e-kin

hiç değilse bir düş olsaydın

olmadı, bir  zeytin

yerken tat verseydin

yokluğunda aransaydın

bana geçmedi nazın

oynayamadın

hiç anlayamadın

ben filden ayrıyım

elhak, yaraşır

bütün heykellere hüzün

taşlar niye soğuk sanıyorsun

Reklamlar

25 responses to “e-kin

  1. Candan hanim,

    Guzel bir.. siir.. eeemm.. yazi?

    Serbest soylemek kolay tabi.. :)

    Kalip olsun deyince, insan her istedigini soyleyemiyor; mesela bir deneme yazayim dedim asagidaki ‘sey’ ortaya cikti.. eksik, yanlis ve eksik. uzerinde calismak lazim ama sonucta daha iyi olacaginin garantisi de yok vakit de..

    Buz taşın ateşinde.
    Ne yanar ne de erir.
    Kimler neyin peşinde
    Kim kime ne kin gösterir.

    Bunu dinlerken, arka odaki TV’de su calmaga basladi.. cok hos buldum.. buraya da yazayim dedim. Nef’i ilginc bir tip.. hikayesini de ekleyecegim, asagiya:

    tuti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}
    çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}

    ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}
    ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}

    yine endişe bilür kâdr-i dür-i güfârım
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}
    rüzgâr ise deni dehr ise sârraf değil
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}

    girdi miftah-i der-igenc-i mâani elime
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}
    âleme bezl-i güher eylesem itlâf değil
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}

    levh-i mahfuz-i sühândir dil-i pâk-i nef’i
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}
    tâb’-i yaran gibi dükkançe-i sahhaf deği
    {beli yârim beli dost beli mirim beli dost}

    ————-
    [bu yazinin onemli bir kismi bu linkten alinmistir. Benim ilavelerim ASCII karakterler sayesinde belli olur zaten]

    Nef’i, Dördüncü Murad zamanında en saltanatlı günlerini yaşadı. Saraya yerleşmiş padişahın musahipleri arasına girmişti. Tantanalı yaşamayı, tantanalı konuşmayı, tantanalı yazmayı seviyordu. Saray da onun bu isteklerine uygun yerdi. Üstelik Dördüncü Murad da iyi şiir yazıyor ve Nef’i’nin şiirlerini hayranlıkla okuyordu. Nef’i, padişahın bulunduğu bazı meclislerde gümbürtülü şiirlerini gümbürtülü sesiyle okuyor, insanlar alaya alıyor, ya da neşter gibi cümlelerle padişahın hoşlanmadığı kişileri hicvederek alkış topluyordu.

    Nef’i, çağı yozlaştıran bazı devlet adamlarını hicvetmiş ve bunları, “Siham-i kaza” adlı bir kitapta toplamışlar. Türkçesi, kaza yıldırımı anlamına gelen bu kitabı bir gün padişah okurken, çevresine bir yıldırım düşmüş, bundan bir uğursuzluk sezen Dördüncü Murad, Nef’i’nin hiciv yapmasını yasaklamıştı. Nef’i, bu yasağa çok üzüldü ama, kabul etti. Bu haleti ruhiyesini yazdığı şu beytinde görmek mümkündür:

    “Bugünden ahdim olsun, kimseyi hicvetmeyim, illâ
    Ger icazet verseydin, hicv ederdi bahtı nâsazı…”

    Ama Nef’i yine dayanamadı ve Bayram Paşa için bir hiciv yazdı. Dördüncü Murad, bunu haber aldığı zaman, Nef’i’yi huzuna çağırıp, hicviyenin kendisi tarafından yazılıp yazılmadığını sordu. Nef’i’nin öyle bir üslubu vardı ki, “yazmadım” dese bile, onun yazdığı belli olurdu. Padişaha baş eğip kendisinin yazdığını söyledi. Öfke içindeki padişah, boynunun vurulmasını buyurdu.

    Nef’i’yi sevenler de vardir. Padisahi kararindan vazgecirmek icin ugrasanlar olur. Bunlardan birisi de Harem Agasidir –zenci, Habesli birisi. Padisahin yakin gordugu kisilerdendir.

