memleketimden artiztik patinaj manzaraları..

bâzı şeyler vardır ki; bâzılarına ne yapsan uymaz, yakışmaz vesselâm! meselâ ben hiç basketbol oynamadım, oynayamadım. bana şimdi kalkıp da – e işte bilmemkim var, bilmemne takımında oynayan, onun da boyu kısa – filân demeye kalkmayın. onun hiç değilse boyu var, kısa mısa, bende o bile yok, o denli yâni! hentbol, voleybol oynadım, hattâ futbol bile oynamışlığım var oğlan taklidi yapıp ama kar yağdığında ancak seyretmeyi severim, nerde kaldı kayaktı, buz pateniydi öyle kaygan zeminde fink atmak. yok doğrusu hiç bana göre değil, olmaz, uymaz yâni, ne yaparsan yap. ne bileyim belki st. petersburg’da falan dünyâya gelmiş olsaydım şimdi bu yersiz lâfları etmiyor olacaktım, pistin üstünde üçlü axel  yaparken, siz harâretle beni alkışlayacaktınız. olmadı işte, madalyaları da kaçırdım..

şimdi burası türkiye kardeşim. buz patenini biz ancak televizyonlardan falan gördük, izledik vakti trt zamânında. sonra galleria’da açılan pisti görünce, kenarında epeyce kahve-çay tüketmişliğimiz, buzun üstünde ayakta duranlara bile imrenerek bakmışlığımız da çok. ama buzun üstünde durmaya teşebbüs bile etmedik, hele ki o zamanlar; burnumuz düşse yerden almıyoruz, kıçımızın üstüne zınk diye düşmeye hiç niyetimiz yoktu tabi. ama kenardan ahkâm kesmesi pek zevkli oluyordu.

ne kadar oldu hatırlamıyorum ama show tv’de bir buz dansı yarışması yapılmaya başlandı. bir ayı geçmiştir herhâlde. biz sporu uzaktan seven, daha da beteri eleştirmeyi hepsinden daha çok seven bir âile olarak, özellikle de annemizin ısrârıyla başladık bu yarışmayı izlemeye. yarışmacı olarak oyuncu, dansçı, neidüğübelirsiz, şarkıcı, ipsiz, sapsız falan gibi tipler var. olsun, onları eleştirmek daha da kolay olacaktı, o yüzden en sadist duygularımla ekrana gömülmek benim şu aralar hiç yıpranmayan sinirlerime çok iyi gelecekti. işleyen demir ışıldar aslanım! öyle kendi hâline bırakmayacaksın sinirleri. işte epeydir, jüri kısmısıyla müşerreftik, daha da bir müşerref olduk, puz pateni dışında konuşulması gerekmeyen ne varsa konuşulduğu, egoların dövüştüğü bir programın fanatik izleyicileri olduk. hepsi annemin yüzünden. şunun şurası beş gün kaldı bizi kendi hâlimize bırakıp evi terketmesine, o yüzden ne istese yapmasına izin veriyorum, yoksa çok otoriter bir evlâdımdır.

neyseciğime işte bu akşam dedim ki alenen ve resmen;  anne! bak bu zeynep kokuş var ya, bi’ numara çekecek ve sms oylarının hepsini toplayacak pamuk gibi. o kendini prenses peri sanıyor, hattâ natalia bestemianova, dedim. ben dedim. ayıptır söylemesi, – şimdi dedikodu gibi olacak ama severim cildime iyi geliyor-  kocası da zâten bi’ tuhaf geliyordu bana bu zeynep’in. insan gencecik karısını, elin apollon kılıklı zencisinin ellerine, kollarına ve dahi çeşitli uzuvlarına teslim eder mi?! nedense bu âşık görüntüsü vermek isterken, satış grafiği yüksek bir pazarlamacı havası kokladığım çift beni yanıltmadı. bu akşam olanlar oldu. gerisi anlatmayayım, tadı kaçar. uçan puşttan, kaçan balıktan öğrenebilirsiniz detayları. sadist olduğumu daha evvel beyân etmiştim, şimdi tekrar yüzüme vurmanızın bana bir faydası olmaz. bu yaştan sonra huy çıkmaz kardeşim!

