benim bayramlık ağzım, kıl, tüy v.s..

bugüne kadar kimsenin ibâdetine, ibâdet şekline, Allah’ı nasıl algıladığına, başını mı, kıçını mı örttüğüne, nasıl örttüğüne filân karışmadım. bundan sonra da karışmaya niyetim yok. salaksam da o kadar değil yâni, karışsam ne olacak.. bana ne kardeşim?! bana mı örtüyorsunuz?!

ancaaak, artık bâzı şeyleri net olarak ortaya koymanın zamânı gelmiş anlaşılan.. dinsiz olduğumu profilimden okuyabilirsiniz. bunu hiç saklamadım. ama okurken dikkâtli okumak lâzım. yanında imânlı olduğum da yazılıdır. herkesin kendince olan (imânı olmadığını söyleyenleri de dikkâte alarak) inancı, yine kendisini bağlar. dünyâdaki en abuk işlerden biri de inanç öğretmeye, imân aşılamaya kalkmaktır bana göre.

baş örtmek bugüne kadar sorgulayıp da, bir türlü kendimi iknâ edemediğim bir olgu. yâni zinânın kötü bir şey olmasını anlarım, çalıp çırpmanın iyi bir şey olmamasını anlarım, yetim malı yemenin ne fenâ bir şey olduğunu anlarım, riyâkârlığı anlarım ama iş kıla, tüye gelince orda tutulup kalıyorum. benim Allahımın böyle bir yasak koymuş olabileceğine bir türlü iknâ olamıyorum. olamıyorum çünki; düşünüyorum da, benim saçımı gören bir erkek nasıl bir hâlet-i rûhiye içine giriyor olabilir? benden de geçtim, zirâ saçlarım öyle gür, upuzun, şampuan firmalarının tercih edeceği güzellikte falan değillerdir. velev ki öyle olsun.. bir erkek, bir kadının bu cinsten saçlarına bakınca ne hisseder? ben mi erkekleri tanımıyorum acaba? rüyâlarına mı girer böyle saçlar, cinsel istek uyandırır mı? evet meselenin aslında bam teli de burasıdır sanırım. cinsel istek uyandırması. yoksa güzele bakmak deyince, Allah’ın yarattığı çiçekten, denizden, ağaçdan, gökyüzünden de farklı bir anlam mı çıkaracağız. yakışıklı bir erkek görünce, ille de cinsel istek mi duyar kadın? öyle mi sanıyorsunuz? erkek olan okurdan özellikle ricâ ediyorum. bana bir kadının saçını gördüklerinde ne hissettiklerini açıkca söyleyebilirler mi lûtfen..? burada Allah’ın koyduğu kuralları eleştirecek haddi kendimde buluyor değilim. hadsizsem o kadar da değil! sâdece anlamak istiyorum. kendimce Allah’ın böyle bir kural koyduğunu sanmadığımı söylüyorum. şimdi âyet vererek bunun aksini ıspatlamaya kalkanlara, sorarım: hangi arapça’dan? birçok akademisyen birbiriyle çelişen ifâdeler sunarken, siz hangi arapçanıza güvenerek bana Allah’ın kelâmını izah edeceksiniz ki..? bunda çok ciddiyim. başka çelişkiler de var tabi. ama bu Allah’ın kendisiyle çeliştiğini söylemiyor bana. benim demek istediğim, bu çeviriler lâyıkıyla yapılmıyor. ne yapılmak isteniyor hususunda bâzı fikirlerim var. ama onlar bana kalsın şimdilik..

