ağrılarda göz ağrısı, her kişinin öz ağrısı

ağrının tarihiyle uğraşan kişi üç özel sorunla karşılaşır. ilki, acının, insanın yakalanabileceği öteki hastalıklarla ilişkisinin yaratacağı  çok büyük dönüşümlerdir. ağrının konumu üzüntü, suç duygusu, günah, keder, korku, açlık, hastalık ve huzursuzluk gibi durumlarda değişir. cerrahi koğuşunda ağrı dediğimiz şey daha önceki kuşakların özel bir isim vermedikleri bir olaydır. ağrı, insan acılarının, tıp mesleğinin uzmanlık alanında ya da denetiminde olduğu iddia edilen bir bölümü gibi görülmektedir. bedensel ağrı konusundaki kişisel deneyimin, onu yok etmek için hazırlanmış bir terapötik programla biçimlendirildiği bugünkü durumun tarihsel bir önceli yoktur.

ikinci sorun, dildir. çağdaş tıbbın ”ağrı” terimiyle adlandırdığı teknik konunun bugün bile günlük konuşmada karşılığı yoktur. dillerin çoğunda, doktorların bu amaçla devraldıkları terimler üzüntüyü, hüznü, kederi, utancı ve suçluluk duygusunu da kapsar. ingilizce ”pain” ile almanca ”schmerz”in özellikle değilse de çoğunlukla bu fiziksel anlamın aktarıldığı kullanımları görece kolaydır. ancak sözcüğün hint-cermen dillerindeki eşanlamlılarının çoğu daha geniş anlamları kapsar : bedensel ağrı; ”zor iş”, ”zahmet” ya da ”felaketle sınanma” olarak; ”işkence”, ”tahammül”, ”ceza” ya da daha genelde ”dert” olarak; ”hastalık”, ”yorgunluk”, ”açlık”, ”yas”, ”yara”, ”ıstırap”, ”keder”, ”bela”, ”zihinsel karmaşa” ya da ”cefa” olarak da ifade edilebilir. bu nakarat tamamlanmış değildir : bu, dilin her biri bedensel yansımalar gösteren pek çok tür ”kötülüğü” ayırt ettiğini gösterir. bazı dillerde bedensel ağrı doğrudan doğruya ”kötülük”tür. bir fransız doktor tipik bir fransız’a neresinin ağrıdığını sorduğunda hasta, ağrıyan yerini gösterir ve ”j’ai mal la*” der. bir fransız ”je souffre dans toute ma chair**” diyebildiği gibi, doktoruna ”je n’ai mal nulle part***” da diyebilir. bedensel ağrı kavramı tıbbi kullanımda evrim geçirmişse bile bunu, herhangi bir terimin değişen anlamından kolayca anlamak olanaklı değildir.

ağrı tarihi konusunda üçüncü sorun ise ağrının istisna oluşturan aksiolojik**** ve epistemolojik***** statüsüdür. başkası ”benim ağrım”ı benim anlattığım gibi anlayamaz, aynı başağrısını çekmesi gerekir, ama bu olanaksızdır; çünki o başka bir insandır. bu açıdan, ”ağrı” organizmayla çevresi ve uyaranla yanıt arasındaki kesin ayrımın ortadan kalkmasıdır. ağrı, seninle benim başağrılarımızı mukayese edebileceğimiz belirli türde bir deneyim anlamına gelmez; belirli bir fizyolojik ya da tıbbi olgu, belirli patolojik belirtileri olan bir klinik vaka anlamına ise hiç gelmez. bu, tıp bilim adamının sistemik bozukluk olarak algıladığı ”sternocleidomastoiddeki****** ağrı” değildir. ağrı deneyiminin gerçekliği konusunda kuşkularım yoktur, ama yaşadığım şeyi bir başkasına gerçek anlamda anlatamam. başkaları ağrılarını anlattığında, anlatmak istedikleri şeyi algılayamam, ama onların da ”kendilerine göre” ağrıları olduğunu tahmin ederim. onların ağrılarının varlığından yalnızca, onlara duyduğum acıma duygusundan emin olduğum kadar eminimdir. ve benim acıma duygum ne denli derinse, öteki insanın deneyimiyle ilgili yalnızlığı konusundan da o denli eminimdir. üstelik ağrı çeken birinin verdiği belirtileri, benim yardımımın ya da anlayışımın ötesinde olsa bile tanırım. aşırı yalnızlığın böylesine fark edilmesi bedensel ağrı için hissettiğimiz acıma duygusuna özgü bir şeydir; bunu fark etmek, bu deneyimi başka herhangi bir deneyimden, kederli, hüzünlü, rencide olmuş, yabancı ya da sakat bir kişiye duyduğumuz acıma duygusundan da ayrı bir yere koyar. bedensel ağrı duygusu, çok uç bir biçimde, acı çekmenin öteki biçimlerinde görülen, neden ile deneyim arasındaki mesafeden yoksundur.