    Harem Agasi, zindanda Nef’i’yi ziyaret eder. Sultandan af dileyen bir dilekce yazmasi halinde, onu affettirmesinin mumkun olacagina dair nef’i’ye diller doker. Nef’i sonunda razi olur.

    Harem Agasi, kalemi, hokkayi ve kagidi yaninda getirmisti zaten, hemen cikarir ve kagidi Nef’i’nin onune koyduktan sonra, kalemi hokkaya daldirir –yazar halde Nef’i’ye vermek icin.

    Tesaduf bu ya, kalemde biraz fazla murekkep birikmistir. Kagidin uzerine gelir gelmez, kagida damlar ve simsiyah ve buyukce bir leke olusur.

    Bunun uzerine, Nef’i:

    — Devletlum, kaniniz damladi

    der.

    Harem Agasi, bu aleni ve agir hakaret uzerine kalkar gider. Cok kirilmistir. Sultana da artik, Nef’i’yi affetmesi yolunda hic bir sey demez.

    Nef’i, 1635 yılının 27 Ocak kışında, kar bütün İstanbul’u örterken, boğularak öldürülür ve cesedi denize atılır.

    Nef’i, Divan edebiyatımızın, mısralarına, Wagner musikisi koyan yaman bir şairimizdir. İran edebiyatından gelen abartılmış imajları büyük ustalıkla kullanmış, aşk şiirerini bile kendisine has bir musikî ile doldurmuştur.

    “Kavs-ı ebrusunu kursa, yıkılır tak-ı felek,
    Tir-i müjgânım atsa, titirer cay-ı adem…”

    Sevgilisi, her hangi bir şeyden sinirlenip kaşını kaldırsa, gök kubbe (evren) yıkılırmış!.. Kirpiğinin okunu atsa, yokluk ülkesi titrermiş!..

    Bir gazelinin ilk dört satırı, musikimizin piri sayılan Itri Efendi tarafından bestelenmiş ve bu beste günümüze kadar gelmiştir:

    Kaderdir.. diyecek cok sey vardir da denemez…

  2. Ben bunu “teriniz damladı” şeklinde biliyorum.Ama kaynağımı hiç sormayın,hatırlamıyorum.
    Hani siyah tenden,siyah ter de daha mantıklı gibi geldi bana…

  3. Müzmin Bey,
    sizin televizyon da leb demeden lebleyi anlıyormuş canım :)
    bakın bu aklıma gelmişti.. yâni bâzân aklımdan bir şey geçiyor, bir şarkı, bir şiir.. ya tamâmını hatırlamıyorum ya da olsa da dinlesek falan diyorum. öyle zamanlarımda hep böyle bir âletim olsun istemişimdir. eh vermeyince Mâbud….

    Nef’i sevdiklerimdendir ki, son nefesine kadar benim de yapmak istediğim bir şeyi yapmıştır. ahh ah hele dememiş mi ki; çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil! bitti, yeter gelir, söylenecek çok şeyi söylemiştir…nûr içinde yatsın.
    şimdi yine aklıma bir şiir geldi ama hepsi ezberimde değil, hazreti gug’a danıştım, şöyle diyor:

    uçun kuşlar uçun doğduğum yere
    şimdi dağlarımda mor sümbül vardır
    ormanlar koynunda bir serin dere
    dikenler içinde sarı gül vardır
    uçun kuşlar uçun burda vefa yok
    öyle akar sular, öyle hava yok
    feryadıma karşı aksi seda yok
    bu yangın yerinde soğuk kül vardır

    bu da (muhakkak mâlumunuz üzere), Rıza Tevfik Bölükbaşı tarafından yazılmış. hayat hikâyesi ilgimi çeken isimlerden biridir, ama asıl (sizin de tercih ettiğiniz) hece vezniyle yazılmış ve didaktik olmaktan öte şiirleridir dikkatimi çeken. bu tıbbiyelilerde enteresan bir durum var, pek çoğu sanatın bir dalıyla muhakkak uğraşıyor. bunun da bir açıklaması var mıdır acep, hep aklımda olan bir soru?