ne oldu da, bu konuya girmek ihtiyâcı duyduğumu merâk edenler olabilir. söyleyeyim.. Sevgili Suat Bey’in sayfasında geçen bir mevzûdan hareketle, orada yazmaya devâm edersem dilimi yine tutamayabilirim diye, olayı buraya taşımak istedim. çünki Suat Bey’i gerçekten çok severim ve hiçbir şekilde rahatsız olmasını istemem. Suat Bey bir rahatsızlığını dile getirmişti o yazısında, ben de yanlarında olmak istedim ve üzüntülerimi dile getirdim. ama konu başka bir yere kaydı ve baş örterken kullanılan bir mâlzemenin, benim başıma böyle bir iş açacağını bilmezdim. neyse, akacak kan damarda durmazmış. şekilcilik oldum olası pek hazetmediğim bir olgu. hele de işin içine ibâdet filân girerse açarım bayramlık ağzımı. ibâdet kişinin kendi lehine kullandığı bir opsiyondur ve bu hakkı nasıl kullanacağı yalnızca kendisini ilgilendirir. yâni kimsenin ibâdetinin, kimseye bir faydası yoktur. bir de bunu sürekli olarak dile getirmek filân bana çok ayıp geliyor. bize kabahât gibi, bu da gizli olmalıdır diye öğrettiler. bu kadar zorsa, niye yapıyorsunuz? bu kadar zorlandığınızı söylemek ve bu uğurda sürekli söylenmek, şikâyet etmek Allah’ın gücüne gitmez mi? hiç düşünmez mi insan? sabahın köründe kalkıp, abdest almak da zor gelebilir, o zaman da hababam bundan mı şikâyet edecek insan? gönülsüz verilen selâmdan bile hayır gelmez, kaldı ki bunca nankörlüğümüze rağmen bize bu kadar cömert davranan Allah’a, bu yapılan zulümdür. kendimizi bu kadar önemsememeliyiz.

bu yazıyı kaleme almama, bilmeden, biraz da Sevgili Emre sebep olmuştur. son yazısını son derece beğendim. buraya alıp pay etmemek haksızlık olurdu. nasıl da güzel yazmış..

dilerim sözlerimde aşırı gitmemişimdir. Allah’ın gücüne gidecek bir şey söylememişimdir. herşeyin en doğrusunu O bilir ve doğru yola iletir. hatâlarımdan O’na sığınıyorum. O bağışlayan ve esirgeyendir..

Reklamlar

142 responses to “benim bayramlık ağzım, kıl, tüy v.s..

  1. Bulent Murtezaoglu

    Valla ben istifade ettim hem bu yazidan hem orada verdiginiz bilgiden. O atismanin kismi musebbibi olarak bir de burada hafif ozurle karisik tesekkur edeyim size.

    Olanlarin kalani zaten cok sasirtici degil. Net boyle bir yer, memleket boyle oldu, posta kutunuza orada gordugunuzun bin beteri de gelebilir, uzulmeyin lutfen.

  2. Heh heh! O hanım kaşınmıştı zaten! Kime çattığını bilmiyordu gafil!

  3. Bülent Bey,
    öncelikle hoşgeldiniz..
    sizin mes’ul olacağınız hiçbir şey yok ortada. çok basit bir soru sormuştunuz ve ben de bildiğim şeyi sizinle paylaştım. yok, yok valla özür dilemesi gereken kişi siz değilsiniz. sapla samanı karıştırmaya devâm edenler..
    işin ilginç tarafı benim posta kutuma hiç acayip bir şey gelmiyor. :) îtimâd edin gelmiyor. ama buraya gelirse yayınlayacağım hepsini. zararı yok, kendi kendime sorguladığım şeyler var ve belki işin içinden daha kolay çıkabilirim diye düşünüyorum.
    asıl siz hiç kendinizi üzmeyin, olur mu.. ben asıl o zaman üzülürüm.

  4. Metin Beeeey…
    gulmeyin lüften! kimseyi kaşımak niyetim yok. çünki lâf yarıştırmayı sevmem (bu anlamda). herkesin fikri kendine tabi.

    valla ciddi ciddi soruyorum siz beylere, şu yazının içinde sorduğum şeyi..

