendime de sırf siz takip ettiklerimin linklerini yayınlayabilmek için bir blog hazırladım.Belki başkası olma sanısından kurtulabilirim hem belli mi olur?Kanaat oluşturduğunuzda yön artıysa eğer lütfen haberdar edin karşınızda olmaktan şuan aldığım hazzın iki katını alabileyim.Yok eksi olursa kanaatiniz onu da belirtin ki aynı ilmeklerde yazıp sizi rahatsız olmaktan kurtarayım.Dürüstlük mevzuna gelince elbette ki yarış yapmak mümkün değil.Sanal ortamın düsturları reeldeki gibi aleni olmuyor.Ancak size mail hazırlayıp sanılarını belirten kişilerin ardımız sıra yüreğindekini kustuğunu düşünürsem siz onlara göre bir hayli dürüst sayılırsınız.Selam ve dua ile..

  48. Vecihe hanim,

    Belki de beni islettiler bu nabekarlar, o da olabilirler. Size kimsenin bir sey kustugu yok. Soylenenin ozu esasen suydu: ‘Nereden cikti bunca anonim, bu iste bir gariplik yok mu?’ Yani, kisisel bir sey degildi..

    Daha sonra da kim acaba kimdir totosu oynandi. Kazanan belli degil. Kaybeden var.

    Ve, kirk yilin basi light takilayim dedim olan bana oldu :)

  49. Müzmin Bey,
    bir dakika lûtfen ”olan bana oldu” derken, kendinizi yalnız hissetmenizi istemem, ben da, ben da :))

    bu arada Vecihe Hanım’a yeni blogunda hayır dileklerimi burada da iletmiş olayım..artık yarı anonim sayılır bence :)

    http://sessizce.wordpress.com

    Vecihe Hanım,
    yalan yok ben de sizi onlardan biri sanmıştım. özür dileyecek şeyleri yapmayı sevmiyorum ama kendimden bile nefret ettim o aralar, o denli yâni.. Müzmin Bey, çok daha güzel açıklamış sağolsun benim hislerime de tercümân olmuş. ama siz de hak veriyorsunuz değil mi olan bitenden sonra bu hâle gelinmesine..
    neyse, geçmiş gitmiş olsun ve kimse bir daha öyle şeyler denemesin. ben anonim de olsa insanların dürüstçe davranmasını bekliyorum, ben öyle yaptığım için değil sâdece.. kimseyi ekran yerine koyamıyorum o bakımdan. ki, insan kendisini bir biçimde ele veriyor zâten.. klavye ne işe yarıyor canım ;)

  50. Müzmin bey,

    gene, tehlikeli alakalar, alakasız ayrıntılar.. böyle konuşmanız ispat hakkını doğuruyor, doğuruyor da, bunun sağlamasını nasıl yapmalı? işte tam da burda beynim gelmiyor benimle.
    vecihe hanım, siz, bir kez daha vurgulayın, sizin ben olmadığınızı, (benim, siz olmadığımı). bu kez biraz üst perdeden olabilir mi?
    vecihe hanımdan müstakil bir varlığım var, ve yorumlarınızda zikrettiğiniz diğerlerinden. Asiye hanim –sapkali–, ‘ben’, ‘Ben’, ‘Muhammed’ bunlar nerden tünedi bilmiyorum, ama bu işte sizin parmağınızın olabilceğini de düşünmüştüm. yalan değil öyle düşünmüştüm.

    özür dilemenin de kendine özgü bir matematiği vardır, biraz geç kalmadınız mı?
    buyurun özür dileyin o halde.
    hayır, bütün o yaşananlardan en çok etkilenen bendenizdim, olan bana oldu, size değil. en çok üzülen benim.

  51. pardon o listede birkaç isim eksik

    1.merhaba
    2.merhaba
    bir de bana edeb dersi veren “miss cat”

    HEYHAT!!!