bu yarışma bana çok şey öğretti sayın devlet büyüklerim, abilerim, amcalarım, teyzelerim. sığ bir karakter olmam sebebiyle bu tür şeyleri izliyorum işte anneme bok atarak. ama ne yapabilirim, ben insanımı tanımak istiyorum daha çok. ana haber bültenleri kesmiyor artık beni. onlar da zâten tek kanaldan yayın yapıyorlarmış izlenimine kapılıyorum ne hikmetse. hem bu tür programlar canlı yayınlanıyor. çapsız bir oyuncunun hırsını en derin detaylarına kadar yakalayabiliyorum. gözler ne yapmazdı benim orhan hayranı hiçbişeydaşlarım?! yalan söylemez tabi, aferin! oturun 10!

unutmadan son zamanlarda duyduğum en anlamlı sözü aktarmadan gitmeyeyim. mustafa topaloğlu dedi ki: bülent ersoy dünyâ çapında bir yıldız olabilirdi ama önünü kestiler. büyük adam bu mustafa canım. candan olalı şöyle bir lâf edemedim ona yanarım. norah jones bile dinlemeyen biriyim ben n’olucak. durkheim’dan falan da bahsedemiyorum. tarkovski’yi sıkıcı buluyorum üstelik. soykırımdan bahsetmek ayıp kaçar şimdi, o kadar müttefikimiz yapmışken. olmert buraya gelirken, büyükanıt niye oraya gitti, üzerine düşünmek bile istemiyorum. aynı filimi üstüste seyrederim dedimse, sevdiklerimi dedim canım, karıştırmayın. zâten 1-0 yenildik. darfur yarârına yapılan new york’daki moda haftasında ülkemizi temsil ettiğini söyleyen, kendini örtüp onu bunu açmayı pek sevmiş ablayı mı anlatsam. aman, şimdi onu yazacak tonla çömez blogcu vardır. küresel ısınmadan bahsetmeliyim hiç değilse, yoksa cehâletim iyice sırıtacak. yok yok, iyi oluyor bu yarışmalar falan, bana da yazacak konu çıkıyor.

Reklamlar

12 responses to “memleketimden artiztik patinaj manzaraları..

  1. Güne neşeli başlattın beni :)

  2. Candan hanim,

    Basketbol oynamamisligin artistik buz pateni yapmamislikla bu denli korrele edilecek aciklanisina ilk defa rastliyorum ve itiraz edecek pek de birsey bulamiyorum. Bunun beni ne kadar zorda biraktigini tahmin edemediginizi bu yaziyi kaleme alam safhasinda bilhakkin mudrik oldugunuzu da eminim.

    Mustafa Toplaoglu’nun Bulent Ersoy’la ilgili gozlemini takdir etmekle beraber, bu gozlemin ne kadar yerinde bir gozlem oldugu hakkinda malesef benim bir bulgum yok.

    Bu bakimdan, teyiden dahi olsun, katilmak veya ‘elhak dogrudur’ demek acisindan hayli mutereddid olusumu anlayisla karsilayacaginizi umuyorum.

    Ote yandan, Olmert’in havaalaninda eksik kadro karsilanisi konusunda sormadiginiz her turlu soruda da hakli olabileceginizi dusunuyorum.

    Henuz, ‘iki millet bir devlet’ suurunun tam olarak yerlesmemis oldugunu soyleyebilir miyiz bilmiyorum.