  5. Cano Hanım,

    Kaşınmanın bir birisi tarafından yapılanı, bir de kendi kendine olanı var. O hanımınki ikincisiydi, onun için sizin kaşıdığınızı söylemiş değilim efenim.

    Şimdi de anketinizin ilk cevabı: Bendeniz bir kadının saçlarına bakınca hiçbir şey hissetmem. Saçları gür ve upuzunsa ricoys ya da başka bir zımbırtı, ha bi de Rapunzel aklıma gelir. Bir kadının çekiciliği tek bir özelliğe ya da unsura asla indirgenemez zaten; vatanıyla milletiyle bölünmez bir bütündür -ne diyom yaw ben?!

  6. Bi de anket içi mi dışı mı olduğuna sizin kara vereceğiniz birşey yumurtlayayım oldu olacak: Çırılçıplak bir kadına dönüp de bakmayabileceğimi, buna karşılık teninin milimetrekaresinin ya da saçının telinin bile görünmediği bir kadın için yanıp tutuşabileceğimi de biliyorum domuz gibi! Hatice değil netice: Bütün erkekler domuzdur, ben de erkeğim, o halde ben de bir domuzum. Bkz: Mantık ders kitabı, Lise 1, sahife 33.

  7. Metin Bey,
    ben niye öyle okudum ki onu. bağışlayın efem.. acele ettim herhal. ya da fikirle zikir çarpıştı kendi aralarında, benim günahım yok diyemiyeceğim. ;)
    cevap için teşekkür ederim. gâyet aydınlatıcı bir açıklama oldu. bir aydından da bu beklenirdi zâten. :))

  8. “Karar”ın son r’si yere düşmüş, bizahmet onu yerden alır mısınız efenim?

  9. heh he.. :))) alırım tabi, siz eğilmeyin başınız dönebilir. bu saate kadar acanslarda size yimek bile viren çıkmamış olabilebilür. ;)

  10. Yok yidim walla, iskender yidim. Fekat gerzek kebapçı yoğurdu unutmuş koymayı. O da küfür yidi benden tabii.

  11. Yok yidim walla, iskender yidim. Fekat gerzek kebapçı yoğurdu unutmuş koymayı. O da küfür yidi benden tabii.

    Aha, tam bu yorumu gönderirkene WordPress de ayvayı yidi! Yiyen yiyene…

  12. Bu arada veledim bir madalya daha kazandı. Sıcak habar size.

  13. efenim âfiyet bal şeker olsun.. ben yoğurtsuz severim o mereti. istiklâl’in girişinde bir bursa iskender kebapçısı vardır. bildiniz mi? heh! orda yemeyi severim daha ziyâde. salaş bir yer ve bakır kaplar içinde getiriyorlar. üstelik keseye de çok zararlı bir yer değil. iş gırtlağa gelince bende lâf gani tabi. :))

    yavrucuğunuza tebriklerimi, takdirlerimi sunuyorum, gözlerinden öpüyorum efendim..
    bravo! benim çocuğum almış kadar seviniyorum Metin Bey, hârika bir duygu olmalı..

  14. Cano Hanımcığım,

    Ne zamandır İstiklal’e de gidemiyom, İttihat ve Terakki’ye de! Bendeniz pek öyle kebap mebap sevmem, üzerinize afiyet epeyce bir süre otçul takıldım zati. İskenderi de bolkepçe yoğurtla yemem, eser miktarda olacak yoğurdu.

    Veledim adına teşekkür ederim. Geçen de Türkiye şampiyonu oldulardı da… Neyse, da’sı kalsın.