  52. Muzmin Anonim Bey;

    sonuç itibariyle sordunuz tüm samimiyetimle cevapladım umarım tatminkar olmuştur.Bundan sonrasının sınaması size ait.Her iki şekilde de sözleriniz ,yorumlarınız başımla bir.Kanaatiniz sonrasındaki değerlerimiz ne olur bilmem ama sizin varlığınız aynı değerde olacaktır.:)Huzurlu akşamlar efendim..

    Candan Hanımcım;

    elbette ki hak veriyorum. Benimde Irmak Hanım için olmasa bile diğer niki geçen anonimler için önyargılı tutumlarım oldu.Şuan bahsi geçen anonimlerin yok oluşuyla bende içimizden birilerinin o ilmekde kafa bulmaya çalıştığını düşünüyorum.Dediğiniz gibi gelmiş geçmiş olsun.Zaman içinde kimler kalıcı kimler geçici olur hepimiz farkederiz.Eminim ki dürüst olmayan çok fazla kalamayacaktır.Yarı anonim olmakta büyük keyifmiş:)Ne çabuk buldunuz yahu!Selamlar..

    Irmak Hanım;

    pekala..bir üst perdeden tekrar ediyorum.”ben Irmak Hanım değilim,Irmak Hanım’da ben değil:)” ama yinelemekte fayda var!Ben yaşının benden küçük olduğunu bildiğim Irmak Hanım’la aynı kişi sanılmaktan hiç rahatsız olmadım.Keşke hepimiz Irmak Hanımın yaşlarındayken en az onun kadar birikim sahibi olabilseydik.Selam ve dua ile..

  53. Irmak hanim,

    Kimbilir gercek hayatta siz de son derece ‘herkes gibi’sinizdir de, klavyeden yansiyan uslup ziyadesiyle, bana (belki de digerlerine de), Fatma Girik filimlerindeki o guzelim fakat bir o kdar da sentetik dil olarak yansiyor.

    Bunun sizin kabahatiniz oldugunu, ya da kabahat oldugunu da soylemiyorum. Ama, hem yasinizin genc olmasini (zannedersem 30’un altindaydi; soylemis oldugunuzu saniyorum, ama, soylemediyseniz benim –o karmasada– yanlis cikarsamalarimdan birisi ya da yanlis hatirladiklarimdan birisi farzedin ve soylemeyin lutfen; cunku gerek yok), hem de bir kar tanesi kadar kirilgan(mis gibi) dururken, ayni zamanda da bir yay celigi kadar resilient olmanizi yanyana koyunca, bunun gercek bir kisilik olmak ihtimali o kadar azaliyor ki.. bir de bunun uzerine Arabi plus Farsi seyler gelince.. insan, ee. yok artik, bu mutlaka bizim x ya da y’dir diyesi geliyor..

    Kisacasi [ne kadar kisa olduysa] siz kendi kimvurdunuza gittiniz aslinda.. :)

    gene, tehlikeli alakalar, alakasız ayrıntılar.. böyle konuşmanız ispat hakkını doğuruyor, doğuruyor da, bunun sağlamasını nasıl yapmalı? işte tam da burda beynim gelmiyor benimle.

    Bu noktada, Vecihe hanima da cevap vermis olayim: Evet IP numaralari bir nebze anlamlidir, ama, bu bilginin elde edilmesi icin blogun kayitlarina erismek gerekir. O siralarda Metin bey namusait idi, malum. Bunun yanisira, IP numaralari da sabir degildir. Olmak zorunda degil yani. Nitekim, Telekom’a ben sabit IP parasi da verdiigm halde kac defa degistiler. O kadarla da kalmiyor, IP numarasini gzilemek, ya da alakasiz baska IP numaralariyla bir yerlere erismek de zor degil. Yukaridaki sekilde, Fatma Girik taklidi yapabilen birisi [siz degil, farzedin oyle birisi oldugunu], IP numaralariyla da kolayca oynayabilir. Kisacasi [yine, ne kadar kisa olduysa], IP numaralari kesin bir sey soylemez. Soyler ama, cok kisa zamanda erisilirse belki. Aradan 10 gun gecince degil.

    vecihe hanım, siz, bir kez daha vurgulayın, sizin ben olmadığınızı, (benim, siz olmadığımı). bu kez biraz üst perdeden olabilir mi?

