derdiniz hrant mı, rant mı?

kaç gündür yazmak için fırsatım oldu aslında,  ama yazmak gelmedi içimden. bilmiyorum, belki de suların bir parça durulmasını bekledim..

duygudaşlık kuramadığım biri hakkında yazmak zor. ne yazdıklarıyla, ne söyledikleriyle  üzerimde öyle aman aman etkisi olmayan dink hakkında, günlerdir zâten yeterince yazılıp-çiziliyor.

önce şunu merak ettim: hrant dink’in öldüğüne kim karar verdi? yâni vurulduğu bölgenin çok yakınında bildiğimiz pek çok sağlık kuruluşu olduğunu biliyoruz. ne olursa olsun bir an önce hastahaneye götürülmesi geremiyor muydu? ilkyardımda, beş dakikanın bile çok önemli olduğunu biliyoruz. bu neden yapılmadı? yapılmamasına kim/kimler karar verdi? başından vurulmuş olması, ille de ölmüş olacağı anlamına mı geliyordu?

sonrasında, dink’in cesedi daha yerdeyken etrafın polis kordonuyla sarılmış olması gerekmiyor muydu? iki-üç adım yakınında duran/yürüyen/bakan bir sürü insan vardı. cesedin yerde bir saatten fazla kaldığı söyleniyor, o arada acaba kaç delil kayboldu? kayboldu mu? kaybolmuş olması doğal değil mi?

cesedin kaldırılmasından sonra, henüz hava kararmamışken agos gazetesi’nin penceresinden sarkıtılan devâsa dink portresini kim hazırlattı? gazete çalışanları bunları düşünecek/organize edecek  hâlde miydiler?

” hepimiz ermeniyiz, hepimiz hrantız ” sloganı ilk olarak kim tarafından telaffuz edildi? iştirak edenler ne söylediklerinin farkında mıydılar? dünyâda eşi benzeri görülmemiş bu cenâze törenine katılanlar acaba hrant dink’i benden daha mı iyi tanıyor ya da fikirlerini benimsiyordu? hattâ içlerinden kaç kişi dink’in fikirlerinden haberdardı? ” tek yürek ” olmak için ermeni milliyetçisi olduğunu saklamayan birinin öldürülmesi mi gerekiyordu?

ayakkabısının altının yırtık olduğundan dem vurmak hangi etik kurallara uygundu? fukara edebiyatı hiç bu kadar alçakca yapılmış mıydı? dink parasız olduğu için değil de, sâdece fazla tutumlu olduğu için o ayakkabıyı giyiyor olamaz mıydı? dahası fukaralık hrant dink’e kadar,  pek çok başka gazeteci için sıradan bir durum değil miydi? 

soracak öyle çok soru var ki.. ve söyleyecek o kadar çok söz. neyi, nasıl içime sindireyim de konuşayım bilmiyorum. bunları duymayı en az hakeden kişi de merhumun kendisi ne yazık ki.. ölümünün bu denli infiâl yaratacağını mümkün değil tahmin edemezdi.

dink’in ermeni milliyetçisi olması bu denli doğal ve normal karşılanırken,  başkalarının da türk milliyetçisi olması neden tuhaf ve anormal karşılanıyor  anlayabilmiş değilim.  cinâyeti hemen milliyetçi kesime yamamak kimlerin işine geliyor durup bir düşünmek gerek. bunun gibi şimdilerde adı ”kâtil yuvası” na çıkarılmaya çalışılan güzide kentimiz trabzon’un ya da trabzonlu insanların ne günahı var? neden dikkat oraya çekilmek isteniyor? bütün olaylar birleştirildiğinde, bir grup serserinin bütün bunları plânlamış olabileceği fikri kimi kandırıyor? beni değil. biz bu numaraları çok gördük, karnımız tok!

utanacak bir şey yapmadım ben. kimseye karşı aşağılık kompleksi duymuyorum. örtbas edeceğim bir ayıbım yok. ırkçı değilim. ama ermeni ya da hrant da değilim. dink eğer komşum ya da arkadaşım olsaydı cenâzesine giderdim ancak bu türlüsü birilerinin politikasına âlet olmaktan başka bir şey değil. ayrıca ne kadar insanî olduğu da tartışılır. dünyâya bir şey ıspatlamak zorunda hissetmiyorum kendimi. orada olup da çıkartacağım bir günahım yoktu ki! hrant maskesi takacak kadar kimliksiz de değilim. azınlıklarla toplumsal uzlaşma sağlamamız gereken bir kavgamız yok. dünyânın hiçbir yerinde bulamayacakları rahatı ve güveni bu ülkede buldular, kimse nankörlük etmesin. bugüne kadar gaza gelmedim, gelmiyorum, gelmeyeceğim! söylediklerim beni bağlar ve kimseye yaranmak dileğiyle yazmıyorum. münferit bir olay bütün bir ulusa mâledilemez. kimse de gidip benim yerime özür dileyemez! benim yerime ahkâm kesemez! benim yerime ne olduğumla ilgili pankart taşıyamaz!

bu tür cinâyetler ne ilktir ne de son olacaktır. kimsenin dink’in katlinden sonra kalkıp zil takıp oynadığını sanmıyorum. ölümün yüzü yeterince soğuktur. çıktığı kabuğu beğenmeyenler bu ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını daha fazla aşağılayamayacaklardır. karanlıkta kalmamız/karanlıktan çıkamamamız kimleri sevindiriyorsa, fâilleri ta kendileridir! dink cinâyeti karanlıkta bir süre daha kalmamız demektir, ama unutulmamalıdır ki; her gecenin bir sabahı mutlaka vardır!

bu satırları yazan benim: bir ermeni’nin eline doğmuş olan ben! ermeni komşuları tarafından sevilip okşanmış olan ben! ermeni arkadaşlarıyla yemiş-içmiş-gezmiş-tâtile çıkmış olan ben! insanseven ben! canlıseven ben! babasını kaybeden dink’in kızlarının acısını paylaşan, onları anlayan, babasız ben! aydınseven ben! ülkesini seven ben! can veren her askerimizin ölüm haberinde ciğeri yanan ben! açlıkla savaşırken onurunu kaybeden insanların vatandaşı olan ben! işsizlikle mücadele ederken, yılana sarılan gençlerin ablası ben! apolitize edilmiş bir neslin çocuğu olan ben!  hrant dink’in kanından medet ummayan ben! hrant dink’in üzerinde hakkı olmayan ben! herşeye rağmen güvenini ve inancını yitirmemiş olan ben!

Reklamlar

33 responses to “derdiniz hrant mı, rant mı?

  1. Candan hanim,

    Yazinizin, asagida deginecegim kismi haric, cok guzel oldugunu soylemek isterim.

    Fakir-fukara edebiyati, ve askerligini cavus yapmak zorunda kalisi vb gibi mazlum edebiyatlarinin da samimi olmaktan cok ‘reyting’ amacli oldugunu biliyoruz. Bunlara katilmak mumkun degil.

    Zaten, benim acimdan, Dink bir ahir zaman peygamberi degildi. Onun da baglandigi emeller vardi ve baskalarindan tefrik edilecek tek husus, bunlari daha bir dengeli taleplerle elde etmek istiyordu.

    Bu bakimdan, Dink bir yenilik getirmistir –bilhassa kendi camiasina. Ve, bu yuzden de takdir edilmelidir.

    Bu, baska her acidan takdir ve bastaci edilmesini gerekli vey azorunlu kilmiyor –benim baktigim yerden.

    dink’in ermeni milliyetçisi olması bu denli doğal ve normal karşılanırken, başkalarının da türk milliyetçisi olması neden tuhaf ve anormal karşılanıyor anlayabilmiş değilim.

    Bunun cevabi, benim acimdan, bir hayli kolay: Bugunku varligiyla, Milliyetcilik, bir minimalizmdir. Ve, zorunlu egilseniz, bu topraklarda minimalist olmak bekaniz acisindan tehlikelidir bence.

    Buyumezseniz kuculursunuz demek istiyorum. Buyumekten kastim da sismek degil –sismek, bence, BOP benzeri seylerdir–, aglikli bir buyumeden bahsediyorum. Saglikli buyumek konusunda ayakbagi olacak seylerden birisi de –bugunku konjonkturde– milliyetciliktir.

    Irk bazinda milliyetcilikten bahsediyorum.

    Irk bazinda milliyetcilik, dogasi geregi, bir tur boluculuk olarak da addedilebilir. Bu topraklarin geleneklerine de aykiri, bizim beka baglamindaki cikarlarimiza da.

    Dolayisi ile, resme eger yeteri kadar uzaktan bakarsaniz, milliyetciligin minimalizm oldugunu dusundugu icin bugunku haliye milliyetcilige karsi olanlari, milliyetciligin yeniden sekillenerek kapsayici bir yapiya kavusmasini isteyenleri makbul tutabilirsiniz.

    Az olsun benim olsun ile, cok olsun hepimizin olsun arasindaki fark yani..

    cinâyeti hemen milliyetçi kesime yamamak kimlerin işine geliyor durup bir düşünmek gerek.