    ben işin kolayını tercih ediyorum ve matematikle yazmıyorum. ha istersem yazamaz mıyım? bilmem belki yazdıklarım üzerinde birkaç dakika daha uğraşsam olabilir. benimkiler hıçkırık gibi, çıktıkça yazıyorum ve şiir diye de adlandırmıyorum. şimdi bir deneyeyim bakalım olacak mı :

    keşke bir düş olsaydın
    yok, olmadı bir zeytin
    yerken bir tat verseydin
    gidince özlenseydin
    bana geçmedi nazın
    benle oynayamadın
    ben fillerden ayrıyım
    beni aklayamadın
    elhak! yaraşır bütün
    heykellere has hüzün
    beni anlamadılar
    mâsum öteki yüzüm

  4. Müzmin Bey,
    Hay Allah râzı olsun sizden, benim kendime yapamadığımı siz bana yaptırıyorsunuz. ne sihirdir ne kerâmet :))
    işte şimdi içimden çıktı tâze tâze :

    bunu bilir her kimse
    buz sıcaklıktan erir

    ben kimim ki bildirem
    mektep medrese nedir

    peşin dahi vadeyle
    zaman ilaç gösterir

    saldım göklere derdi
    gayrı kendisi bilir

  5. *..hoş bir polemiği kesmek amacım yok..
    ..renk olsundur, amacım..

    nef’i, Ömer
    önceki mahlas; zarî

    …..

    renginü leziz oldu kelâmım o kadar kim
    kâmü lebi endişeyi pür gülşeker eyler
    amma yine bir söz nekadar nazik olursa
    dahli ana erbabı haset ol kader eyler
    üstat olacak sözde hasetten kaçılır mı?
    zira hüneri reşkü haset muteber eyler
    yetmez mi bu devlet ki bana reşk ede daim
    bir taife kim da’vii fazlü hüner eyler

    …..

  6. Sevgili Interlock,
    valla aşka geldim ben, Şeyhî düştü aklıma şimdi de, elimin altında pek bir şey yok (bulup yazayım), ama şunu sevdim :

    ölüyü diri kıldığın işitse leblerin
    doğurmaz idi İsi’yi Meryem dedikleri

    arada da şarkılar türküler gırla gidiyor…

    beni cânımdan ayırdı ah
    gönlümü yıktı temelden
    seni sevmek de suçmuş ki
    bilmedim yandım ezelden
    seni sevmek de suçmuş ki
    bilmedim yandım ezelden

    aklıma geldikçe yazacağım bugün, sevdim bu işi :))

  7. ..BİR DAHİ..

    BİR KIZIL GONCAYA BENZER DUDAĞIN
    AÇILAN TEK GÜLÜSÜN SEN BU BAĞIN
    KURULUR KALPLERE SEVDA OTAĞIN
    KİMBİLİR HANGİ GÖNÜLDÜR DURAĞIN

    HER GÖREN GÖĞSÜME TAKSAM SENİ DER
    KİMİ ATEŞ GİBİ YAKTIN BENİ DER
    KİMİ BİLLUR BAKIŞINDAN SÖZ EDER
    KİMBİLİR HANGİ GÖNÜLDÜR DURAĞIN.

  8. Saliha hanim,

    Ben bunu “teriniz damladı” şeklinde biliyorum.

    Haklisiniz. Dogrusu ‘teriniz damladi’dir. Sehven kan cikti :)

  9. [format hatasi 2. oteki 2sini siler misiniz lutfen. Bakalim bu duzgun mu cikacak]

    Candan hanim,

    sizin televizyon da leb demeden lebleyi anlıyormuş canım :)

    Oyledir bu mubarek seyler.. gavur icadlari.. neredeyse insanin aklini okur hale geldiler.. lambali radyolari da ozleyesim geldi aniden..