    Hangi perdeyi isterseniz onu kullanin. Ama, ben de istesem, bundan sonraki mesaji Vecihe ismiyle yazabilirim ve size kotu seyler de icerebilir. Yani, kimin kim oldugunu daha saglam referenslardan bakmak lazim. Mazi, arti eger mumkunse bir blog vs.. Diger seyler cok anlamli degil.

    vecihe hanımdan müstakil bir varlığım var, ve yorumlarınızda zikrettiğiniz diğerlerinden.

    Mustakil varliginizi Allah bagislasin tabii, ama, ben size neyin ne olarak zannedildigini soyluyorum. Acikca ve durustce, siz hala daha meseleyi melodramatik seylere buruyecekseniz siz bilisiniz, ama, bunun kimseye faydasi olmadigini da bilmeniz lazim.

    Asiye hanim –sapkali–, ‘ben’, ‘Ben’, ‘Muhammed’ bunlar nerden tünedi bilmiyorum, ama bu işte sizin parmağınızın olabilceğini de düşünmüştüm. yalan değil öyle düşünmüştüm.

    Buyrun iste.. Ben durustce size soyledim –kac defa– ve simdi ancak simdi siz bana benden de suphelendiginizi soyluyorsunuz. Durustlugunuz icin tesekkur ederim, ama, siz benden de gec kalmis degil misiniz?

    özür dilemenin de kendine özgü bir matematiği vardır, biraz geç kalmadınız mı?

    Bu biraz tencere dibin kara olmadi mi?

    buyurun özür dileyin o halde.

    Hayir. Bu uslupla buyuruldugunda ozur filan dilemem.

    hayır, bütün o yaşananlardan en çok etkilenen bendenizdim, olan bana oldu, size değil. en çok üzülen benim.

    Ilgililere, bana ya da baska birisine bir email ile bunu anlatabilirdiniz. Oyle yapmak yerine, surekli kirildiginizi soyluyorsunuz. Sizi, cok sukur ki, kaybedecek kadar uzmemisiz.. bu da bir tesellidir.

  54. müzmin bey,

    kullandığım dil hakkında vardığınız yargılar bütünüyle yanlış, böyle
    düşünmenize içerledim tabiki. yapay bir kişilik atfediyorsunuz bana, bunu kabul edemem. bahseylediğiniz aktristi de söz aramızda hiç sevmem. ne yapayım, sevemiyorum, sevmiyorum, zannedersem hiç sevemecem. bir kere her şeyden evvel tv. seyretmem, türk filmi hiç seyretmem. yani türk filmlerinden öteden beri hazetmem. neyse. daha çok, çoook kitap okumam gerekecek, haa bir de bu cümleleriniz beni yazıdan uzaklaştırmaya yeter.

    sanal ortamda referans kaynaklarını nasıl tespit edebiliriz sizce?” ben vecihe hanım değilim, vecihe hanım da ben değil” diyerek avaz kıyamet bağırıyorum, elimden bu geliyor, ne yapayım? inanıyorsunuz değil mi?

    özür dilemenin de kendine özgü bir matematiği vardır, biraz geç kalmadınız mı?

    Bu biraz tencere dibin kara olmadi mi?

    oldu. ama o atasözünün devamı da vardı. ne diyordu: siz devam edin…

  55. müzmin anonim bey,

    “tencere dibin kara senin ki benden kara” mıydı, neydi?

  56. Irmak Hanım,

    Blogistanda mekan tutalı birçok şey gördüm, yaşadım. Direksiyon başında olmanın, kişiliği en doğru ve tama en yakın yansıttığı pozisyon olduğu söylenir; ben -ilginçtir ki- bunun bir ölçüde de olsa bilgisayar ekranı başında da test edilebileceğini söyleyebiliyorum artık. Bir tür “gerçek hayat” simülasyonu bu.