    Bu yanlis tabii ki. Ama, bugunku anlamiyla milliyetcilik de –yukarida yazdigim cercevede– maksadini asarcasina yanlis olabiliyor. Onun da yola getirilmesi gerekiyor belki.

    bunun gibi şimdilerde adı ”kâtil yuvası” na çıkarılmaya çalışılan güzide kentimiz trabzon’un ya da trabzonlu insanların ne günahı var? neden dikkat oraya çekilmek isteniyor?

    Yanlis. Irk bazli ayrimciligin altyapisini –bilerek ya da bilmeyerek– bu tur seyler olusturur. Buna imkan vermemeliyiz.

  2. Merhaba Candan Hanım;

    Evet bazı tanımlamalar ve tavırlar aşırıya kaçtı bu konuda da. Ne diyebilirm ki? Haklısınız.

    İyi günler…

  3. Merhaba Candan Hanım,
    Muzmin Anonim’e katılıyorum. Eklemek istediğim birşey de var. Yazınızda ele aldığınız paradaigma çerçevesinde olaya biraz makro bazen de mikro bakmışsınız. Bir kere olayın Türkiye için dahili ve harici yelpazesi için değerlendirmeden uzaktasınız. Bu durumda kendinizden bahsederken şunu unutmayın, Hrant’ı öldürün siz değilsiniz zaten, ama sorumluların sorumsuzlukları hepimize batıyor.
    Muhabbetle…

  4. Müzmin Bey,
    teşekkür ederim, her yazdığım şey gibi bunu da bir kerede ve içimden geldiği gibi yazdım. kimseye yaranmak ya da kimseden çekinmek gibi bir sıkıntım olmadığı için süslemeden, konuşur gibi yazmayı tercih ediyorum böyle yapınca da çok da uzatmayı sevmediğim için yazdığım şeylerde eksikler oluyor ya da anlatmak istediğim şeyleri detaylandırmadan yazıyorum ve yanlış anlaşılma ihtimâlim kuvvvetleniyor.

    gâliba sizin karşı olduğunuz şey ırkçı bir milliyetçilik. yâni aynen benim de karşı olduğum gibi. milliyetçilik duygusunu asla küçümsemiyorum ve rahatlıkla milliyetçi olduğumu söyleyebilirim. ama milliyetçilik anlayışının şimdilerde faşistlikle karıştırılması ya da aynı anlamda kullanılması, sinirlerimin tepeme çıkmasına sebep oluyor. bunun da özellikle yapıldığına inanıyorum. bir nevi, apolitizasyon sürecinin bir ayağı gibi algılıyorum bu durumu da. ayrıca ülkemizde ırkçı bir milliyetçiliğin olduğuna ben inanmıyorum. üçbeş kendini bilmezin sarfettiği sözler yüzünden ya da maşa olmaya çok müsait birkaç serserinin yaptıkları yüzünden koca bir ulusun hakaretlere mâruz kalması canımı çok sıkıyor. kişisel görüşüm bu yönde. ancak burada meseleye dink açısından bakarsak, merhumun ırkçı bir milliyetçi olmasına kimsenin sesi çıkmazken, yine bu ülkenin insanı olan başkalarının ırkçı milliyetçi olmasına neden bu kadar tepki veriliyor benim anlayamadığım nokta burası. yâni bunu bir ermeni yapınca adı ” düşünce özgürlüğü ” olacak, bir türk yapınca ” kafatasçı ” olacak. işte ben bunu kabûl edemem. her ikisi de doğru bir yaklaşım değildir ve kimseye huzur getirmez, o ayrı. ancak mâdem ısrarla ifâde özgürlüğünden dem vuruluyor, bu konuda herkes eşit olmalıdır. ırkçılık, dediğiniz gibi bölücülükten başka bir şey değildir. ben kimseye daha yakın ya da daha uzak mesafede değilim. kürt kökenli yurtdaşlarım için de farklı düşünmüyorum, ermeni, rum ya da gürcü kökenli yurtdaşlarım için de.. her canlıyı sevme ya da sevmeme hakkım var ama asla hüviyetine bakarak, dilini, dinini, ırkını sorgulayarak değil. bu ülkede yaşayan herkes eşittir; yediği kaba s.çmamak kaydıyla. AİHM konusuna hiç girmeyeyim, kim, ne niyetle yapmış olursa olsun affedemiyorum. dünkü akşam gazetesi’nde oray eğin ” bu ülkeye değmez ” demiş, onu da asla affetmeyeceğim..

  5. Doğu Bey,
    biz ifratla tefritin ne olduğunu bilmiyoruz. bence bütün mesele de budur.

  6. Tâlha Bey,
    detaylı bir değerlendirme içine girmediğimi biliyorum, ne olsa bir gecede vatan kurtarmaya niyetli abilerimizle birlikte büyüdük, ama hiç kurtarabildiklerine şâhit olmadım. bu minvaldeki tartışmalar genelde sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. makro ya da mikro değerlendirmeleri önümüzdeki günler boyunca üstüne vâzife olan ya da olmayan sürüyle insan zâten yapacaklardır. ” sorumluların sorumsuzluğu ” derken kimleri kastediyorsunuz bilemedim ama bu toprakların çocuğu olarak ben, kendimi elbette olan bitenden sorumlu tutuyorum. yok öyle, elimizi taşın altına koymadan ahkâm kesmek bize yaraşmaz.

  7. Hepimiz Ermeni’yiz sözünü ilk ben söyledim sanırım. Yani öyle hissediyorum. Çünkü söylediğimde kimseden duymamıştım. Bu bir slogandır tabi, ve klişe. Herkesin aklına gelmesi normal, başka yerlerde de kullanılmıştı, haksızlığa uğrayan birinin yardımına koşulan duygusal ayarı biraz fazla kaçmış film sahnelerinde de.

    Klişe ama anlamı var. Biri Ermeni diye öldürülüyorsa onun yanında yeralmayı tercih ederim. Doğduğum yerden ve kimlikten memnun olan ben, yeri gelir, bunu değiştirmeyi de seçebilirim.

    Cinayeti milliyetçi kesime yaramak da benim işime geliyor. Farkındayım, öyle. Kimliksel ayrımlardan, ırkçı referans taşıyan milliyetçi yaklaşımlardan oldum olası nefret ettim, herhangi bir yere bağlılığımdan çok. Ama “karanlıkta kalmamız/karanlıktan çıkamamamız kimleri sevindiriyorsa, fâilleri ta kendileridir!”: hayır, maalesef değil. Böyle rasyonel, planlı bir bilinçten değil, gayet mağara adamı içgüdülerinden bahsetmemiz lazım. Olaylar karmaşık, altında bit yeniği arayacak çetrefillikte değil, gayet basit: birileri sesini kesmek istediği birilerinin kafasına bulabildiği en büyük sopayı, lobutu, kemiği, artık ne bulursa indiriyor. Bu, yapanın bir serseri çetesi olmasını gerektirmiyor, o sopa elden ele iletiliyor birilerinden. İletilmese, katil bihaber öldürdüğü kişiden.

    Ve bu da münferit bir şekilde olmuyor. Münferit olması için o adam/adamlar yapamasa bu olayın hiçbir şekilde gerçekleşemeyeceğini düşünmek gerek. Buna inanıyor musunuz? Daha dün Baskın Oran hoca’ya gelen tehditlerin araştırılmadığı vardı gazetede. Hala Agos tehditler alıyor. Hala bazı sitelerde birileri ulumaya devam ediyor. 301’den yargılanan herkesin aldığı tehditleri düşünün, mahkeme sahnelerini gözünüzün önüne getirin. O kadar kalabalık kendini kaybetmişken bazılarının da biraz daha fazla kaybetmesi gayet sıradan değil mi? O mahkeme giriş çıkışlarında yargılananlara, avukatlarına, gözlemcilere, AB parlamenterlerine gözü dönmüşçesine saldıranlar da mı karanlıktan çıkamamazı isteyen bazı güçler? O zaman oradakiler milliyetçiler değil, öyle mi?

    Siz kendinizi sorumlu hissetmeyebilirsiniz, buna kimsenin diyeceği birşey olamaz. Ben hissediyorum. Bu, gökten zembille inen, tek başına bir olay olmadığı için (yani münferit olmadığı için), daha önce sesimi çıkarmadığımdan dolayı. Göz göre göre geliyorum dedi ve geldi. Ailesinden veya yakın çevresinden herhangi bir açıklamayı okuduysanız anlardınız bunun nasıl beklendiğini. O çocuk gelmese başka bir gün başka bir çocuğun geleceğini.

    Bunların yanısıra, evet, bana da çok battı, ambulans gelmemesi -herhalde yakında olsak anlardık diyebiliyorum ancak, kafadan 2 kurşun alınca kimsenin bir şans vermediğini-, kordonla çevrilmemesi -gayet dar bir alanı çevirmiş gibiydiler ama çok yetersizdi ve polisler kovanların üzerinden yürüyordu-, ve devasa bir posterin açılması -gazete çalışanları pek onu yapacak durumda gibi durmuyorlardı, ama demek birkaç kişi vardı kafası yerinde-.