bedensel ağrıyı aktarma konusundaki yetersizliğe bakmaksızın, onu bir başkasında algılamak öylesine temelden insana özgüdür ki parantez içine konamaz. işkence masasındaki adam nasıl işkencecisinin  çektiği acıdan haberdar olmadığını anlayamazsa, hasta da doktorun, çektiği acının farkında olmadığını düşünemez. ağrı deneyimini insanlarla, insanlığımızı paylaşma deneyiminden bile daha kesin bir biçimde paylaşırız.

acı çektiğim zaman bir sorunun ortaya çıktığını fark ederim. ağrı tarihinin en çok yoğunlaşması gereken şey işte bu sorudur. ağrı benim kendi deneyimim de olsa, bana ağrısı olduğunu söyleyen bir başkasının halini de görsem, bu algının üzerinde bir soru işareti vardır. böyle bir soru, tıpkı ağrının yalnızlığıyla olduğu gibi, fiziksel ağrıyla da bütünleşmiştir. ağrı, yanıtlanmamış bir şeyin işaretidir; açık kalmış bir şeyi, istenecek olan, ama bir sonraki ana kalan bir şeyi gösterir: sorun nedir? daha ne kadar sürecek? neden acı çekmeliyim/çekeyim/çekebilirim? böyle bir kötülük neden var ve neden bula bula beni buldu? ağrının birçok anlam taşıyan bu yönlerine karşı kör olan gözlemcinin elinde şartlı refleksten başka bir şey yoktur. bu gözlemci insanı değil, bir kobayı inceler. hastanın yakınmaları sırasında ışıyan bu anlam yüklü soruyu silebilen hekim, ağrıyı belli bir bedensel bozukluğun belirtisi olarak görür, ama hastayı yardım istemeye yönelten acıya yanaşmaz bile. ağrıyı nesnelleştirme kapasitesinin gelişimi,  hekimin aşırı yoğun eğitiminin sonuçlarından biridir. hekimin aldığı eğitim ona kişinin bedensel ağrılarının  bu yönlerine yoğunlaşma yeteneğini kazandırır. zaten bu yönler de bir yabancının olaya el koymasına kolayca izin verir: çevresel-sinirsel uyaranlar, uyarımın aktarılması, buna verilen yanıt ya da hastanın anksiete düzeyi. ilgi, sistemik olgunun tedavisiyle sınırlıdır, zaten operasyonu doğrulamaya açık olan tek konu budur.

ivan illich- sağlığın gaspı

* buram ağrıyor (”kötü” anlamına gelen ”mal”  sözcüğünün,  ”ağrı” anlamında kullanılmasına örnek) .

** her yerim ağrıyor.

*** hiçbir yerim ağrımıyor.

**** moral, estetik, din gibi değer sistemlerini inceleyen değer kuramıyla ilgili.

***** bilginin esası ve sınırlarını inceleyen bilim dalıyla ilgili.

****** göğüs kemiğiyle kulak arkasını birleştiren, boyunda sağlı sollu kas çifti.

Reklamlar

2 responses to “ağrılarda göz ağrısı, her kişinin öz ağrısı

  1. ..nuh amuca’nın..
    ..işi neydi ağrıda?
    ..gemisi neden ağrıda aranır?
    ..ağrının tarihsel konumu,
    ..bir de bu açıdan irdelenmeli midir?
    ..vilâyet sınırlarını çiziniz..
    ..yüskekliği kaç metrodur?
    ..kütlesi hesabı tesbit edilebilinmiş midir?
    ..edilemediyse..sizler..
    ..konuşursunuz efem ama..
    ..ağrının; ağırlığı ve dahi..
    ..hacmısı hakkında heç bişi bilmezsiniz..
    ..afedersiniz..
    ..sorduklarıma cevap veren varsa..
    ..verebilir mi_?
    ..teşekkürler..

  2. Sevgili Interlock,
    başka bir açıdan konuya yaklaşımınız beni hep memnun ediyor.
    ben çıkmadım ve görmedim bilmiyorum ama size wiki yalancılığı yapabilirim biraz :

    ”Ağrı Dağı (Selçuklular döneminde; Eğri Dağ, Ermenice: Masis, Kürtçe: Glidağ) ya da resmi adıyla Büyük Ağrı Dağı, Türkiye’nin en yüksek dağıdır. Dorukları karla kaplı volkanik bir dağ olan Ağrı Dağı, Türkiye’nin doğu ucunda, Ağrı ilinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Dağ, İran’ın 16 km batısında ve Ermenistan’ın 32 km güneyindedir.
    Nuh’un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağdır. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağının farklı dillerde birçok ismi vardır. Başlıcaları, Ararat, Kuh – i Nuh, Cebel ül Haristir.”

    Tevrat’ta ve Kur’an’da bahsi geçen bu dağ hakkında bilgilerinizi bizimle paylaşmanızı çok arzu ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s