    Neyse neyse, tıraşı keserek konuya gireyim. Sizi sanal dünyada bile sanal bir varlık olarak görüyorum; sanalın sanalı! “Genç bir hanım” yok bence karşımızda; ne “genç” ve ne de “hanım”. Sizin başkalarıyla karşılaştırılmanız sözkonusu oldu. Ben daha farklı düşünüyorum: Siz aslında “yok”sunuz bile! Bir kurmaca ürünüsünüz. Muzmin Bey’in sözlerinde katıldığım çok yer var, onları tekrarlamayayım. Ama herkesi bir biçimde üzüp tedirgin ettiğiniz ne yazık ki bir gerçek.

    Bu öngörümde yanıldığımı bana kanıtlayabilecek durumda olabilseydiniz ne kadar güzel olurdu. Maalesef öyle bir imkan yok. O zaman gittiği yere kadar elimizdeki bu tür spekülatif tahminler ışığında bakacağız “Irmak” “Hanım”a.

    Ve bütün bu olan bitenin başlangıç noktasının benim blog oluşuna da ayrıca üzülüyorum.

    Sürç-i lisan ettimse affola.

  57. metin bey,

    offfffffffffffff! inanın kocaman offfffffffffffff!
    çığlıklarımlarım, haykırışlarım himalayaları aştı, deldi geçti de sizi inandıramadım..
    bir kez daha,
    offfffffffffffffff! offfffffffffffffffffff!

  58. metin bey,

    mahşerde iki yakanıza yapışacağım. bakalım o vakit böyle kolay cümleler kurabilecek misiniz? hep beraber görecez.

  59. Irmak Hanım,

    Lütfen bana özel olarak yazar mısınız? Zahmet olmazsa eğer…

  60. metin bey,

    size özel olarak yazdım.
    mail yoluyla görüşelim, kimlik bilgilerimi vereyim size, siz de netten deşifre edin, bence hiç problem değil.
    ama böyle devam ederseniz ellerimi yakanızda bilin.

  61. Irmak Hanım,

    “kimlik bilgilerimi vereyim size, siz de netten deşifre edin” demişsiniz. Beni hiç mi hiç tanımadığınız nasıl da belli. Ayıp etmeyi sürdürüyorsunuz. Başkalarının haksızlık yaptığını sarsılmaz bir imanla vurgulayıp dururken kendi haksızlığınızı gözardı etmek size kolay geliyor. Başka bir blogdaki kendini bilmez Ataman Bey (şimdilerde Hülagu TTT adıyla reenkarne oldu) gibi bir iki kişi haricinde ilk kez karşımdaki insanla böyle gergin bir diyaloğa girmiş bulunuyorum ve bu da hiç hoşuma gitmiyor. Bunun nedeni de, sizin ne dediğiniz anlaşımamamakla birlikte aralardan fırlayan saldırgan ifadeleriniz. Niçin elleriniz yakamda olacakmış, bir anlayabilsem. Gençliğinize versek diyeceğim olmayacak; bu bloglarda yazıştığımız nice genç insan var, niye onlarla böyle olmuyor? Velhasıl, çözemiyorum, anlayamıyorum, sıkılıyorum. Lütfen bana e-mail yazıp derdinizi anlatın ki anlayayım. Ve lütfen buraya alıntıladığım sözünüzü geri alın. Özür dilemeyi ise insafınıza ve keyfinize bırakıyorum, talebim yok.

  62. Metin bey,

    anlamıyorsunuz beni, korkarım hiç anlamayacaksınız. inanın bu gergin atmosferden bende çok tedirginim ve ilk defa hiç defa böylesini yaşıyorum. ırmak hanım nickli biri yok muş gibi davranıyorsunuz. oysa ben var olduğumu size haykırıyorum ve inanın artık sesim yetmiyor. bu yüzden özür dilemesi gereken sizsiniz. varlığıma inanmamaya devam ederseniz sizden davacı olurum bunu bilin. korkmuyor musunuz?