    Bir de “dünyânın hiçbir yerinde bulamayacakları rahatı ve güveni bu ülkede buldular, kimse nankörlük etmesin.”: bunu söylemek bize düşmez bence. İsmet Berkan şu yazısını yazar, bir Ermeni de biz o Azınlıklar Tali Komisyonu’ndan hiç rahatsız olmadık diyebilir. Veya tam tersi. Ama bu gidişat böyle giderse, Ermeni vatandaşların bu ürkeklikleri devam ederse bundan sonra çok daha az kişi Ermenilerin eline doğacak, Ermeni komşuları tarafından sevilecek, Ermeni arkadaşları olacak.
    Saygılar.

  8. Komplo teorileri oluştururken Komplo yapıcıların- haşa- Allah olamayacağını bu yüzden onların hesaplarının kurulmuş bir mekanizma gibi gerçekleşmeyeceğini unutmamak gerek.Yani biri bir şey murat eder ama sonuçları tam da kendi istediği gibi olmaz.Bu yüzden komplolara karşı uyanık olmalı ama her şeyin komplocular tarafından yapılamayacağınıda unutmamalıyız.

    Herkesin bir hesabı varsa Allahında bir hesabı vardır.

  9. Artin Penik gerçek bir vatanseverdi.. ben onun gibilerin içinde büyüdüm ve arkadaşlık ettim. o zaman, ” hepimiz Artiniz ” demek ne kadar da içten olurdu ve ne kadar inandırıcı.. ama pek kimsenin hatırladığını bile sanmıyorum. Allahtan gani gani rahmet dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor. gözyaşlarım sahiden akıyor, huzur içinde yatsın…
    http://www.youtube.com/results?search_query=artin+penik

  10. Cano Hanım,

    Bu yazıyı biraz da Hrant Dink’i tanımadan yazdığınız için bazı sözleriniz incitici ve yaralayıcı olmuş. Doğrularla yanlışlar içiçe geçmiş. (Fakat Muzmin Bey’in çok hoşuna gideceğini her zaman olduğu gibi yine bildim! Tıpkı Alev Hanım’ın yazısının da çok hoşuna gideceğini bildiğim gibi!)

    Bu arada bazı oklarınız beni de yaralayıverecekti az kalsın!

    Ayrıca sanırım bu şirin beldede milliyetçiliğe atfedilen anlamlar bir aşure malzemesi gibi çeşitlilik arzediyor. Dolayısıyla da bundan en büyük faydayı da şoven milliyetçilerimiz -ki bunlar bal gibi ve de sapına kadar faşisttirler- sağlıyor.

    Bir de lütfen birtakım fotoğrafları yanyana getirip birleştirin ve ortaya çıkan panoramik görüntüye dikkatlice bakın: Susurluk diye simgeleşen derin güçleri göreceksiniz! Klasik manzara! Tetikçilerin ne bok olduğu çok da önemli değil.

    Gecenin bir vaktinde böyle dağınık dağınık notlar almakla yetiniyorum yazınız için. Aslında bıktım da bu konuda yazmaktan.

  11. Metin bey,

    Bu yazıyı biraz da Hrant Dink’i tanımadan yazdığınız için bazı sözleriniz incitici ve yaralayıcı olmuş. Doğrularla yanlışlar içiçe geçmiş. (Fakat Muzmin Bey’in çok hoşuna gideceğini her zaman olduğu gibi yine bildim! Tıpkı Alev Hanım’ın yazısının da çok hoşuna gideceğini bildiğim gibi!)

    Sunu aradabir soylemek ihtiyaci hissediyorum: Bu dediklerinizi madem biliyordusnuz, nicin ben yazmadan once siz yazmazsiniz.. boylece beni bir suru zahmetten kurtarirdiniz.

    Dink’i tanimanin konu ile mutlaka alakasi var tabii. Var. Var da, sorulmasi gereken bir kac soru da yok degil.

    Ilk aklima gelen sorularda birisi de, daha neredeyse haberi duyulmadan, Dink’in bina boyundaki posterinin nasil da sakkadanak asilabildigidir.

    Merak ediyorum: Acaba bir kadim Ermeni adeti midir bu –azicik onde gelen herhangi birisinin bina boyunda posterini hazir bulundurmak..

    Baska sorular daha var. Madem katil binanin icine alinmamisti ve madem Dink surekli tehdit mesajlari aliyordu; katil ile binanin disinda bulusmasi neden ve nasil oldu? Bunu kim sagladi –Dink’i kim ikna etti acaba?

    Daha once pek aklima yatmiyordu, ama dikkatli baktigimda –benim munafik ve sizce ne dusunecegi malum aklim bana– Dink’in cenazesi ile regarenk devrimler arasinda sanki bir benzerlik oldugunu ihsas ediyor. Sanki bir prova yani.

    Bunu soyleyisimin sebebi, kendi blogumda da yapmaga calistigim nacizane fayda analizinde ismine devlet diyebilecegim herhangi bir tarafi bulamayisimdir. Tabii ki o analiz eksiksiz olmak iddiasini tasimiyor –tipki yukaridaki paragrafin da dogru olmak iddiasini tasimayisi gibi.

    Ayrıca sanırım bu şirin beldede milliyetçiliğe atfedilen anlamlar bir aşure malzemesi gibi çeşitlilik arzediyor. Dolayısıyla da bundan en büyük faydayı da şoven milliyetçilerimiz -ki bunlar bal gibi ve de sapına kadar faşisttirler- sağlıyor.

    Bir de lütfen birtakım fotoğrafları yanyana getirip birleştirin ve ortaya çıkan panoramik görüntüye dikkatlice bakın: Susurluk diye simgeleşen derin güçleri göreceksiniz! Klasik manzara! Tetikçilerin ne bok olduğu çok da önemli değil.

    Evet. tetikcilere bakmiyoruz. Onlara bakmiyoruz, ama kinim nereye isaret ettigine bakmazdak ayip olur.

    Oralara baktigimiz zaman –isin garibi– muglakligi azaltici bir sey goremiyoruz. Gordugumuz seyler ‘Susurluk diye simgeleşen derin güçler’ turunden sembolizmalarla anlatiliyor.

    O sembolizmalarin sorunu da birer muz olmalari. Yiyenin niyetine gore degisiyor.

    Baska bir deyisle, ‘Susurluk diye simgeleşen derin güçler’den kimlerin ya da neyin kastedildiginin belli olduguna emin degilim.. oyle olunca da boogeyman kovaliyor oluyoruz.

    Herhangi bir seyi aciklamak yerine, daha bir bulandirici oluyor demek istiyorum.

    ‘Bulandirici’ hem kafa hem de mide bulandirici anlaminda..

    Bir kopyasi surada olan Omer Lutfi Mete’nin ‘Derin devlet ama kiminki?’ baslikli yazisinin sonlarinda su paragraf var:

    Gazi gideli beri ne Cumhurbaşkanlığı, ne de başbakanlık makamına hakiki devlet adamı oturtabilmiş değiliz. Yerli Sovyetçilerimizin de derin katkıları sayesinde, NATO ile birlikte başkasının derin devleti içimize çökmüş ve Türkiye Cumhuriyeti de bağımsızlık davasından vazgeçmiştir. Böylece başlayan mutlak güdülme sürecinde şöyle veya böyle sorumluluk almış birtakım zevatın kendilerinden menkul kerametleri bu gerçeği örtemeyecek, tarih onlara ‘devlet adamı’ sıfatını layık görmeyecektir!

    Belki bir gün, bazıları için ‘başka devletin adamı’ diye yazılacaktır.

    Bu hal-i pur melalin bilinmesi ve anlasilmasi yerine boogeyman kovalamak konusunda yardimci olur sozler etmek daha mi dogru?

    Neyse, bu yazi da daginik oldu. Nitekim, yazacaklarimi daha onceden biliyor oldugunuzu biliyorum. Eksik ve daginik olan kisimlarini uygun buldugunuz sekilde zihninizden toparlayin da beni o zahmetten kurtaracaginiza inancim tamdir.

  12. şimdi biraz daha ileri giderek başka bir soru sormak istiyorum. eşini kaybetmekten bu denli acı duyan bir kadın (rakel dink), nasıl oluyor da merhamet damarı eşsiz türk milletinin bam teline basacak, o uzun, düşünülerek kaleme alınmış satırları karalayabiliyor da, öncelikle sorması gereken soruyu sormayı unutabiliyor? yâni yine empati yapıyorum, canım kadar sevdiğim eşimi bu şekilde kaybetmiş olsaydım eğer, önce şunun hesabını sorardım: kocamın öldüğüne kim karar verdi?! neden hemen hastahaneye yetiştirmediniz?! onu öylece soğuk taşların üzerinde bırakmaya vicdanınız nasıl el verdi?!
    evet sonra da gâliba sâdece onun yanında olmayı dilerdim. kendimde bir parti lideri edâsıyla konuşacak gücü bulamazdım. ve tüm olanları gerçekten protesto etmek isteseydim, ” devlet büyüğü ” bile olsa kimseyle görüşmezdim. tabi ben öyle yapardım. öyle ince-içli şeyler kaleme alamazdım, konuşamazdım, mümkündür aklımı da yitirirdim ve sâdece ölmek isterdim. ben gâliba zayıf biriyim!