  15. Metin Bey,
    ben de gidemiyorum ama kalbimde yaşatıyorum n’aaaber?! ;)
    kebap sevilmez mi canım.. valla bana kalsa ben sırf kırmızı etle beslenebilirim. balık ve tavuk ondan sonra geliyor. otları da garnitür olarak yiyoruz zâten yanında. hem daha fazla otla beslenip de ne olacak.. rahmetli babam hep söylerdi: evlâdım ekmek yemeyin, et yiyin, otu da yanında yiyin, yoksa ahmak olursunuz diye.. burada asla ve kat’a bir gönderme yoktur, babam rahmet istedi o bakımdan andım kendisini. :))

    dimek türkiye şampiyonu oldu yavrunuz. tekrar tebrikler efem.. da, biz tebrik etmeyi mi unuttuk acep o zaman da? hmm ben kaçırdım tabi hangi dalda olduğunu.. bilenlerin insaniyet nâmına müessesemize bildirmeleri recâ olunur. bildirenler ödüllendirilecektir!

  16. Ayol Cano Hanımcığım, benim kız aynı zemanda dünya şamp… -pardon- Balkan şampiyonudur öhömm!!! Övünmek gibi olmasın diyecem haltedecem!

    Bir önceki yorumumdaki da’yı kurcalamayın reca ederim, sizin kutlamayışınızla heç bi alakası yoktur. Söylemezdim de ağzımdan kaçıvermiş bulundu.

    (Ödülünüzü bizzat ve de bizatihi gendüm kazanmak ister idim emme olmaz, olabilemez. Söyleyemem kimselere ben sırrımı! Sır benim olmaz herkeşlere faş idince… deeeeermişim!)

  17. Yaw kısacası, Türkçesi, özeti, hulasası… eğer veledin isporunun türünü, cinsini cibilliyetini faş eyler isek, Metin-thePoor’un the Poor’u kalır mı hiç! Metin Bilmemkim Bey olur çıkar!

    (Bugün Gelip-De-Bir-Türlü-Gitmek-Bilmez-Misafir familyasından takılıyom, bunalıp daralmadınız mı?)

  18. İki önceki meşazımın son paragrafı eğer “Ben biliyom hankı spor dalı olduğunu!” cümlesiyle başlasaymış güzel olacakmış, kaçırmışım efenim. Neyse, başka sefere bir espri şeyttiririk inşallah.

  19. Yaw bu arada yazınızın anafikrini şeyttirmeyi unuttum uyanık bir okurunuz olaraktan Cano Hanım…

    Evet, bu okuma parçasının anafikri şudur örtmenim:

    ÖKÜZÜN DİNLİSİ DİNSİZİ OLMAZ; ÖKÜZ ÖKÜZDÜR.

    (Bonus olarak da bir adet zoolojik malumat: Öküzün dişisi de olmaz.)

    Yerime oturabilir miyim örtmenim? (Bi de kaç aldım sorması ayıp?)

  20. Metin Beyciim,
    önce o lâfı hemmen geri alınız efem. ne demek o ”Bugün Gelip-De-Bir-Türlü-Gitmek-Bilmez-Misafir” falan öyle.. hı?! her zaman başımın üstünde yeriniz var, bunu söyletmek için mi yapıyorsunuz kuzum, aşkolsun! karnım acıktı, yemek yemem lâzım, ona bile üşeniyorum. hiç hayra alâmet değil bu durum.. o bakımdan ben daha burdayım bir yarım saat için. sonra yemeğe dalınca unutabilirim burayı bir süreliğine, merak etmeyin beni e mi.. :P

    sonracığıma bana sır verebilirsiniz. birincisi ben sırlara inanmam. ikincisi hâfızam çok kötü, nasılsa unuturum. benden daha fazla güvenebileceğiniz biri yok bu câmiada emin olun. :))

    demek biliyonuz hankı spor dalı olduğunu. o zaman söyleyiverin işte, kimselere söylemem beeen. :P

    eh, ben de öğrenmezsem, bana da candan demesinler! demişti dersiniz..

    bu wordpress bana izin vermiyor. ikidir yorumları tekrar yazıyorum, kafayı yedi herhal makine..