  63. Irmak Hanım,

    Tamam varsınız, anladım. Şimdi bu cümlemi okuduktan sonra dönüp lütfen bir önceki mesajımı tekrar okumanızı ve gereğini yerine getirmenizi rica ediyorum.

  64. Metin Bey,

    koca koca heyula boyunda bir yığın üstanlatı yaptınız. siz benden özür dilemezseniz ben sizden hayatta özür dilemem, hayatta..

  65. Peki efendim, ben önden buyurayım madem: Özür dilerim.

    Ben sizden özürden ziyade vuzuh, sarahat, tutarlılık yüklü bir ifade ve üslup, bir de insanı kefal yerine koymayan bir duruş bekliyorum. Kuzum derdiniz nedir sizin? Biraz açık olun. Sürekli sizi incittiklerini söylüyorsunuz insanların, niçin dönüp biraz da kendi söyleminize bakmıyorsunuz?

    Rahat olun, gevşeyin, derin bir nefes alın ve etrafınızı sizi mahvetmek isteyen düşmanlarla çevrilmiş görmekten vazgeçin. Yok öyle bir durum. Müsterih olun. Bana inanın.

    İsteğiniz üzre: Bir daha özür dilerim. Hadi barışalım ve işimize bakalım artık.

  66. Metin bey,

    yeterince sarih bir üslubum olduğunu sanıyorum.

    hiç beklemediğim bir şekilde beni potansiyel suçlu ilan ettiler. o kendini bilmezler güruhuna pabuç bırakamazdım. yaşananlar için çok üzgünüm.

    kavga yerine uzlaşma, çatışma yerine diyolog, savaş yerine barıştan yanayım. hoşgörü bizim yitiğimiz.
    derdim: DOSTLUK yine DOSTLUK ve yine DOSTLUK.

    blogunuzda size ithafen yazdığım her şeyi samimi olarak yazdım ve kızınıza dua ettim. bakın dikkat buyurun bu kelimenin içini doldura doldura konuşuyorum: SAMİMİ ve öylesine içten.

    bugün güneşli bir ESKİŞEHİR sabahına uyandım, öğle vakti mesajınızı okudum ve zangır zangır titredim, günün geri kalan kısmında güneşten payıma düşen nasibi alamadım. günümü zehir ettiniz.
    şu an kafam 3500, başımda dayanılmaz bir ağrı var, sağ bacağım da benimle gelmiyor, genç yaşta tıkandı damarlarım.
    beni ne kadar üzdüğünüzü bilesiniz.

    ben sizden bir kez özür dilerim.

    dostlukla..

  67. Irmak Hanım,

    Cano Hanım’ın sabrına sığınarak son kez yazıp konuyu kapamak istiyorum. Lütfen bundan böyle kolay incinebilirlikle kendinizi incitmeyin.
    Gününüzü zehir etmişsem bunun için de bir özür göndereyim size.

    Eskişehir’i ben çok severim. İçinden trenle birçok kez geçmişliğim var. Selam söyleyin sokaklarına, havasına.

    İyi geceler.

  68. Metin bey,

    şimdi hacıbekir lokumu yemenin zamanıdır. eskişehir’in de nuga helvası vardır hacıbekir kadar güzel olmasa da idare ediyoruz.

    size de iyi geceler

  69. Metin Bey,
    aşkolsun oradan sabırsız gibi mi görünüyorum :)
    burası sizin, dilediğiniz gibi davranmakta özgür olduğunuzu size ben söylememeliyim. gelmişken bir şey ikrâm etmek isterim, ımmm bakalım elimizde ne var..

    hah Ümit Yaşar ne güzel söylemiş bakın, hazreti gug’a rica ettim kırmadı sağolsun :