  13. Muzmin Bey,

    Vallahi samimi söylüyorum sizin söyleyeceklerinizi tahmin edebiliyorum diye. Çünkü düşünce sistematiğinizi, mantalitenizi, bakış açınızı, fikir dünyanızın parametrelerini az çok tanıyorum artık. Bunların ışığında noktaları birleştirmek çok da karmaşık ve karışık bir iş değil. Yoksa elbette kahin de değilim, falda da görmüyorum ne diyeceğinizi! Dalga geçmeyin a canım efendim!

  14. Cano Hanım & Muzmin Bey (abc),

    Ben de spekülasyon yapayım azıcık bari:
    Evet o poster önceden hazırlanmış olabilir ve bunda hiçbir gariplik de görmüyorum ben. Niye? Şunun için: Kafası azıcık bu işlere eren, Türkiye’yi ve bu toplumdaki çeşitli odakları tanıyan kişiler (ve bu arada elbette Dink ve eşi de), Hrant Dink’in başına böyle bir olayın gelme ihtimalinin çok çok yüksek olduğunu görebilirlerdi.

    Peki göz göre göre kendini niye tehlikeye attı? Ölümden korkmadı, korksaydı çeker giderdi zaten. Dink bir Ermeni milliyetçisi değildir, kusura bakmayın, yanlışınız var -bunu da düzeltelim. Demokrasi ve antirasizm mücadelesi veriyordu o.

    Şunu kafamıza sokalım: İddia ve empoze edilenin aksine bu toplumda ırkçı zihniyet kendisine gayet kolay taban bulabilmektedir ve ayrıca zaten resmi tarihin bize yutturmaya çalıştığının tam aksine, rejim de de başından bu yana ustalıkla kamufle edilmeye çalışılan şiddetli ve incelikli bir ırkçı politika temeline oturtulmuştur. Yalanlardan ve yutturmacalardan oluşan resmi tarihin zehrinden arındıralım zihinlerimizi artık, bunun zamanı çoktaaan geldi de geçiyor bile.

  15. Candan Hanım ben bu yazı için çok çok teşekkür ediyorum.
    Sizi bir kez daha ve daha çok seviyorum.

    Bu yazıyı müsadeniz olursa benim orada link vererek yayınlamak istiyorum.

    Şurada ki yazıdan da bir alıntı koymak istiyorum.(Akşam Güler Kömürcü)Ben neden Trabzon sorusunun cevabını burada buldum çünkü.

    Gelelim büyük fotoğrafın içindeki saklı fotoğrafa, salı yazımda da altını çizerek belirttiğim gibi; ‘küçük katiller özellikle Trabzon’dan seçiliyor’ çünkü; Trabzon ili, Trabzon Limanı, ABD’nin olası bir İran operasyonunda birinci dereceden jeo-stratejik önem taşıyor. Hem Kafkasya hem İran açısından ‘Trabzon’, Trabzon Limanı çoook önemli. Böylesine stratejik yerdeki vatandaş yani Trabzon halkının milli duruşu-mukavemetinin güçlü olduğu hepimizce malum. Birileri işte bu nedenle Trabzon’un milli direnişinin derhal zayıflatılması için kargaşa yaratarak uluslararası arenada adeta karantinaya alınması sağlandı.’ Tam bu noktada duralım ve bir derin saptamayı ilave edelim, kaleme alan Prof.Ümit Özdağ;

    WASHİNGTON, TRABZON’U ÜS OLARAK İSTİYOR ‘Türkiye’de ve dünyada ABD’nin üzerinde en çok konuşulan stratejisi, Büyük Ortadoğu Projesi. Ancak Washington’un bir başka büyük projesi daha var. Bu projeye ‘Genişletilmiş Karadeniz Projesi’ deniliyor. Bu proje ile ABD, Baltık Denizi-Karadeniz-Hazar Denizi havzalarını birleştiren bir bakış ile ‘Baltık’tan Türkistan’a’ uzanan bir alanda etki kurmak istiyor.

    ABD’nin Karadeniz’de açıklanan beş hedefi var. Bu hedefleri şu şekilde özetlemek mümkün: 1) Demokratikleşme, 2) Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği, 3) Dondurulmuş çatışmaların çözülmesi, 4) Enerji güvenliği, 5) Rusya’nın etkisinin kırılması. Ancak Türkiye ile ABD arasında bu bölgede bazı anlaşmazlıkların olduğu görülüyor. ABD, Türkiye’nin anılan bölgede demokratikleşmeye karşı çıktığını söylüyor. Türkiye ise Karadeniz’de risklerin ABD’nin ileri sürdüğü kadar yüksek olmadığını savunuyor. ABD Karadeniz bölgesinde askerî üslere sahip olmak istiyor. (Trabzon, ABD’nin Karadeniz’de üs olarak kullanmak istediği en önemli yerlerin başında bulunuyor.G.K)

    Ankara’nın ABD’nin askeri üs taleplerine karşı çıkması üzerine Washington’un şimdilik bölgede askeri yollar dışında etkili olma arayışı içinde olacağı düşünülüyor. İşte böyle bir ortamda ABD’den Dr. Ariel Cohen’e göre, Karadeniz, bir enerji nakil hattı, insan, silah, kitle imha silahları ve uyuşturucu kaçakçılığında kullanılan bölge olarak, ABD menfaatleri açısından büyük bir önem taşıyor. ABD, çıkarlarını gerçekleştirmek için muhakkak bu bölgeye etkili bir şekilde ittifaklar aracılığı ile yerleşmesi gerekiyor…’

  16. Metin bey,

    Ben de spekülasyon yapayım azıcık bari:

    OK.

    Evet o poster önceden hazırlanmış olabilir ve bunda hiçbir gariplik de görmüyorum ben. Niye? Şunun için: Kafası azıcık bu işlere eren, Türkiye’yi ve bu toplumdaki çeşitli odakları tanıyan kişiler (ve bu arada elbette Dink ve eşi de), Hrant Dink’in başına böyle bir olayın gelme ihtimalinin çok çok yüksek olduğunu görebilirlerdi.

    Bu ihtimali gorebildiklerini ben de kabul ederim. Ama, bu ihtimal hemen hemen her aktivist icin varittir. Aktivisti de cok genis anlamda kullaniyorum; buna kalem erbabi da dahildir, diger kelam erbabi da.

    Baska bir deyisle, Dink’ten, Dilipak’a kadar herkes.

    Fakat, son derece ilginc olan, bu kadar ‘hair’ olmalaridir. Yani, neredeyse, martyr (dava sehitligi) olmak icin bekleniyordu. Poster vb de hazir yani.

    Eger bir komplo teorisinden bahsediyorsak, bu da bir karsi-komplo teorisi oluyor ve bence plausable’dir.

    Peki göz göre göre kendini niye tehlikeye attı? Ölümden korkmadı, korksaydı çeker giderdi zaten.

    Dink’in olumden karmamis oldugunu kabul etmek hem kolay hem de zor. Kendini bir guvercin olarak tariflememis olsa dediginizi kabul etmekte zorluk cekmeyecegim; ama, guvercinlerin alamet-i farikasi degil olume meydan okumak.

    Ama, o da o kadar onemli degil belki. Daha ilginci, ailesinin aldigi tutum bence. Cok kisa zamanda –belki de dakikalar cinsinden– Dink’in olumunu hayli basarili bir sekilde siyasi bir show’a tahvil ettiler. Poster de bunlardan birisi.

    Bunu bir basari olarak gormek mumkun. Ama, onca romantik soyleve karsilik, sevgi ayaginda ciddi eksiklikler oldugunu dusunuyorum. Rakel Dink’in verdigi tepkiyi (tepkileri) yadirgiyorum.

    Dink bir Ermeni milliyetçisi değildir, kusura bakmayın, yanlışınız var -bunu da düzeltelim.

    Bu dediklerinizi yeniden dusunmenizde bence fayda var.

    Ama, daha once de sizin milliyetci kavramina yuklediginiz butun negatiflerden siyrilmaniz gerekiyor bence. Cunku, anladigim kadariyla, siz ‘milliyetci’ dediginiz zaman akliniza sadece ve sadece korku veren unsurlar geliyor.. Bu cok ciddi bir onyargidir ve baska bir cok acidan var oldugunu bildigim olgunlugunuzu cok ciddi sekilde eksiklendiriyor.

    Dink’in (kendisi ve karisinin) Ermeni milliyetcisi oldugunu co uzaga gitmege gerek yok, yetimhane ile ilgili faaliyetlerinde gorebilirsiniz.

    Dink, ‘yetimlere’ degil, Ermeni irkindan olan yetimlere sahip cikmistir hep.

    Ayni sekilde, Agos gazetesi de Ermenice, ve Ermeniler icin yayinlanan bir gazetedir.

    Ama, eminim, mazlum dyerek siz bunlari normalize ediyorsunuzdur. Olabilir. Fakat, mahiyetini degistirmez.

    Demokrasi ve antirasizm mücadelesi veriyordu o.