    o arada son yorumunuzu gördüm Metin Bey çucuuumus, 100 üzerinden 100 vermeyi nasıl da isterdim lâkin olmadı yafrumus! size, en azından bir fikir fıştırttığınız için ve bunları doğru bir türkçeyle yazdığınız için, ayrıyetten atasösleriyle zenginleştirdiğiniz için 45 veriyom!
    oturunus efladımıs! :))

    uyanık bir okur olaraktan bence, siz beni koruma altına almaya çalışıyonus, gösümden kaçmış değel! ;)

  21. Anaaa, haksızlık bu, niyçün 45? 45 geçer not bilem değel! Allalaaa, ne hata yaptım kine de böyle münasip anatomik bölgemin üzerine oturtturtturuldum tarafınızdan sevgili Cano Hanım ev sahibisimiz efendiyemiz?

  22. Bugün bana yoldaşlık yapan iki muhterem e-dostumdan biri oldunus, ne gadder teşekkür etsem ve şükran duysam azdır efenim. Siz şincik mutfağınızda hayatın en gözel tarafıynan meşgul olurkene ben daha akşamın dokuzuna gadder bu işkenceyi çekecem.

  23. geçer geçer, daha kanaât notum var benim ve o hep 100 üzerinden 100 oluyür Metin Bey yafrimis. :)
    hata demeyelim de efladımıs, aslında bir anafikirisi olması gerekmiyor bölle yasılarımısın. biraz içdökme bâbından, biraz da nazarımızı fıştırtmak açısından kaleme alınmış bir yazıdır. çok da önemli değildir yâni. azıcık yemek yersem belki daha iyi ifâde bilem edebilebilirim. kısmayınıs, küsmeyinis bana e mi sınıfın en çalışkan çuçuğusumus. :))

    efet, şimdi mutfağa doğru gidiyorum. bugün de böyle geçecekmiş Metin Beyciim.. ömürden gidiyor heyhat! olsun varsın, insanlığımız kalsın..

  24. Candan hanım,

    Bloggerliğin en zor taraflarından birisi de bu sanırım. Teşekkur ederim; hem nezaketinize hem de hakkımdaki düşüncelerinize.

    Bu gereksiz ve nahoş konudan ziyade ana tema üzerine birşeyler söyleyeyim.

    Başörtüsü konusu uzun süredir benim kafamı meşgul eden bir konu. Bu konuda -kendi açımdan- vardığım, -nihai olmasa da- hüküm şudur: İlgili ayetin “saçların görünmesi haramdır” diye kesin bir hüküm içerdiğini düşünmüyorum. Çünkü içerik açısından saçları kapatmak ile alakalı bir nass göremedim ben.

    Başörtüsü konusu hanımların tesettürü bağlamında bütün içinde bir ayrıntı olarak değerlendiriyorum. Yani tesettürün letafeti korumak, sakınmak anlamında olduğunu, dişiliği öne çıkartmayı engellemek olduğunu düşünerek. Bana göre tesettür saçları örtmek demek değildir, saçlarını örtüp tesettüre uymayanlar olduğu gibi örtmediği halde tesettüre uygun olanlar olabilir.

    İslam geleneği o ayeti, tarihsel şartlar çerçevesinde öyle yorumlamış olabilir, buna ve bu yoruma uyarak halihazırda saçlarını örten hanımlara saygı duyarım. Ki eşim de onlardan birisi.

    Fakat söylediğim gibi İslam’da bir kesinlik ve gereklilik yok benim baktığım yerden bu konuda..

    Selam ve hurmetler.

  25. Şimdi insan nasıl olur da Suat Bey kardeşimizi sevmez değil mi! Budur yani, budur.