    Düşüncem var, dağlar kadar
    Deli olmak işten değil
    Bende kış, alemde bahar
    Deli olmak işten değil

    İşiten yok, ağla bağır
    Tanrı dilsiz, alem sağır
    Düşünceler öyle ağır
    Deli olmak işten değil

    Arzu, o bitmeyen yarış
    Kara toprak sona varış
    Ömür dediğin bir karış
    Deli olmak işten değil

    Sonsuzluğa giden gemi
    Sürükler de düşüncemi
    Vehim sarar her gecemi
    Deli olmak işten değil

    Karanlık mal oldu bana
    Gerçek hayal oldu bana
    Dostlar! bir hal oldu bana
    Deli olmak işten değil

    evet evet papatya çayı için ne derler bilirsiniz ;)

  70. Candan hanim,

    “evet evet papatya çayı için ne derler bilirsiniz ;)”

    Beyaz ve ince sicak su?

  71. Müzmin Bey,

    bingo! rûhu ezen cinsten.. ha bir de dudakları yakar aman!

  72. ezik ruha
    yanık dudak
    uyar valla
    uyar valla

    meçhul şuha
    müphem odak
    ayar valla
    ayar valla

    sözü çuha
    müzmin budak
    hıyar valla
    hıyar valla

    :)

  73. Müzmin Bey,
    yok, bugün size yetişmem mümkün değil :)

  74. ..BUNDAN TAA” 73 YORUM,”ÖNCEYDİ…

    ..Azarya kıral olduğunda başlayan bu
    meveddet fırtınası’nın biyerlerinde..daha
    babamın beşiğini sallıyordum..
    deneyimsizlik işte’ydi ki..safça bir
    suali, candân hanıma ezilerek sormuş idim..
    ..şu mealde idi..tam anımsayamıyorum..
    ..öyle uzun bir zaman önce idi ki..

    “..aşırı gitti isem af ediniz..”
    ..işte böyle bişi..

    ..ah ah..ne günlerdi..
    ..aradan bunca zaman geçti..
    ..valla dün gibi..
    ..ancak, ortaya çıkan şu oldu;

    ..hayır!..aşırı hiç gitmemişim..efendim..
    ..az bile gitmişim..
    ..mişim..

  75. Sevgili İnterlock;
    gidenlerin ne kadar gittiklerini gözlemleyince bu safsata bölümünün bir hayli su kaldırır olduğunu gördüm.Blog ahalisinin kuşu bırakmaya niyeti yok.Ne kuşmuş uzadıkça uzuyor:)Yorum rekoru kırdırmaya ant verdik bu bölüme..

  76. ilahi vecihe…okuduklarım üzdü beni…
    müzminle dilimiz farklı…metodumuz farklı…o kendine inanmayı seçmiş. bunu nasıl farkedemediniz… bu üslup ona sökmez be ahretlik
    onu inandırmaya gerek yok ,sadece yara almamak için kendini sakın…ona ancak açık veriyorsun bu yolla…o müzmindir, kronik vakadır…:D
    herkesin kendi putu vardır bilirsin, herkes kendinin putudur.
    onunla ana noktada anlaşmadıkça detaylarda yenilmeye mahkumsun. ana noktaya gelince, hz Allah’a kafa tutan iblis gibi , o kendi zatına istinadediyor.o yüzden de lütfa mazhar olması şimdilik muhtemel değil. inayet-i ilahiyeden müstağni görüyor kendini, o kendi yolunu kendi tayin etme iddiasında…ve sonucuna katlanacağını söylüyor. bilmelisin ki her iddia sahibi imtihana çekilir. onu imtihanında yalnız bırak…herkesin elbisesi farklıdır. bak benim mürekkep yalamamışl ağabeyime birnazar yetti, biz ise enaniyetimizi burnumuzu sürte sürte yitirdik…derler ki ne kadar yüksekten düşersen o kadar canın yanar…ama ne kadar yüksek olursa olsun nevi beşer hep aynı yere düşer: :D
    selametle sevgili ahretliğim
    ve selametle şadi bey kardeşim…selametle :)