    Bunlar cok noble (asil) seyler… Kulaga da cok hos geliyor; ama, eksikleir var.

    Demokrasi konusundaki mucadelesini soyut anlamda degil de, bir azinligin sesinin duyulmais baglaminda soylediginizi saniyorum. Buna itirazim yok tabii ki. Ama, bu o kisiyi soyut ‘demokrasi mucadelesi’ verir kilmaz. O da bir mikro milliyetciliktir.

    Gelelim anti-racism ayagina. Bu konuda yaptiklarini daha bir takdir ediyorum. Yani, cok tipik birer racist olan Ermeni disaporasinin soylediklerine karsi seyler soylemistir. Bu dogrudur. Fakat, nihai analizde, o da Ermeni irki ile ilgili savunma (mevzi kazanma) faaliyeti icindeydi. Uslup farklari olmakla beraber, ortada bir irki^ yaklasim vardir.

    Teknik olarak bu da bir irkcilik degil midir?

    Yoksa, siz sadece ‘baskin’ olanlarin irkci olabileceklerini mi dusunursunuz?

    Şunu kafamıza sokalım: İddia ve empoze edilenin aksine bu toplumda ırkçı zihniyet kendisine gayet kolay taban bulabilmektedir ve ayrıca zaten resmi tarihin bize yutturmaya çalıştığının tam aksine, rejim de de başından bu yana ustalıkla kamufle edilmeye çalışılan şiddetli ve incelikli bir ırkçı politika temeline oturtulmuştur.

    Kafamiza sokmamiz gerekenler var tabii ki, ama once bazi seyleri kafamizdan cikarmaliyiz. Sokmak, cikartmaktan daha kolay gibi.

    Bu rejimde bir irkcilik damarinin oldugunu tabii ki kabul ederim; ederim amma bunun ‘Turk’ irkini esas alan bir irkcilik oldugunu soylemek icin cok genis bir muhayyile gerekiyor.

    Bu konuda yazmis oldugu iki yaziyi okumakta fayda var bence. Ilk yazisi su:

    Neden Hedef Seçildim baslikli yazisindan bir kac pasaj:

    Bu aslında yanlış bir tespit ya da gereksiz bir soru değil. Anımsanırsa eğer Orhan Pamuk için dava celsesi başlamadan daha, “Ne yapılabilir de dava düşürülebilir?” diye az takla atılmadı. Kimine göre Adalet Bakanlığı’nın yargılama için izin vermesi gerekiyordu, dolayısıyla oraya sormak gerekirdi. Nitekim öyle de yapıldı. Topun kendisine atıldığını gören Adalet Bakanı ise sıkışmışlığın arasında bir yandan Pamuk’a ateş püskürdü, bir yandan da ortaya çıkıp “Ben böyle bir şey demedim” demesi için çağrılarda bulundu. Sonuçta “Pamuk davası”nın ilk celsesi gerçekleşti ve bu ilk duruşma esnasında yaşanan vandalist saldırılarla Türkiye dünyaya rezil olunca, davanın ikinci celsesi aynı şekilde yaşanmasın diye de ikinci celsenin yapılmasına bile gerek kalmadan dava düşürüldü ve Pamuk’un 301 macerası teknik bir çözümle sona erdirilmiş oldu. Benzer sürecin daha hafifi ise Elif Şafak davasında yaşandı. Öncesinde hayli patırtısı koparılan dava daha ilk celsesinde, Şafak’ın mahkemeye görünmesine bile gerek kalmadan, sona erdirildi. Bu teknik çözümlerden herkes memnundu. Başbakan Tayyip Erdoğan dahi Şafak’a telefon açıp geçmiş olsun dileğinde bulundu. Benzer “Hafif atlatmaları” Ermeni Konferansı’nın sonrasında yazdıkları nedeniyle haklarında “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla dava açılan gazeteci ve akademisyen arkadaşlar da yaşadılar.

    Evet, bu pasajda bir ayrimciliga dikkat cekiyor.. cekiyor da adini bir turlu koyamiyor.. Peki, bunca zekanizla sizden yardim istesem, siz adini koyar misiniz.

    Er kisi niyetine..

    Öncelikle Hrant Dink’in “Çok olmasına” biraz açıklık getireyim. Dink zaten epeyi bir süredir dikkatlerini çekiyor, canlarını sıkıyordu. 1996 yılıyla birlikte, AGOS’u çıkardığından beri Ermeni toplumunun sorunlarını dile getirirken, haklarını talep ederken ya da tarihin konuşulmasına ilişkin Türk resmi tezinin hoşuna gitmeyen kendi duruşunu sergilerken, arada bir çizmeyi aştığı olmuyor değildi ancak asıl bardağı taşıran damla 6 Şubat 2004 tarihinde AGOS’ta yayınlanan “Sabiha Gökçen” haberi oldu. Dink imzasıyla ve “Sabiha-Hatun’un sırrı” başlığıyla verilen haberde Gökçen’in Ermenistanlı akrabaları konuşuyor ve Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetim olduğunu iddia ediyorlardı. Bu haber, Türkiye’nin en çok satan gazetesi Hürriyet’te 21 Şubat 2004 tarihinde AGOS’tan alıntılanarak manşetten verilince olanlar oldu ve Türkiye’de yer yerinden oynadı. 15 günü aşkın bir süre tüm köşe yazarları habere ilişkin olumlu, olumsuz yorumlarda bulundular, değişik kesimlerden değişik beyanatlar verildi. Tüm bunların içinde en önemlisi ise Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı yazılı açıklama oldu. Genelkurmay bu haberi yapanlara karşı “Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür” açıklamasıyla tepki koyuyordu. Onlara göre bu haberi yapanlar art niyetliydi, Türk kadınının miti ve sembolü haline dönüştürülmüş bir kişinin Türklüğünü birden bire onun üstünden çekerek o kimlikte deprem yaratmaya çalışıyorlardı. Kimdi bu densizler, kimdi bu Hrant Dink? Ona haddi bildirilmeliydi!

    Bu pasaj da ilginc.. Sabiha Gokcen’in etnik aidiyetinin ortaya cikmasina kim nicin itiraz etmis olabilir?

    MKA’nin ayrimci olmadigina pek de guzel bir ornek olarak kanumlanabilirdi bu; ama, nedense oyle olmadi. Oyle olmayisini nasil acikliyoruz?

    Ben, cok fazla takip etmemekle beraber, Sabiha Gokcen’in Ermeni asilli olusundan rahatsiz olmadim. Turk milliyetcilerinin de cok fazla rahatsiz oldugunu gormedim. Oyle ya, bu memlekette sultan anneleri de, sadrazamlar da hep farkli etnisitedendi. Bunu cok yadirgamak anlamli degildi.

    Degildi de, acaba nicin Sabiha Gokcen konusunda uyarilmisti?

    Bunu da sunun isiginda soruyorum: Yalcin Kucuk dahil bir cok kisi, MKA’nin dahi aidiyetinin adini neredyese acikca koyabilirken, Gokcen neden dikkat cekti. Ya da kimlerin dikkatini cekti acaba?


    Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği
    baslikli yazisindan:

    Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.

    Bu satirlar da manidar.. Bir derin gucten bahsediyor ve eminim siz ve ben bundan farkli seyler anliyoruz…

    Yalanlardan ve yutturmacalardan oluşan resmi tarihin zehrinden arındıralım zihinlerimizi artık, bunun zamanı çoktaaan geldi de geçiyor bile.

    Buna katiliyorum. Ama, arinilmak gerekn yalan ve yutturmacalari iyi belirlemek kaydiyla. Yani, hepsinden arinmak gerekiyor. Selektif olmak dogru degil.

  17. bu kadar ‘hair’ olmalaridir. –> bu kadar ‘hazir’ olmalaridir.

    Dink’in olumden karmamis oldugunu –> Dink’in olumden korkmamis oldugunu

    Ermeni milliyetcisi oldugunu co uzaga –> Ermeni milliyetcisi oldugunu, cok uzaga

    eksikleir var –> eksikleri var

    ornek olarak kanumlanabilirdi –> ornek olarak konumlanabilirdi

    arinilmak gerekn –> arinilmak gereken

  18. Muzmin Bey,

    Adam hem Ermeni, hem muhalif ise, üstüne bir de kolayca düşman etiketi yapıştırılamayacak kadar yurtsever (milliyetçi değil!) bir duruşa sahipse, böyle bir ortamda öldürülmeye çok yakın olduğunu hem kendisinin hem de yakınlarının başından beri hissetmemesi/düşünmemesi ve buna her anlamda hazırlıklı olmaması mümkün müdür? Böyle eceliyle olmayan bir ölümün, siyasal nitelikli bir ölümün ardından ölenin mensubiyet ve aidiyet bağının bulunduğu toplum kesiminin hazırlıksız bir şekilde suspus olacağını farzetmek ne derece mantıklıdır?

    Dink elbette -herhangi bir insan olarak- ölümden korkuyordu. Korkmaması da düşünülemez zaten. O, ölüm mü yoksa vatanında kalarak hakkını savunmak mı ikileminde ikinciyi tercih edecek kadar onurlu ve yürekliydi.