    Sizi bu yorgunluğumla akşam akşam bu malikanede gördüğüme bilemezsiniz ne kadar sevindim aziz dostum…

  26. Cano Hanım,

    2732 nümerolu yorumum, yorgunluk eseridir efenim. Jazzetta’daki son yazıma bakarsanız zaten pek yakında Metin-thePoor’un kanun gereği Metin Feşmekanoğlu’na dönüşmesinin iktiza edeceğini göreceksiniz. Ya da edebiyle toz olcek ortadan.

    http://jazzetta.wordpress.com/2007/05/26/interineti-kopeksiz-koy-mu-zannediyon-hemso-deeeermis-kanun-koyucu-emicelerimiz/

  27. Suat Bey,
    çok ama çok teşekkür ederim.. sizi hep doğru okuduğumu biliyorum, bu da kendime ıspatı oldu.. ayrıca sizinle ilgili düşüncelerim yeni değil ve bundan haberiniz var diye biliyorum. :)) insan durduk yere insanları sevmiyor elbet. bu naifliğinizi hep hissediyorum ve sizin üzülmenizi istemiyorum. inşallah ben de buna sebebiyet vermemişimdir..

    konuyla alâkalı ifâdenize katılmamak ise elde değil. aslında benim söylemek istediklerimi tamamlamış oldunuz. evet, ben de aynen böyle algılıyorum bu hâdiseyi. mesele dişiliği ön plâna çıkarmamaktır. bir başka deyişle, dikkâtleri kendi üzerine çekmemektir. kapalı giyindiğini zanneden bir sürü kadınlar görüyorum etrafta. kadın hâlimle benim bile dikkatimi çekiyor. bahse konu emri, arapça bilmeden, sâdece insana verilmiş en önemli özellik olan aklımı kullanarak algılıyorum. başını örterek daha da rahat ettiğini düşünüyorsa kişi, elbette öyle yapsın. kimseyi ilgilendirmez. ama bütün hassasiyetleri bir tek bu nokta üzerinde toplamak bana af buyurun insanlıkdışı geliyor. çünki orada akıl devreden çıkıyor.

    başörtüsü konusunda bugüne kadar hiç konuşmadım (iki yıldır blog yazmama rağmen). tarihsel şartlar ve belki de gelenekler insanları belli bir noktaya getirmiştir. bu şuna benziyor: başını örtmeyen ama mayo giyip denize girmeyen kadınlar da var. ne yâni zorla mı sokulacak o insanlar denize. yoo elbette hayır. öyle alışmıştır, öyle rahat ediyordur. onu rahatsız edecek şeye başta ben karşı çıkarım. bunu sizin orda yazdığım yorumda da ifâde edebildiğimi sanıyorum.

    bunları sizden duymuş olmak beni özellikle sevindirdi. çünki bu konularda benden çok daha bilgili olduğunuzu tahmin ediyorum. hassas davranıp buraya da yazdığınız için tekrar teşekkür ediyorum.

    selâm ve hürmetlerimiz size ve sevgili eşinize her dem bâkî efenim.. :))

  28. Metin Bey,
    değil mi ama.. Suat Bey nasıl sevilmez. iyi ki de var.. ve siz de tabi. :)
    4536728 nolu yorumunuz için canınızı sıkmayın sayın âmirim! hep yorgunluktan oluyür. hadi siz bi’ uçun şu floransa’ya. bırakın bu mükemmeliyetçiliği de! hadi ama.. kimse görmemiştiiir! ;) ben şu internet zıkkımını daha anlamadım. n’olucakmış bize..? yazmak da mı yasak?
    Suat Bey gelince yemeğe geciktim. neyse çocuklar hazırlıyorlar. eee hep ben mi yapıcam ama di mi? biraz da onlar bana hazırlık yapsınlar. zâten bizim birâderin arkadaşları gelecekmiş. akşama da burada olabilirim. onlar filim neyin seyrederler hep birlikte..