  3. Kevser Bânu,
    hmm demek komik de okunabiliyor yazdıklarım, âlâ! cmylmz’a rakip olabilir miyim, ne dersin? :)

  4. Müzmin Bey,
    sizi zorda bırakmak için böyle yapmadığımı bilmenizi isterim. yazarken kendiliğinden oluyor, ben çaba sarfetmiyorum. aslına bakarsanız yazdıklarım akıveriyor, plânsız, hesapsız yazıyorum.

    mustafa topaloğlu bir cümle etmiş, tabi o da gözlemi yerinde yapmamış olabilir ama belki birinci ağızdan duymuşluğu falan vardır, bilmem ki ne desem.. sizi anlayışla karşılıyorum efendim, canınızı sıkmayın.

    olmert hakkında o soruları şimdi siz sormuş oldunuz ya Müzmin Bey, bana ne hâcet. hem ben ne bilirim devlet işlerini falan, su işleri deseniz neyse. aman şimdi sulandırmış olmayayım konuyu :)

    evet ” iki millet bir devlet ” olmakla ilgili bir şuursuzluk sezinliyorum ben de. göçmeden görmek de pek nasip olacağa benzemiyor, kader işte.

  5. Candan hanim,

    Topaloglu’nun odaginin uzerine cok fazla egilmenin anlamli olacagi kanaatinde degilim.

    Birinci agizlara da, elde maddi delil yoksa, bu baglamda cok fazla itibar etmek bence dogru degil.

    Neyse. Giderek daha az anlasilir seyler yaziyor oldugumu anliyorum. Durmam lazim. Fakat, benim durdugum yerde, anlasilir olmak bisiklete binmek gibi ve riskli ve basit gibi gorunse de oyle degil. Dusunce unutulamaz oluyor.

    Aklima gelmisken.. ‘Iki millet bir evlet’ ruyasinin gerceklesmesini gorebilmek icin Israil’e gos etmegi dikkate alisiniz beni cidden duygulandirdi. Ulkemizin sizin gibi idealist insanlara cok ihtiyaci var, ama, Israil’de de var. Oraya oncelik tanimaniz cok asil bir durus.

    :)

  6. Müzmin Bey,
    mustafa topaloğlu’nu geçelim.
    sizin durduğunuz yeri bilemiyorum, hiç söylemediniz ama bisiklete binmek benim için hâlâ mucize kâbilinden bir şeydir, bu yaşa kadar beceremedim, artık çok geç olduğunu düşünüyorum. toplamda üç denemem var bununla ilgili, evet üçü de unutulmaz, izleri hâlihazırda duruyor.

    anlaşılamaz olmak size has bir şey değil sanırım. yâni tekeli sizde değildir diye söylüyorum. tekellleşmenin sakıncalarından haberdar ve ayrıca bundan çok rahatsız biri olarak söylüyorum bunu. bilmem bu size bir şey ifâde eder mi? israil’e ” göz etmek ” mi dediniz? neye dayanarak ve bu ne haksızlık! sormak istiyorum. ” iki millet, bir devlet ” olgusunun çoktandır farkında olan biri olarak, bu konudaki şuursuzluk mu desem, umursamazlık mı yoksa kanıksamışlık mı, beni cidden rahatsız ediyor. umarım söylediklerimi şimdi bu çerçevede değerlendirirsiniz ve bunu duymayı hakedecek son kişilerden biri olduğumun hakkını da teslim edersiniz. böyle bir rüyâya gerek olduğunu düşünmüyorum çünkü bir realitedir. evet, iki millet hâlinde yaşadığımız doğrudur ama ne derece tasvip ediyorum, önce bunu sormalıydınız itham etmek yerine. sanırım bunu ” göçüp gitmeden görmek nasip olamayacak ” cümlemden hareketle çıkardınız. ve evet beni ilk defâ sinirlendirmeyi başardınız. şuursuzluktan bahsediyordum, anlatmak istediğim şey şimdi netleşmiştir umarım. yaranmayı dileyeceğim en son millet israil’dir. o da kırmızı kar yağınca olabilir ancak. belki de en hassas olduğum olgulardan biri de budur ve bam telime dokundunuz, üzdünüz yâni..