    Siyasi şov demekle biraz haksızlık yapıyorsunuz. Bu cinayetin ardından da tepki vermeyecekler de ne zaman verecekler? Son nokta aşılmış, bir canları katledilmiş. Yapmayın lütfen! Hukukçu bozuntusu şefliğindeki lumpenler sürüsüne her vesileyle her zaman her yerde “tepki koymak” serbest, böyle bir cinayetin ardından yakınlarını kaybedenlerin tepki koyması yanlış ve şüpheli, öyle mi?

    Rakel Dink’in söylediklerini de bütünlüğü içinde okuyun lütfen. “Sevgi eksikliği” değil, sevgi büyüklüğü göreceksiniz -görmek isterseniz şayet.

    Agos gazetesi -yanlış bilmiyorsam- iki dilli bir yayın organıydı. Eğer öyle değilse de, Ermenilere seslenen bir gazetenin Ermenice olması niçin tuhaf olsun?

    Yetimhane meselesinde de haksızlık yapıyorsunuz. Size yakıştıramıyorum.

    Milliyetçiliğe bakışıma gelince… Biliyorsunuz Afşar Bey’e şu bakışımı bir türlü anlatamadım. Oturup bir yazıda uzun uzun anlatmam gerek sanıyorum. Parça pinçik açıklamalarla olmuyor. Konu ciddi bir konu. Ayaküstü anlatılamıyor. Yine de bir iki cümle etmek gerekirse şöyle: Milliyetçilik değil, milliyetçilikler vardır ve bunlardan biri “şoven milliyetçilik”tir ki bu faşizmle örtüşen bir bakıştır. En basit anlamıyla “vatan-millet sevgisi ve duyarlılığı” şeklinde tanımlanan milliyetçiliğe karşı değilim; lakin ben onu zaten milliyetçilik repertuarı içinde saymıyorum.

    Dink’in hangi anlamda olursa olsun Ermeni milliyetçisi olduğu görüşüne kesinlikle katılmadığımı da tekrar etmiş olayım. Azınlık duyarlılığına sahip olmak hemencecik etnik milliyetçi olmayı ve öyle damgalanmayı gerektirmez.

    Mikromilliyetçilik demişsiniz. Dink’inki mikromilliyetçilik değil. Gerek azınlığa uygulanan baskıya karşı çıkmak, gerek azınlığı etnik bir kimlik olarak sahiplenmek başka şey, azınlığın içinde yeraldığı toplumdan koparmaya çalışmak başka şey. İkincisi etnik milliyetçiliği ilgilendirir, birincisi değil.

    Teknik anlamda ırkçılık mevzuuna gelince… Tarihte olan biten ve resmi tarihçe gizlenen şeyleri -Türk Ermeni ayırdetmeden, hem Türk hem Ermeni şovenistlerinin tezlerine itiraz ederek- ortak bilincimize kazandırmak istemek ırkçılık mıdır, öyle görüyorsanız yine size yakıştıramam doğrusu.

    “İddia ve empoze edilenin aksine bu toplumda ırkçı zihniyet kendisine gayet kolay taban bulabilmektedir ve ayrıca zaten resmi tarihin bize yutturmaya çalıştığının tam aksine, rejim de de başından bu yana ustalıkla kamufle edilmeye çalışılan şiddetli ve incelikli bir ırkçı politika temeline oturtulmuştur.” ifademe karşı söylediklerinizi ise tam olarak algılayamadım. Neyse, bu kez bu ifadeyi soru biçimine dönüştüreyim: Böyle değil midir sizce? Niye böyle görmek, geniş bir muhayyile gerektirsin?

    Son olarak:
    Yalan ve yutturmacalar hangi odaklardan gelirse gelsin karşıyım. Seçmece yapmayacağımı biliyorsunuz.

  19. Metin bey,

    Isterseniz azicik geri saralim.

    Ben Dink’e karsi degilim. Hic bir zaman da olmadim. Onun durusunu takdir ediyordum, hala daha da ediyorum.

    Kisinin millietci olmasiyla da benim sorunum yok. Kendi aidiyetini koymasiyla da, irk ya da kulturel baglarini savunmasiyla da.

    Bunlar, hayatin gercekleridir ve dozaja bagli olmakla beraber gereklidir de.

    Hani, bir Arap sozu vardir: Ben ve evlatlarim kardeslerime karsi; ben, evlatlarim, kardeslerim akrabanin geri kalanina karsi. Akraba asiretin geri kalanina karsi.. Asiret de diger asiretlere karsi..

    Milliet de irk da –bu baglamda– kisinin degistiremedigi seyler. Siz degistirseniz de baskalari degismez pek.

    Dink’in Ermeni yetimelere sahip cikmasini da yukaridaki Arap sozu cinsinden goruyorum ve bugune kadar o yaklasimla da sorunum olmadi.

    Olmadi, ama, sizin durusunuzla karsilasinca oluyor ve o durus da beni az once yazdigim yazi turunden seyler yazmaga surukluyor.

    O da su:

    Bu ulkede Turk olmak –neredeyse– asagilik bir mahluk olmakla esdeger hale gelmekte.. Turk olup bir de milliyetcilik turunden overtonelariniz varsa, yandiginizin resmidir..

    Cunku, siz milliyetci Turk deyince –benim anladigim kadariyla– oyle bir canavar tiplemesine gidiyorsunuz ki, fasist filan onun yaninda zemzemle yikanmis sayilir..

    Bu beni gercekten cok rahatsiz ediyor ve –madem, karsidakinin gozundeki tozu dag yapmagi makul koyuyorsunuz– ben de o zaman (Dink’in yetimhane ilgisi ve Ermeni olusu, ve Agos’u) sizin gozunuzle konumlandirmakta kendimi ozgur buluyorum.

    Bu durumdan memnun degilim, ama, tepki tepkiyi doguruyor. Tepki dogurulan da, sizin yakistiramadiginizi soylediginiz, normalde sogukkanli olan ben oluyorum.

    Bana degil gerci, ama onumuze gelen herseye aklimiza yatan ilk etiketi yapistirinca, ardindan da o etiketin arkasina akla hayale gelmedik herseyi sigdirmak sozkonusu olunca, yapilan faaliyetin analiz degil de propoganda olarak algilanmasi kacinilmaz oluyor. Kakafoni, gurultu.. yani, faydadan ari ve dedim-dedi muhabbeti..

    Baska bir deyisle, bu konuda birbirimizi okudukca seyirciyi seyretmek yerine kalabaliga, guruha karismis oluyorum. Hosuma gitmiyor.

    Bir tarafta, millet aidiyetini ‘asmis’ iddiasiyla ortada olan ama ne dedigi anlasilir olmayan bir taife, ote tarafta da din aidiyetinin tek tayin edici oldugunu dusunen bir taife var ve ikisi birden cikan ilk firsatta Turk kelimesine yukleniyorlar.

    Boyle olmaz. Dengeli beslenme bu degil. Ya her uc cenaha da yuklenmek gerekiyor –ki, ben bunu tercih ederim– ya da, hic birine.

  20. Metin bey,

    Isterseniz azicik geri saralim.

    Ben Dink’e karsi degilim. Hic bir zaman da olmadim. Onun durusunu takdir ediyordum, hala daha da ediyorum.

    Kisinin millietci olmasiyla da benim sorunum yok. Kendi aidiyetini koymasiyla da, irk ya da kulturel baglarini savunmasiyla da.

    Bunlar, hayatin gercekleridir ve dozaja bagli olmakla beraber gereklidir de.

    Hani, bir Arap sozu vardir: Ben ve evlatlarim kardeslerime karsi; ben, evlatlarim, kardeslerim akrabanin geri kalanina karsi. Akraba asiretin geri kalanina karsi.. Asiret de diger asiretlere karsi..

    Milliet de irk da –bu baglamda– kisinin degistiremedigi seyler. Siz degistirseniz de baskalari degismez pek.

    Dink’in Ermeni yetimelere sahip cikmasini da yukaridaki Arap sozu cinsinden goruyorum ve bugune kadar o yaklasimla da sorunum olmadi.

    Olmadi, ama, sizin durusunuzla karsilasinca oluyor ve o durus da beni az once yazdigim yazi turunden seyler yazmaga surukluyor.

    O da su:

    Bu ulkede Turk olmak –neredeyse– asagilik bir mahluk olmakla esdeger hale gelmekte.. Turk olup bir de milliyetcilik turunden overtonelariniz varsa, yandiginizin resmidir..

    Cunku, siz milliyetci Turk deyince –benim anladigim kadariyla– oyle bir canavar tiplemesine gidiyorsunuz ki, fasist filan onun yaninda zemzemle yikanmis sayilir..

    Bu beni gercekten cok rahatsiz ediyor ve –madem, karsidakinin gozundeki tozu dag yapmagi makul koyuyorsunuz– ben de o zaman (Dink’in yetimhane ilgisi ve Ermeni olusu, ve Agos’u) sizin gozunuzle konumlandirmakta kendimi ozgur buluyorum.

    Bu durumdan memnun degilim, ama, tepki tepkiyi doguruyor. Tepki dogurulan da, sizin yakistiramadiginizi soylediginiz, normalde sogukkanli olan ben oluyorum.