    şimdi yine aklıma bir şiir geldi ama hepsi ezberimde değil, hazreti gug’a danıştım, şöyle diyor:

    uçun kuşlar uçun doğduğum yere
    şimdi dağlarımda mor sümbül vardır
    ormanlar koynunda bir serin dere
    dikenler içinde sarı gül vardır
    uçun kuşlar uçun burda vefa yok
    öyle akar sular, öyle hava yok
    feryadıma karşı aksi seda yok
    bu yangın yerinde soğuk kül vardır

    Duymuslugum var gibi, ama, nasil terennum edildigini pek cikaramadim. Ahmed Kaya soyluyormus..

    Onun yerine, bendeniz ‘uçun kuşlar uçun sılaya doğru’ isimli turkuyu pek sever. Ama, malesef elimde kayitli hali yok.

    Onun yerine, iki adet cok sevdigim, hatta az once iki ayri kanalda birden calan eser-i musiki takdim etmek isterim..

    Birincisi, cunku Ali Ekber Çiçek kendine has yerinde tarifi geregi hep birincidir benim icin, Erzincan’dan soyluyordu [Ayni guftenin, ‘Şu yüce dağları’ yerine ‘Rodop daglarini’ olan bir siir var sanki aklimada, ama, tam cikaramadim..]

    Neyse. Olaganustu bir yorumdu –e zaten Ali Ekber Çiçek dedik ya.. O davudi sesiyle soyluyordu.. Tesaduf.. Bu benim Sevdiklerim, Beğendiklerim, Dinlediklerim arasinda var. Belki dinlemek istersiniz. Ben bayilirim. Tovbeye getirir insani..

    Şu yüce dağları duman kaplamış
    Yine mi gurbetten kara haber var
    Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
    Çimenler üstünde göz yaşları var

    Gönlümüz gamlanır böyle günlerde
    Önüme çektiler bir siyah perde
    Yar senin aşkınla tutuldum derde
    Yine mi gurbetten kara haber var

    Bununla neredeyse senkron, bu da var:

    Nesrin Sipahi soyluyordu.. Nesrin Sipahi’yi bilmeyenlerle selami merhabayi kesmem lazim –eger bu mumkunse, yani varsa– cunku, hani dilim varmiyor ama, hem Zeki Muren’den hem de Hamiyet Yuceses’ten daha iyi yorumluyor bence bu lezzeti

    her mevsim içimden gelip geçersin
    sen vefasız yolcu kalbim viran edersin

    merhaba demeden, elveda dersin
    sen vefasız yolcu kalbim viran edersin

    Sozlerini Eksi Sozluk‘culer sagolsun vermisler.. Ama, sesi Nesrin Sipahi’den dinlemek bence sart.. Onu da yukarida linkini verdigim blogumdaki adresten dinleyebilirsiniz. [ayni anda bir kac kisi olunca yayin kalitesi bozulabilir, ama, ben vazgecmeyin derim. nacizane]

    Yok, ben oyle zahmetlere gelemem derseniz, Ebru Gundes‘ten de seyreder ve dinleyebilirsiniz. Dinleyebilirsiniz tabii de.. yine de siz bilirsiniz.. n’apayim, ben ancak bu kadar israr edebiliyorum.. evet, guzel kiz, fakat.. ses de lazim.. yani..

    bu da (muhakkak mâlumunuz üzere), Rıza Tevfik Bölükbaşı tarafından yazılmış. hayat hikâyesi ilgimi çeken isimlerden biridir,

    Osmanli’nin ‘Son Sicil Memuru’ olarak, detayli yazmadigi icin hayiflandiigm cok sey vardir Bolukbasi hakkinda.. Ama, bu acigini Kemalizmi canlandirmaktaki gayretleriyle kapattigini da soyler bazilari.. ben? ii-ih.. keske hic ugrasmasaydi derim.

    bu tıbbiyelilerde enteresan bir durum var, pek çoğu sanatın bir dalıyla muhakkak uğraşıyor. bunun da bir açıklaması var mıdır acep, hep aklımda olan bir soru?

    Hekimlik para kazandirmiyor da ondan olmasin :))

    ben işin kolayını tercih ediyorum ve matematikle yazmıyorum.