  7. Candan Hanım ben de size 10 üzerinden 10 veriyorum :D bu yazı için elinize sağlık.

  8. Candan hanim,

    mustafa topaloğlu’nu geçelim.

    Gecelim, ama kalici olmasin lutfen. Adam bazan iyi seyler de yapabiliyor –en azindan soyleyebiliyor.

    sizin durduğunuz yeri bilemiyorum, hiç söylemediniz ama bisiklete binmek benim için hâlâ mucize kâbilinden bir şeydir, bu yaşa kadar beceremedim, artık çok geç olduğunu düşünüyorum. toplamda üç denemem var bununla ilgili, evet üçü de unutulmaz, izleri hâlihazırda duruyor.

    Ben de bisiklete bir elin parmaklari kadar binmis degilim.. Ailede bisiklete karsi cok ciddi bir onyargi oldugundandi bu. Bilmemkac vitesli bisikletim oldu fakat depoda curuttuk..

    Basimiza bisikletteyken olumcul bir kaza gelmek ihtimali yerine cok daha efektif olabilecek olan otomobili tercih ettiler.. Siyasi buyuklerim :)

    anlaşılamaz olmak size has bir şey değil sanırım. yâni tekeli sizde değildir diye söylüyorum. tekellleşmenin sakıncalarından haberdar ve ayrıca bundan çok rahatsız biri olarak söylüyorum bunu. bilmem bu size bir şey ifâde eder mi?

    israil’e ” göz etmek ” mi dediniz? neye dayanarak ve bu ne haksızlık! sormak istiyorum.

    O aslinda ‘goc etmek’ idi. Fakat, onun orada var olusu dahi –baska bir izaha gerek duyurmaksizin– bir latife denemesi olma zorundaydi. Sebebi de, en kati seriat hukumleri ile yonetilen bir ulkeye sizin (ya da akli basinda herhangi bir insanin) goc etmek istebilecegini pek sanmiyorum.

    Tek ihtimal, daha buyuk bir ulku icin bunu yapmak, yani kendini feda etmek
    olabilirdi.

    Bu ‘daha buyuk ulku’ ise, ancak ve ancak ‘iki millet tek devlet’ hayalini yerinde ve kendi elleriyle gerceklestirmege yardim etmek olabilir..di. Get it? :)

    ”iki millet, bir devlet” olgusunun çoktandır farkında olan biri olarak, bu konudaki şuursuzluk mu desem, umursamazlık mı yoksa kanıksamışlık mı, beni cidden rahatsız ediyor. umarım söylediklerimi şimdi bu çerçevede değerlendirirsiniz ve bunu duymayı hakedecek son kişilerden biri olduğumun hakkını da teslim edersiniz.

    Yahu, Candan hanim, burada sizin yazdiklarinizi siyasi anlamlar iceren ve uzerinde yine siyasi yansimalari acisindan tartismalar yapmak gereken yazilar olarak gormedigimi artik sizin de biliyor olmaniz lazim.

    Olmert ile ilgili –sizin de temas ettiginiz– bir dokundurmanin devamiydi benim dediklerim… Yani, bir yanlisi, o yanlisin etrafindaki icraatlerin gayr-i mukemmelliginden dem vurarak elestirmek yani.. Bunun mizah literaturundeki karsliginin hangi isim oldugunu bilmiyorum. Ama, Woody Allen’dan ornek vermem gerekirse (ki, eminim siz de bilirsiniz) :

    Iki yasli Yahudi kadin Manhattan’da bir cafede oturup sohbet ederler..

    — Oteki sokak basindaki bistroya hic gittin mi? Yememkleri cok berbat degil mi?

    — Evet. Ustelik porsiyonlari da cok kucuk..