    Bana degil gerci, ama onumuze gelen herseye aklimiza yatan ilk etiketi yapistirinca, ardindan da o etiketin arkasina akla hayale gelmedik herseyi sigdirmak sozkonusu olunca, yapilan faaliyetin analiz degil de propoganda olarak algilanmasi kacinilmaz oluyor. Kakafoni, gurultu.. yani, faydadan ari ve dedim-dedi muhabbeti..

    Baska bir deyisle, bu konuda birbirimizi okudukca seyirciyi seyretmek yerine kalabaliga, guruha karismis oluyorum. Hosuma gitmiyor.

    Bir tarafta, millet aidiyetini ‘asmis’ iddiasiyla ortada olan ama ne dedigi anlasilir olmayan bir taife, ote tarafta da din aidiyetinin tek tayin edici oldugunu dusunen bir taife var ve ikisi birden cikan ilk firsatta Turk kelimesine yukleniyorlar.

    Boyle olmaz. Dengeli beslenme bu degil. Ya her uc cenaha da yuklenmek gerekiyor –ki, ben bunu tercih ederim– ya da, hic birine.

  21. Ek:

    Yukaridaki son cumle de, bizi, Candan hanimin sordugu baslik osrusuna getiriyor: Hrant mi rant mi?

    Buna benim artik verebilecegim cevap mecburen, ikincisi oluyor. Yani, rant.

    Ailesi de, ‘aidiyetlerini asmis’ olanlar da, neo-ummetcilerimiz de.. oldukca genis bir kalabalik rant pesinde gorunuyor.

    Adini koyalim yeter.

  22. baslik osrusuna getiriyor –> baslik sorusuna getiriyor

  23. Muzmin Bey,

    “Bu ulkede Turk olmak –neredeyse– asagilik bir mahluk olmakla esdeger hale gelmekte.. Turk olup bir de milliyetcilik turunden overtonelariniz varsa, yandiginizin resmidir..” [MA]

    Bu ifadenin muhatabı saymıyorum kendimi. Onun için bu bana verilen bir cevap değil.

    “Cunku, siz milliyetci Turk deyince –benim anladigim kadariyla– oyle bir canavar tiplemesine gidiyorsunuz ki, fasist filan onun yaninda zemzemle yikanmis sayilir..” [MA]

    “Milliyetçi Türk” dersek olmaz, “şoven milliyetçi” dersek evet. Dikkat ediniz, çok çok önemli bir nüans var: “Şoven milliyetçi Türk” değil, “şoven milliyetçi”. Bu nüansı kaçırırsanız bana feci şekilde haksızca yüklenmiş olursunuz. Şoven milliyetçinin Türk olup olmaması benim için hiçbir değeri olmayan bir ayrıntıdır.

    “(…) onumuze gelen herseye aklimiza yatan ilk etiketi yapistirinca, ardindan da o etiketin arkasina akla hayale gelmedik herseyi sigdirmak sozkonusu olunca, yapilan faaliyetin analiz degil de propoganda olarak algilanmasi kacinilmaz oluyor.” [MA]

    Bu eleştirinin muhatabı da saymıyorum kendimi. Bir kere “önüme gelen herşeye” etiket yapıştırmıyorum. İkincisi, “etiket” yapıştırmıyorum. Üçüncüsü, o “etiket”in içine de abur cubur sıkıştırıyor değilim. Bunları, blogistanda boy gösterdim göstereli geçen şunca zamanda gözlemlememiş olmanızı düşünemiyorum ve böyle bir yanıltıcı izlenim vermek istemenizi de konunun getirdiği ateşli tartışma moduna bağlıyorum.

  24. Muzmin Bey,

    “Bu ulkede Turk olmak –neredeyse– asagilik bir mahluk olmakla esdeger hale gelmekte.. Turk olup bir de milliyetcilik turunden overtonelariniz varsa, yandiginizin resmidir..” [MA]

    Bu ifadenin muhatabı saymıyorum kendimi. Onun için bu bana verilen bir cevap değil.

    “Cunku, siz milliyetci Turk deyince –benim anladigim kadariyla– oyle bir canavar tiplemesine gidiyorsunuz ki, fasist filan onun yaninda zemzemle yikanmis sayilir..” [MA]

    “Milliyetçi Türk” dersek olmaz, “şoven milliyetçi” dersek evet. Dikkat ediniz, çok çok önemli bir nüans var: “Şoven milliyetçi Türk” değil, “şoven milliyetçi”. Bu nüansı kaçırırsanız bana feci şekilde haksızca yüklenmiş olursunuz. Şoven milliyetçinin Türk olup olmaması benim için hiçbir değeri olmayan bir ayrıntıdır.

    “(…) onumuze gelen herseye aklimiza yatan ilk etiketi yapistirinca, ardindan da o etiketin arkasina akla hayale gelmedik herseyi sigdirmak sozkonusu olunca, yapilan faaliyetin analiz degil de propoganda olarak algilanmasi kacinilmaz oluyor.” [MA]

    Bu eleştirinin muhatabı da saymıyorum kendimi. Bir kere “önüme gelen herşeye” etiket yapıştırmıyorum. İkincisi, “etiket” yapıştırmıyorum. Üçüncüsü, o “etiket”in içine de abur cubur sıkıştırıyor değilim. Bunları, blogistanda boy gösterdim göstereli geçen şunca zamanda gözlemlememiş olmanızı düşünemiyorum ve kendinize ilişkin böyle yanıltıcı bir izlenim vermek istemenizi de konunun getirdiği ateşli tartışma moduna bağlıyorum.

  25. İkinci yorum geçerlidir.

  26. Bu eleştirinin muhatabı da saymıyorum kendimi.

    Dogrudan dogruya ve sadece sizi muhatap gorsem, meramimi size emaille anlatir ve kolayca anlasirdik. O yuzden, eger kabul ederseniz, ne siz bu yazilari birebir uzerinize alin, ne de sizin yazdiklarinizi ben..

    Sonucta, ikimiz de, degisik acilarda meseleye bakiyoruz..

    Bir kere “önüme gelen herşeye” etiket yapıştırmıyorum.

    Herseye, ya da onunuze gelen herseye degil tabii ki. Ama, henuz neyin ne oldugu dogru durust anlasilamamisken, ortada garip garip sorular varken, Dink cinayetinin sorumlusu olarak milliyetcileri (ustelik de fasist terfii ile) topun agzina surmek ne derece dogrudur?

    Hersey bulanik. Belki de cook uzun zaman icin de oyle olacak. Mememen gibi, bu da buyuk bir ihtimalle alakasiz cenahlarin uzerine yikilacak. O zaman yikanlar ile simdikilerin ayni oldugu anlamina gelmiyor tabii ki. Susurluk da oyle… hala daha da oyle.

    Ama, –her nasilsa– kristalize olmus kanaatler var.. var gibi gorunuyor buradan. Benim yok. Olamiyor. Bahsettigim bu uc olayin da (baska benzerleri gibi) doyurucu analizini yapabilecek data elimde degil. Olmayinca da, herhangi bir hukme varamiyorum.

    Kim kimdir, ve neye hizmet ediyor sorusunun cevabi belli degilken, birileri kalkip topyekun baska birilerini itham ederse bunda itiraz edecek cok sey oldugunu soyleyebilirim herhalde.

    Herhangi bir hukme varana, hukmun keskinligi mertebesinde itiraz ediyorum.

    İkincisi, “etiket” yapıştırmıyorum.

    Etiketlerin sonekleri mutlaka -ism ya da -izm olmak zorunda degil ki..

    Üçüncüsü, o “etiket”in içine de abur cubur sıkıştırıyor değilim. Bunları, blogistanda boy gösterdim göstereli geçen şunca zamanda gözlemlememiş olmanızı düşünemiyorum ve kendinize ilişkin böyle yanıltıcı bir izlenim vermek istemenizi de konunun getirdiği ateşli tartışma moduna bağlıyorum.

    Hem evet, hem hayir.

    Birincisi, neyin icinde ne oldugunu ya o etiketi her kullandigimizda aciklamak gerekiyor, ya da hic kullanmamak.. Konunun hassasiyeti bunu zorunlu kiliyor bence.

    Simdi azicik daha geri saralim:

    Ortada ciddi bir garabet var.

    O da su: Dink’in yazdigi 7-6 makale icinden bir tek cumleyi birileri almis (Yargitay), buna Yargitay Cumhriyet Bassavcisi itiraz etmis. Yargitay ise bir cumleyi cimbizla almis.

    Savcinin konusmasini su linkte izleyebilirsiniz.

    Bununla ilgili bir iki laf etmeden once, sizin su linkte ‘mide bulandıran sabetayist avcısı bey’ dediginiz Yalcin Kucuk’un bir iki tespitinden biri aklima geliyor.

    Onlardan biri de, TC’de ust yarginin Sabetayistlerin elinde olduguydu.

    Bu onermeye siz katilmayabilirsiniz. Ama, bir kanaat olarak bana cok da far fetched gelmiyor. [Bu, Yargitay’in da oyle oldugunu iddia etmek anlamina gelmez tabii ki. Anladiginiz uzere.]