  29. Cano Hanımcığım,

    Yazmak yasak olmayacak da, “oraya dokundun gir kodese, şurayı elledin yat falakaya” olcek. Bir de “görelim şu kimliğini malikanenin bahça kapısının üstünde nal kibin” olcek. E o zaman biz ne halt ideceğik? Mahalle muhtarından alceğimiz ikametgah ilmühaberini blogun tepesine çaktığımızda bu işin tadı tuzu kalcek mi? Hiç sanmam, kaldı ki ben Metin-thePoor Bey’den memnunum, sizin Sebastian’ınız neyse benim Metin-thePoor Bey’im de odur. Dımdızlak kalınca malikanede Sebastian’sız, olmayacak bu işler böyle.

    (Bendeniz saat 21.00 sularında acansı terkedip eve yollanacam, sonra da yatıp zıbaracam ve de yorgunluktan -hiç adetim olmadığı üzre- sızıp kalacam. Siz diğer misafirleri ağırlayınız ama benim çayımı da ayırınız efenim. Ben sonra soğuk da olsa zıkkımlanırımdır.)

  30. Bi de nüfus cüzdanı suretiynen 12 adet vesikalık fotografı… eklenecektir. Unutmuşum.

  31. hmm demek öyle olacakmış. iyi güzel de kimliğimizi niye faş ediyoz ki? gerektiği zaman alınabilinir olsun bu bilgi. ki şimdi de öyle sanıyorum. değil mi?

    n’olcek bu blogcu tayfasının işi şincik?! ben yazarım valla. hiç anlamam. falakaynan felân korkutamazlar. hem herkes karşı çıkar buna değil mi? çıkmaz mı yoksa? hay allah..

    temam. siz dinlenin, ben çayınızı termosa koyarım. soğumasın.. bugün cumartesi pek gelen giden olmaz herhâlde. ben de mi filim seyretsem n’etsem..

  32. şaka yapıyorsunuz! asla ciddi olamaz bu!

  33. Valla şaka değil. Unuttunuz galiba: Burası Absürdistan. Burada totaliter rejimin zurnası öter.

    Neyse, böyle cumartesi akşamı cumartesi akşamı keyfinizi kaçırmayayım felaket tellallığı yapıp…

    Ciao. Buona sera!

  34. Din ve etik olması gerekenle ilgilenirken bilim olanla ilgilenir.
    Ben ise ikisiyle de ilgilenmek istemiyorum. ehi. İrtifa almak istiyorum ben. Flap flap flap….

  35. Teşekkür ederim Candan hanımcığım..

    Evet; hakkımdaki hüsnü zannınızı taa netlarusta ikamet ederken ifade etmiştiniz, bir kez daha söylemeniz çok memnun etti.

    Misliyle bilmukabele efendim.

    **
    Metin Ağabey,

    Teşekkür ederim, mahcup ediyorsun beni..

    selamlar.

  36. Selamun Aleyküm Candan Abla;

    Abla Allah’ın (c.c) emri emir olduğu için uygulanır. Fakat emirin hikmetini araştırmak bulmak ona vakıf olmakta emredilmiştir. La ilahe illallah “Allah’dan başka ilah yoktur.” yani kelime-i tevhid-i kabul ettikten sonra O’nun emirlerine uymak için başka herhangibir sebep aranması abestir. Bu birinci nokta.

    İkinci nokta ise bazı emirlerin uygulanışı. Tesettür için söylenen Kur’anda kesin olarak sınırları belirtilmemiştir çıkarımını direk olarak Namaz konusuna havale ediyorum. Namaz konusunda da aynı durum söz konusudur. Namazın kılınışı Peygamber efendimizi taklid yoluyla yapılır. Aynı şekilde Tesettürde Peygamberimiz zamanında O’nun (s.a.v) gösterdiği şekilde yapılır ( Asr-ı saadetten bugüne kadar bu böyle. ). Zaten İslam alimleride Peygamberimiz zamanında uygulanan bir kuralı tam tersine çevirecek değillerdi ve öylede yapmadılar. Bu ikinci nokta.