    Iste.. benim dediklerim bu kapsamdaydi..

    böyle bir rüyâya gerek olduğunu düşünmüyorum çünkü bir realitedir.

    Bazan realiteden de uyanmak gerekebilir..

    evet, iki millet hâlinde yaşadığımız doğrudur ama ne derece tasvip ediyorum, önce bunu sormalıydınız itham etmek yerine.

    Hay Alllah..

    Iki seyi duzelteyim:

    a) Itham etmedim
    b) Sizin tasvip etmediginizi biliyorum –daha onceki yazdiklarinizdan topaladigim kadariyla.

    sanırım bunu ”göçüp gitmeden görmek nasip olamayacak” cümlemden hareketle çıkardınız. ve evet beni ilk defâ sinirlendirmeyi başardınız.

    Su siralarda en iyi basardigim seylerden birisi de muhataplarimi sinirlendirmek olsa gerek :))

    Buradaki yansimalarini pek de tasvip etmediginizi bildigim bir seye, onun kaynagina goc ederek daha yakin olmak ve ‘hasret gidermek’ isteyeceginizi dusundugumu sanmadiniz degil mi? :))

    şuursuzluktan bahsediyordum, anlatmak istediğim şey şimdi netleşmiştir umarım. yaranmayı dileyeceğim en son millet israil’dir. o da kırmızı kar yağınca olabilir ancak. belki de en hassas olduğum olgulardan biri de budur ve bam telime dokundunuz, üzdünüz yâni..

    Uzulmenize yol actigim icin muteessirim. Ama, butun sorun benim smiley cimriliginden kaynaklanmis gibi. Ilk firsatta bolca temin edecek ve bir daha olmamasi icin azami dikkati gosterecegime emin olmanizi istirham ederim.

    Hem belki siz o gunlere yetismediniz, ama Moskova’da cook yagdi kizil kar.. fakat fayda etmedi.. benim degismem icin Cehennemin kar altinda kalmasi gerekiyor.

    :) [bakin iste, elimde cok az kaldigi icin sadece sonuna smiley yazabiliyorum]

  9. Doğu Bey,
    stajı siz yapın, notları ben alayım. olacak iş değil! yok yok asla kabûl edemem. o notları hakedecek bir şey yapmadım ben. yine de cömertliğiniz için teşekkür ederim. 10 üzerinden 10 mu demiştiniz? şeyy düşündüm ki, neden olmasın, fazla not göz çıkarmaz :)

  10. Müzmin Bey,
    ımm aslında woody allen’in esprileri bana hep odunsu gelmiştir, ne dersiniz? yâni temel olur, nasreddin olur, daha benden, daha benim insanımdır. hem o evlâtlığıyla evlendiğinden beri gözümden çok düştü, gâliba verdiği eserler de öyle.. amaaan ben de kimseyi beğenmiyorum, beni kim beğensin!

    böyle başlayayım dedim cevâbıma ki; mahcubiyetim daha az göze çarpsın. evet ilk okuduğumda aslında tam da sizin anlattığınız şekliyle anlamıştım ve hayli gülmüştüm (smileylerdeki cimriliğe rağmen). ancak daha sonra egom beni yendi. oysa o kadar çok deneyimim var ki bu konuda, hep ilk düşündüğüm doğrudur, ilk aklımdan geçen beni yanıltmaz ama sonra ne oluyorsa oluyor ve sanki diğer benler üstüme çullanıyorlar. neyse.. tamam, size sinirimi bozduğunuzu söylemek sûretiyle aslında sizi neşelendirmek istemiştim biraz :)) evet bunun farkındayım, neşeleniyorsunuz böyle yapınca. yooo sakın buna da karakter tahlili falan demeyin. sâdece gözlem ;)
    mustafa topaloğlu’na tekrar değiniriz tabi, yeri zamânı geldiğinde.

    yep, I get it fast :))

    ingilizce cevap olmuş mu? valla ciddi soruyorum.

    bi de elimde geçen senelerden kalma epey smiley var, sâhibinden-temiz! ne kadar lâzımsa hemen göndereyim :))))

  11. Candan hanim,

    Woody Allen ile esprilerini karistirmak cok da seyrek karsilastigim bir sey degil. Mesela Any Hall isimli filminde, yanli shatirlamiyorsam, bu konda bir aciklama getirmisti. Simdi o aciklamayi verbatim hatirlayamayacagim fakat muteallik oldugundan asla suphem yoktur.