    Evet, bu Yargitay, Dink’in (mesela Orhan Pamuk baglaminda) sordugu bir kac soruyu da anlamli kilacak sekilde, cimbizla bir tek cumleyi seciyor. Bunu da basinimizin yardimiyla yapiyor…

    Hangi basin?

    Well.. Ortadogu Gazetesi vb degil Dink’i topun agzina yerlestiren.. baska birileri.. Turkiye’nin Turklerin oldugunu (lafta) soyleyen, 1948’e ramak kala apansiz kurulmus ve vaktiyle de Kibris’a yelken acmamiza sebep olan bir grup ve avinesinden bahsediyoruz..

    Birileri tutmus.. digerleri hedef gostermis.. ve sonunda buram buram Turk (!) kokan Samast soyadiyla birisi de tetigi cekmis..

    Ve, kabak da nedense ‘Turk’un basina patlamistir yine..

    Asala’nin Coskun Kirca vb Hariciyecilerimize tasallut etmesine nedense sasirmiyorum cok zamandir.. Techir kararini verenlerin de Turkler olmadigini dusundugum gibi.. ama, Turkler bu oyunda bir masa, daha dogrusu bir joker oluyorlar..

    Simdi de oyle bence.

    Neyse.. Siz ‘şoven milliyetçi’ demegi tercih ediyorsunuz; asagida dediginiz uzere:

    “Milliyetçi Türk” dersek olmaz, “şoven milliyetçi” dersek evet. Dikkat ediniz, çok çok önemli bir nüans var: “Şoven milliyetçi Türk” değil, “şoven milliyetçi”. Bu nüansı kaçırırsanız bana feci şekilde haksızca yüklenmiş olursunuz. Şoven milliyetçinin Türk olup olmaması benim için hiçbir değeri olmayan bir ayrıntıdır.

    Ama, bu terim komprime edildikce daha bir zehirli oluyor.. Bkz Tertip komitesinden ‘Hepimiz Ermeniyiz’ açıklaması..

    Hrant Dink’i Uğurlama Komitesi’nden Musa Çam, Dink’in cenaze töreninde “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganın en çok tartışılan konu olduğunu belirterek, slogana, “Cenazede, ayrımcılığa ve milliyetçiliğe karşı çıkmanın bir simgesi olarak Hrant’ın etnik kökenine sahip çıkılmıştır. Onunla ve Ermeni yurttaşlarımızla bir günlük olsa da duygudaşlık yapılmıştır” sözleriyle açıklık getirdi.

    ‘Tertip komitesi’ lafi bile sakat kaciyor ya.. neyse..

    Burada ben acikca milliyetçiliğe karşı çıkmak lafini okuyorum. Sovenizme filan degil… Getirilen aciklik cok acik degil mi?

    Ilgili ‘tertip komitesi’ne yazarsaniz duzeltirler… taaabii.. beeelki :)

  27. Your comment is awaiting moderation. ??

    :)

  28. Saliha hanim,

    Verdiginiz linkteki Guler Komurcu’nun yazisinda bence tutarsiz olan cok sey var.

    Once su:

    İbretlik bir diyaloğu aktararak başlayalım, belki okuyunca birileri ‘ar’ yapar! Leyla ZANA, Hrant Dink’in cenaze törenine katılıyor ve orada hazır bulunanlardan Marmara Vakfı Başkanı Akkan SUVER’le kısa bir sohbet yapıyor, malum birilerinin elindeki ‘’hepimiz Ermeniyiz’’ yazılı pankartları eleştiriyor, Leyla ZANA diyor ki; ‘bugün birileri çıkıp inatla, inadına -hepimiz Ermeniyiz- diye bağırır ise, biz de inadına ‘-hepimiz Kürtüz- diye bağırırız, buna karşın da başka bir grup da çıkar —’hepimiz Türküz-diye bağırır, bunlar çook çok yanlış, tehlikeli söylemler.’ Leyla ZANA bunu söylüyor, kendini ‘aydın’ zanneden bazı isimler ise-topyekün bizi Ermeni ilan edip, milliyetçi avı başlatıyorlar.

    Zana’nin ne dedigini cok da onemsemiyorum; cunku ‘hepimiz Ermeniyiz’ diyenelerin cok az bir kismi gercekten irk anlaminda Ermeni idi. Dolayisi ile, onun dedigi turden bir provokasyon modeli goremiyorum.

    Diger seyler.. Trabzon’da ABD’nin gozu olabilir –buyuk bir ihtimalle de vardir– ama, orada anti-Ermeni bir nuve yaratmanin nasil islerine yarayacagini pek goremiyorum.

    Ote yandan, Guler Komurcu’nun ilginc iliskilere erisimi oldugunu da dogrulamak mumkun ama bazan ‘manipulasyon’a da maruz kaldigi da soylenmiyor degil.

  29. Metin bey,

    Bilirim pek sevmezsiniz ama okumanizi istedigim bir yazisi var:

    http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=110643

  30. Muzmin Bey,

    Çok teşekkür ederim. Okudum. Size belki de şaşırtıcı gelecek ama fikrimi söyleyeyim: Dört dörtlük bir tespit.

    İtirazsız olmaz ama, değil mi! İtirazım şu: Ben orada hangi kategoriye giriyorum? Yok yok, sayılan alt kategorileri kastetmedim. İki ana kategoriden bahsediyorum. Cevabınızı biliyorum elbette. Ama işte benim itirazım da bildiğim cevabınıza zaten. Efenim bendeniz duygusal çıkışlar yapıyor gibi görünüyor olabilirim ama o duygusal tabakanın altını kazıdığınızda pekala da rasyonel bir duruş la karşılaşıyor olduğunuzu söylemek durumundayım. Bu konuyu çeşitli malikanelerde çeşitli vesilelerle ikimiz de gündeme getirsek de ipin ucunu bir türlü yakalayamadığım için bu son derece önemli mevzu akim kaldı. İnşallah uygun ve geniş bir zamanda ele alıp sonuca ulaştırırız. Umutsuz yaşanmaz biliyorsunuz!

  31. “duruş la” değil elbette, “duruşla”.

  32. Metin bey,

    Benim soyle bir teorim var: Irrasyonel gibi gorunen herseyin –yeteri kadar derinine inerseniz– rasyonel sebeplerini bulabilirsiniz.

    Bunun boyle oldugunu ispatlayabilecek durumda degilim; bir cesit Murphy Kanunu gibi, kisisel gozlem sonucu varilmis bir kanaat…

    Kendimden ornek vermek isterim, ama cok zengin bir hazineyi ortaya sermek lazim. Yazmakla da okumakla da bitmez. Kisa ve ozet bir sey yazayim da, ne demek istedigim anlasilir gibi olur insallah.

    Bundan bir kac sene once, depresyon surecinin sonucunda, bir hayli drastic bir karar verdim (hic de rasyonel degildi).

    Ardindan, yaklasik 1 sene sonra, bir tip adamina basvurmam saglandiginda ogrendiklerim beni gercekten sasirtti. Salakligim yuzunden surdurdugum berbat bir beslenme rejimi yuzunden kendimi diabet shockuna sokmusum ve doktor da bana –ben benim hikayemi hic anlatmadan– benim durumumdaki birinin muhtemel davranis sekillerini anlattiginda benim irrasyonel davranisimin kimyasal/biyolojik seviyedeki rasyonalitesini anladim.

    Aferin bana. Sonunda –tesadufen de olsa– yeterince derinine inip, irrasyonel davranisimin rasyonel gerekcelerini buldum. Is isten gecmis olsa da, bu da bir seydir.

    Simdi.. ayni sey oldugunu iddia ediyor degilim tabii ki; fakat, sizin dedikleriniz bana benzer durumlari hatirlatiyor…

    Evet, maca gidip ana avrat kufreden –normal hayatta sakin bir kisinin– bu davranisini rasyonalize etmek icin sebepler bulabiliriz. Buluruz da.

    Ama, bunu ancak o kisinin uzerindeki bir platforma cikabilirsek yapabiliriz ve yaparsak da anlamli cozumler uretebiliriz.

    O kisi ile maca gidip (ya da onu maca goturup) hep beraber ana avrat kufretmek ile bu ayni sey degil. Bence degil.

  33. Müzmin Bey,
    Ben yazının bütününü ele almadım. Candan Hanım da benim gibi “neden Trabzon? ” diye soruyordu.
    Onun cevabını buldum ben o yazıda.
    Amerika’nın orada anti-Ermeni bir nuve yarattığını düşünmedim.
    Ama artık Trabzon üzerinde oynanan -terör- havasının sebebini biraz olsun anladığımı düşünüyorum.
    Trabzon’da son zamanlar da olanların en azından mantıklı bir açıklaması oldu artık kafamda .
    Ve hiç kimse tam kusursuz doğru değil, hiç kimse de bütünü ile yanlış değil. Herkesten öğreneceğim -bir damla da olsa- bir şey vardır diye düşünürüm ben.
    Güler Kömürcü’den de “o gün” bunu öğrenmiş oldum sadece.
    Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s