    Fakat, matematik ilahi bir dil de sayilabilir.. sirlarin en gizemlilerini icerir.. keske hakkinda konustugumun kesri kadar iyi yazabilsem.. o da olacak insallah.. bir kac tur sonraki omrumde..

    benimkiler hıçkırık gibi, çıktıkça yazıyorum ve şiir diye de adlandırmıyorum. şimdi bir deneyeyim bakalım olacak mı :

    keşke bir düş olsaydın
    yok, olmadı bir zeytin
    yerken bir tat verseydin
    gidince özlenseydin
    bana geçmedi nazın
    benle oynayamadın
    ben fillerden ayrıyım
    beni aklayamadın
    elhak! yaraşır bütün
    heykellere has hüzün
    beni anlamadılar
    mâsum öteki yüzüm

    Olmus.. ama, ilk ahli daha guzel.. daha hakiki sanki.. fakat, tabii ki dogrusunu Allah bilir..

    Beni bu sefer mazur (muzir?) gorun lutfen. Carsiya ciktim, ama, listemde olmasina ragmen unutmu, almamisim…

  10. Müzmin Bey,
    ben radyoların lambalısına yetişemedim herhal, hatırlamıyorum.

    Ali Ekber Çiçek babamızın yâdigârıdır, nûr içinde yatsın…

    Nesrin Sipahi için merhaba kesilecekse hiç durmayın derim. vakti zamanında çok dinledim, evet hep doğru basar sesleri, sonra baktım kesmiyor beni, bir türlü ısınamadım, ne bileyim çok mekanik geliyor bana bu işin fazla eğitimini almış olanlar, ya da sanki bizden değilmiş duygusuna kapılıyorum.

    Ebru Gündeş için çok üzgünüm, ne sizin gözünüzle bakıp güzel görebiliyorum, ne sesine tahammül edebiliyorum. Muazzez Ersoy’u da sıkıştırıvereyim şu satıra olsun bitsin. almayayım, alana da mâni olmayayım.

    sahicilik evet işte ben de ondan bahsediyorum. işin içine matematik karışınca, işin sahiciliği kalmıyor bende. aman zaten şâir kesilmedik âlemin başına, ben kendim yazıp, kendim oynuyorum.

  11. Müzmin Bey,
    bu arada son yorumunuz neden moderasyona takıldı anlayamadım. bloga girince farkettim, hâlbuki mail adresi falan aynı..

  12. ..efendim..
    ..bu blog’da çifte standard..
    ..uygulanmaktadır..
    ..tesbitim yerindedir..
    ..alınmıyorum..ve..fakat..
    ..isyanlardayım..

    ..sevgili müzmin bey’e..
    ..hem de.. iki kez cevab verilmiş..
    ..ancak bendeniz..
    ..görülmezden gelinmişimdir..
    ..protesto ediyor..
    ..hakkımın acilen verilmesi hususunu..
    ..candan hanıma arz ediyorum..

  13. ..şiddet ile tekrar arz ediyorum!..

  14. ..saat; 19.28..den bu yana..
    ..ısrarla belirtmeme rağmen..
    ..cevap verilmemiş oluşu..
    ..bu blokta istenmediğim anlamına gelmektedir..
    ..alınmadım..
    ..ayaktayım..
    ..kalkmışken de..
    ..gideyim bari..
    ..çok ararsınız efendim..
    ..afedersiniz..

  15. Candan hanim,

    ben radyoların lambalısına yetişemedim herhal, hatırlamıyorum.

    Ah.. ah.. ne gunlerdi onlar.. Sevgili Ghazimizin dizinin dibinde [ki, bunu bazi munafiklar sadece ‘dizinde’ diyerek tarihi gercekleri ortbas etmege calisirlar, ustelik Olgunlasma Enstitusunun kurulus gayesi de evlatlik yetistirmektir derler… o munafiklar] tut-i ucubeyem cigirirken kulak esildigimiz o gunler.. eski kulagi kesiklerden kim kladi zaten..

    Ey gidi gunler.. Bingazi, Sivastopol.. Galicya.. Siz bunlarin hic birisine yetismemissinizdir simdi.. neler kacirdiginizi bir bilseniz..

