ömrüm iç gibi geçti*

ah erkan ah.. kıydılar sana..  nasıl zavallıydılar seni eleştirirken, prozodiden bahseden ünlü türk müzisyenlerimiz. senden öncekilerce yapılan prozodi hatalarını görmezden gelmeyi başarıp, bol keseden notlar verdiler de, iş sana gelince hop oturup hop kalktılar. bunun adını söyleyeyim mi ben sana:  göt korkusu! evet canım yanlış duymadın. olur da seni dinleyenler, ” vay be! çocuktaki sese bak.. üstelik bir garip romandır, estek köstek dersleri falan da almadan,  şâhâne okuyor!..” şimdi bu sözler jüride oturan vatandaşları tedirgin etmiş olsa gerek (gelen alkışlar tercüme oldu), gâliba önünü kesmek için başka yol bulamadılar.. bunca insan sağır değildi ya.. jüriden en düşük notu almana rağmen, yalakalık yapmamana rağmen, dansözlük yapmamana rağmen (buna güzel oynuyor çocuk, diyorlar), ajitasyon yapmamana rağmen, gelen oylar aslında seni yine birinci gösteriyordu. olmadı, haftaya inşallah..

sen hayâtında hiç h harfini kullanmadın sayılır değil mi? eh doğaldır, bildiğimiz şeyler yâni. trakyalılar’ın çoğu kullanmaz. kibariye ne zaman öğrendi sanıyorsun h harfini kullanmayı. çok yeni ve arada unutuyor hâlâ. peki sizi çalıştıran o müzik öğretmenleri ne işe yarıyor? ”oğlum, bak burada iç değil, hiç diyeceksin” diye öğretmiyorlar mı hiç?! o zaman niye varlar orada? herkes çıksın bildiği gibi okusun. usûlüne, sesine, kimsenin gıkı çıkabiliyor mu bak? çıkamaz, çünki, bülent anca anırır, orhan baba da o sesleri basamaz öyle, küçük gelir sesi birkaç numara. haaa biri vaktiyle iyi okurdu, dönmeden önce falan, yâni o kadar eski, baba desen, bestelerini çıkar aradan, o sesle anca mahalle düğünlerinde falan söylerdi, kim söyleyebilir çok güçlü bir ses olduğunu gencebay’ın.. gırtlak nağmelerini itici bile bulduğumu söyleyebilirim, erkek solistlerin emel sayın’ı gibi bir şey işte. ebru gündeş’i hiç saymayayım, ilk günden beri, – ben bunu duymamış olayım-  diye kendimi teskin ediyorum. gerçi ne desek boş, zevkler ve renkler meselesi..

ağzına sağlık evlâdım.. kulaklarımın pası silindi sâyende.

– yav Allahım bana prodüktörlük felân bâri nasip et yav, sırf bu çocuk için bir şey yapayım. ya da ne bileyim, öyle bir gücüm olsun ki; erkan sırf bana söylesin her gün, usanırsam ne olayım.. o neydi öyle yaaa… mustafa sayan’ın, ölüyorum kederimden şarkısını okudu bir de offf of!

ölüyorum kederimden
el içine çıkmaya yüzüm kalmadı
ömrüm hiç gibi geçti
derdin ne diye soran olmadı
ah, ömrüm hiç gibi geçti
derdin ne diye soran olmadı
çaresizlik içindeyim
karanlık dünyama ışık tutan olmadı
ah, ömrüm hiç gibi geçti
derdin ne diye soran olmadı
ah, ömrüm hiç gibi geçti
derdin ne diye soran olmadı

* iç gibi geçti evet, n’olmuş?!  erkan da öyle söyledi zâten..

Reklamlar

2 responses to “ömrüm iç gibi geçti*

  1. tevbe
    ler
    artık arızalı

    yaprak
    kışa
    yorgun
    düşüyor

    yağmur
    sonra
    kar
    yağarmı?

    ..diye
    düşünüyor
    insan..

  2. düşünüyorsa insan,yağmur da yağmaz, kar da..inanmak gerek.
    bâzân gördüklerimiz, yanıltır bizi ve çoğunlukla da böyledir.
    hiçbir şey, dışarıdan göründüğü gibi değil, 40 kere bozsan da tevbeyi.
    düşünmek yüzünden olmasın sakın?
    düşünmemeyi de başaracağım,
    yok başka çâresi!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s