    Temel fikralarinin yayginliginin da, bence, ulkenin jeopolitigi ile cok yakin alakasi var. Sati ile Satilmis Varto depreminde rahmetli olunca, meydan Temel ile Fadime’ye kaldi tabii ki. Halbuki, Asli ile Sirin hakkinda anlatilanlar cok daha duygusal espriler icerebiliyorlar –cok da cagdas tabii ki.

    Her neyse. Gunu geldiginde topragi hem sizden hem de benden bol olmayasica sevdigim bir yakinim vaktiyle ‘Agzin olmasa kurtlar yerdi seni’ demisti ki o sizden daha az anlamli fakat mukeyese dedilmeyecek derecede isabetsiz gozlemlerde bulunurdu, o gun bugundur ‘yaw bende de belki kabahat vardi’ demek yerine boyle lafi dolandirmagi tercih eder oldum.

    Nustafa Topaloglu’nun yer ve zaman konusunda bir kisitlamasi oldugunu sanmiyorum. Biraz bakindim ve kendisi uzayli oldugunu iddia ediyormus; hatta bu tezini de ‘dunyanin da uzayda oldugu gercegi ile’ destekliyormus. Yani, dedikleri yabana atilacka seyler degil.

    Mesela, ‘sevgilin senden supheleniyorsa?’ sorusuna ibret=i alemlik bir cevabi var ki, sirf o bile onu tarihte yer sahibi eder: ‘Ben de sevgilimden suphe ederim’.. {bu lafi hatirlamam lazim}

    Bunun haricinde, baska bulgular daha var. Sac kurutma makinasinin kullanma talimatnamesine ‘cok faydali bir eser’ dedigi de var kayitlarda.

    Bunun haricinde, imam nikahli bir metresi oldugu (17 yasinda) ve kizin ondan bahsederken ‘ayaklari yikanasi, yikandigi su icilesi adam’ dedigi de soyleniyor ki, tek basina bu bile buyuk adam olduguna isarettir.

    Neyse. Kultur cografyamizdaki gezintimiz beni sizin sahibinden-temiz (ne demekse) smiley odunc vermek inceliginize tesekkur etmekten alikoymamalidir. Kabul edemeyecegim amlesef, cunku sizin kadar ozenli kullanamayabilirim ve geri verirken mahcup olabilecegimden endise ederim.

    Ingilizce cevabiniz? Tabii ki muhtesem, splendid yani.

    Now, repeat after me: “Now, repeat after me”..

    :)

  12. Müzmin Bey,
    now, repeat after me : ” I can’t ” ..

    teklif var ısrar yok (smiley için).

    woody çok entelektüel bir bitki. o kadar ki kökünü kollamaktan, dalların yeşerdiğini farkedemiyor bence. yok, ben o kadar asık suratlı bakamıyorum işe. o kültür dâiresinde yetişmedim. kabuğumdan memnunum. temel neyime yetmiyor.. zor anlaşılır olmak matah bir şey mi, peh! burnubüyüklükten başka şey değil bence. zekî bir adam ama bunu acıtmak için kullanıyor, zekâsıyla eziyor aklınca. ııh, hoş değil, bu da nekrofilik bir yaklaşım. ayrıca onu anlamak sanki bir ayrıcalıkmış gibi küçümsendiğim çok olmuştur. anlamasam n’olucak sanki? başım göğe mi erecek..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s