    Ali Ekber Çiçek babamızın yâdigârıdır, nûr içinde yatsın…

    Amin..

    Nesrin Sipahi için merhaba kesilecekse hiç durmayın derim.

    Ben hic size ya da baska birisine merhaba dedigimi hatirlamiyorum. Olmayan bir itiyadi terkeylemek elimden gelmez..

    vakti zamanında çok dinledim, evet hep doğru basar sesleri, sonra baktım kesmiyor beni, bir türlü ısınamadım, ne bileyim çok mekanik geliyor bana bu işin fazla eğitimini almış olanlar, ya da sanki bizden değilmiş duygusuna kapılıyorum.

    Oyle demeyiniz lutfen.. Bazilari nasil olmasi gerektigini gosterecek, digerleri de bozarak yorum yapacak.. Mesela bu baglamda Nese Karabocek hanim takdirin fevkindedir bence..

    Saatleri Ayarlama Enstitusune, Nesrin hanimdan daha bir ornek, olsa olsa, bence, Serap Mutlu Akbulut hanim olabilir.. O tek nota, zinhar bir es sasmayan itinasina muhtelif defalar eziyetli sahitliklerim vardir. Nesrin hanimi sadece cekemeyenler onun cok mekanik oldugunu soylerlerdi.. sizi duyunca sasirdim simdi..

    Ebru Gündeş için çok üzgünüm, ne sizin gözünüzle bakıp güzel görebiliyorum, ne sesine tahammül edebiliyorum. Muazzez Ersoy’u da sıkıştırıvereyim şu satıra olsun bitsin. almayayım, alana da mâni olmayayım.

    Efendim, terbiyem musade etmiyor ki, acikca, ‘bet sesli ukubet kari’ diyeyim her ikisi icin. Nezaketi tercih etmek zorunda kalisimin bende ne gibi derin acmazlar hasil eyledigini ifade edemem nazik bir sekilde..

    sahicilik evet işte ben de ondan bahsediyorum. işin içine matematik karışınca, işin sahiciliği kalmıyor bende.

    Oyle demeyiniz.. matematik ile aritmetik birbirini seven bir cift idiler ama artik beraber sayilmazlar..

    aman zaten şâir kesilmedik âlemin başına, ben kendim yazıp, kendim oynuyorum.

    Estagfurullah.. yani, ben Nobel’e oynuyorum aslinda..

    PS: SPAM’a takilisimin, ardarda cok yakin zamanlar icinde gonderdigim icin olabilir, muhteava birbirine benzedigi icin olabilir; ya da artik burada benim suyum isindi anlaminda hislerinize tercuman oluyor olabilir. TV gibi, bloglarin da bir bildikleri vardir diyebiliyorum artik.

  16. Tecrubeye binaen; Candan hanimdan cevap alabilmek icin briket ebatlarinda yazmak gerektiginin bilinmesinde fayda gordugumu –karsiliginda da, iki satirin belki lutfedilecegini– arzederim..

  17. Sevgili Interlock,
    cevap verilmemiş değil, belki istediğim gibi bir şiir ya da şarkıyla eşlik etmek istediğimdendi.. yanlış anlaşılmışım ama haklısınız, en azından teşekkür edebilirdim..bahane etmek istemiyorum bir şeyi ama blogdan uzaktım birkaç saattir, sâdece sıralamayı karıştırdım.

    af şânınıza yakışır, dilerim olsun..

  18. Müzmin Bey,
    olsa olsa onlar beni kaçırmışlardır valla ben bir şey kaçırmamışam. zaman andır yâni o bakımdan.

    Nesrin Sipahi’yi çekememe durumum olamaz, aynı dönemlerde aynı işlerle meşgûl değildik. çekememe durumu da rakipse olur, ben öyle biliyorum ve ısrar ediyorum. ha belki sesini fazla yumuşak bulduğum içindir ne bileyim işte zorla sevemem ya kimseyi.. kâmuran akkor cinsi sesleri daha ziyâde seviyorum ben, içime işliyor. notaya değil usule bakıyorum bir de, ki notadan da anlamam ama kimin doğru ses bastığını ayırd edebilecek kadar kulağım yatkındır müziğe.