  77. haa şu miss cat de kim bu arada yahu…sakın bizim a leaf miss cat olmasın…ya bu ondan intihal etti ya o bundan…yahut da ikisi bir üçüncüden…zira bu miss cat çok original, kedisinin adı da misketti zaten…
    her pir-i faninin aklına gelemez bu söz oyunları:)))

  78. Candan hanim,

    [bunu benim orada yazdiginiz yoruma cevaben yazmistim, yeniden yazmaga deger bir sey bulamadim, ilgili kismini burada da yayinliyorum]

    benim orda da yanlış adrese bırakılmış bir not var ve adınız geçiyor. elçiye zevâl olmazmış.

    Ha, su mu.. Uytusturucu (ya da ilaclar veya kimyasallar) yerine dini sectigini kendi agziyla (klavyesiyle) soyleyen kiymetli kardesimiz mi?.. :)

    yazdiklarini okudum, cok da eglendirici buldum.. bu sefer Yaraticiya talimat vermek yerine beddua eder gibi konusmus ama olsun..

    Hos seyler guzel seyler soyluyor..

    Muhatabinin cocuk olmayisina hayiflaniyor ya.. ben de :))

    şu tesettürlü ip için de bir şey söylemek isterdim, hazır elim değmişken buraya yazayım bir cümle bâri :) ne oluyor yâni bu ip gizlenince falan, bir de bunlar çocukca şeyler değil mi Allah aşkına, ciddi bir hakaret falan edilmedikçe (yargıya intikâl edecek düzeyde),kimin ipini niye merak eder insan ve kim nereye gittiğini, ne zaman gittiğini, saklama gereği duyar ki? yok vallahi artık kanâatim o ki; milletin işi gücü kalmamış, ipi kuşağına denk ve internette sırf kıllık yapabilmek için epeyce emek ve vakit harcıyor.

    Oyle demeyiniz.. Burasi bir florasi ve faunasi olan bir habitat.. her turlu nebatat vd var..

    Kimisi buraya gelir ‘postmodern NFK’ bulur iltifat eder, laf yetmeyince kuyruk acisini da sagda solda soyler.. kimisi baska sekilde yuz ister.. ben de bahcevan bahcevan bakarim :)

  79. aman aman vecihe hanım, “laf yetmeyince” ifadesi herşeyi açıkladı doğrusu…ben de senden farklı sayılmazmışım bu durumda…
    bunun nahoş bir savaşa dönüşeceğini tahmin etmiyordum doğrusu…
    heh neyse, en azından eğlendirici bulundum ya, kaale alındığımın delilidir be ırafık!!!(oluruz inşaallah)
    Allaha dua etim duam kabul oldu. :)))bak şimdi nasıl dururum ben sevgili vecihe:)))
    biz gurabahanei laklakan da guraba kalmaya mahkumuz .zira laklakilikten öte bir halt bilmiyoruz…ama dedim ya herkes aynı yere düşerve ne olur sırıtan bir kuru kelle:DDD

  80. Mahcup olmagi hep istedim, mahcup etmekten de cekinmem.

    Bir iki ornek (?) (ispat-i zeka degil, ispat-i akil degil) ispat-i vucud pesinde oldugu intibaini kisilik haric, cogunlukla ikisinden birisi olmustur ve ben hep sonuctan memnun olurum, bu kapsamda seve seve haric tuttuklarim bana bir seyler katarlar cunku.

    Fakat, sirf zaman ziyan etmek ve pacalarimdan kapmaga calisan sevimli yavrucaklara ayirabilecegim zaman cok degil malesef.

    Allaha dua ederken dikkatli olmak lazim. Luzumsuz seyler icin edilen dualar da tutabilir ve bosluga bosluk katmak kaderi olabilir insanin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s