    matematik ve aritmetikle ortaokuldan beri görüşmüyoruz, salaklığımı buna borçlu olabilirim. şimdilerde 2+2’yi bile toplamaktan âcizim, bâzân 5 çıkıyor meselâ o denli :)

    ben sizin için bir şey söylemedim ki.. kaldı ki nobel benim için ölçü değil, başkalarını bilmem ama..

    yorumlarınızın neden moderasyona takıldığını bilmem imkânsız, zirâ bu işlerden anlamam ama söylediklerinizden, ilk ikisi geçerlidir, diğeri olsa olsa şaka; yapmayacağım türden. ben sizi burada görmekten ve fikirlerinizden istifâde etmekten ziyâdesiyle memnunum. her ne kadar istifâde edebiliyorsam elbette, son yorumunuza bakacak olursak, neredeyse imkânsız görünüyor olmalı. olsun demek nasibimiz bu kadarmış..

  19. Değerli Interlock (bey mi hanım mı olduğunuzu bilmiyorum, onun için öyle diyorum), siz halinize şükredin gene! Cano Hanım hiç değilse varlığınızın farkında.

  20. zeytindalı
    sadece
    zeytindalı-mıdır?

    yoksa
    sevgi yerine
    değer verdiğine
    ışık sunmak-mıdır?

    yâr!
    acaba
    zeytindalı
    “aşk” mıdır?

    acaba
    zeytindalı
    sunduğum
    yâr
    canân-mıdır?

  21. Metin Bey,
    aşkolsun! aşkolsun! aşkolsun!
    hem her gün ziyâretinize geliyorum, hem de arada not bırakıyorum, sanırım kendinizi kınamak istediniz, en son geldiğiniz tarihi bulup çıkarmayayım şimdi. ben herşeyin ve herkesin farkındayım, yoksa ölmüş olmam gerekirdi değil mi :)) yoksa ben öldüm de haberim mi yok ;) biri beni uyarsın!

    Sevgili Interlock, Seyit Bey oluyor efendim, tanıştırmış olayım..

  22. Interlock’cuğum,
    zeytinin dalına ne hâcet, bir zeytin tânesi de iş görür idi elbet..
    ”gönlüm niye zengin benim bilseniz” diyeceğim şimdi sopayı da yiyeceğim :)) eh insanın sizin gibi dostları olduktan sonra..

    değer verilmek ne güzel bir şey..
    üstümden attım geldim naletliğimi, yok yok ben şeytanla yapamıyorum, hep onu dövecem diye arada gümbürtüye giden ben oluyorum :))
    iyisi mi yine içimden güzel bir candan çıkarıp sunayım, dünyâ yeterince sıkıcı bir de ben sıkmayayım.
    ımm ben de şimdi size satırlar dolusu melek yolluyorum…
    piece V :))

  23. o zaman…
    hamiş-dipnotu;

    ..efendim..
    ..canân..
    ..candan’ın..
    ..bildiğiniz üzre..
    ..”d”..
    ..siz..halidir..
    ..bilinedir..
    ..zaruri olmaktadır..
    ..mercy..

  24. efendim d’siz olunca daha mı güzel oluyor bu candan :))
    nedir o d’nin ettikleri acep?
    yoksa bir kez daha denilmiş idi ve aklımızda da kalmıştı yâniciğime :)
    hem şimdi yâr da, aşk da açıklamaya muhtaç kaldı yok benim tarafımdan değil de, ne bileyim, kişisel kriterler devreye girince hani diyorum..
    bana geçen duygu tam olarak şu : ışık ve şefkat.. eh daha ne isteyeyim :)

  25. Tez geçse de her sevgide bin hâtıra vardır
    Sevda denilen şey yaşayan hâtıralardır
    Sevmek de sevilmek de bahar ömrü kadardır
    Sevda denilen şey yaşayan hatıralardır

    ..bugün..
    ..hepimiz için..
    ..güzel bir gün olur..
    ..dilerim..

    ..günaydın..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s