    Şimdi geleyim cinsellik konusuna. Bir cins bir cinsi aşağı yukarı her türlü karşılaşmada cinsel olarak etkileyebilir. Asıl sorun bu. Aslında tesettürün hikmetleri içinde cinselliğin ön plana çıkmasının nedeni batıdan bize gelmesi. 1. ve 2. dünya savaşları sırasında, kadınlar konusunda sınırı daha önceden aşmış olan, Avrupa bu işi artık sınırı olmayan bir yere taşıdı. Sonuç olarak batıdan gelen tesettür karşıtı dalgayı engellemek için olayın cinsel etkisi öne sürüldü. Tabi iş burada bitmiyor. Anti-tesettür ile gelen şey serbest cinsel ilişki idi ki buna kimsenin itiraz edecek bir argümanı yok olamazda. Tam ya da eksik savunmanın bu yönde gelişmesinin nedeni bu. Fakat gelin görün ki bu savunmaya verilen karşılık ilk zamanlarda bu modernliktir siz yobazsınız türünde iken yaklaşık 15 yıldır ( bence aşağı yukarı bu kadar zaman geçti ) erkekler daha doğrusu tesettürü savunan erkekler saç telinden etkilenmekle suçlanıyor. Açıkça sapık olarak nitelendirliyor. Buna ek olarak bazı kapalılar var deniliyor. Evet var. Bazı açıklar var ( bunu söyleyen kendi,sini ya da yanındakini kasdediyor genelde ) deniliyor. Evet var. Bu yeni iki savunma İslam’ın bir emrinin uygulanmasındaki ilk direnç kırıldıktan sonra geliyor. İlk hat kırılırken modernlik söylemi tamamen pişkinlik ürünüyken ve hiçbir tutulacak tarafı yokken bu biraz akıl düşünme ürünü. Çünkü ilk darbeyi atlatanlar bir şekilde daha çetin ceviz. Şimdi ikinci savunmanın ikinci maddesine geleyim. Ne tesettürlüler var. Şimdi onların yediği haltlar tesettürsüz olanların hiçbirisinin durumunu meşrulaştırmaz ya da onları aklamaz. Bu namaz konusunda, hacılar konusunda nasılsa aynı şekildedir. Namaz kılıp zina yapan benim namazımı bozmuyorsa ya da onun namazı kılmamaız istenen namazı etkilemiyorsa aynı şekilde namaz kılmayanıda herhangibir şekilde aklamaz. Zaten bir Müslüman bu durumların her ikisininde karşısındadır. Ve bir tarafın diğerini öne sürmesi anlamsızdır. Bir insan istediği kadar süper olsun. Meşhur örnek Edison (imanlı olmadığı varsılıyor bende öyle varsayarak yazıyorum.) eğer Allah’a imanı yok ise gerçek süper değildir. Ve aynı şekilde bir müsllüman ne kadar süper olursa olsun eğer İslam’ın emirlerinde lakaytsa gerçek süper değildir ve hiçbir bahane bunu tersine çeviremez. Şimdi geleyim cinselliğe. Şunu açıkça söyleyebilirim ki savunma şekillerinin en iğrenci budur. Çünkü bu savunma iki yüzlü. KArşı tarafı yani tesettürü savunan erke ve kadınları cinsel zayıflık ve sapıklıkla itham ederek geri çekilmeleri sağlanmaya çalışılıyor. Tek tek herkesin niyeti bu olmayabilir. Ama şeytanın niyeti bu gizliden gizliye bunu söleyen çoğu kişininde niyeti bu. Ortada bir emir var ve Allah’ın emri. Bunu savunalar sapık damgası yiyor, tıpkı Peygamberlerinin büyücü, falcı damgası yediği gibi. Ve geri çekilmeey zorlanıyorlar. Şeytan papucu tersten giyer. Tesettür konusunda hayır yok diyenlerinm çoğu açık ve net bir şekilde İslam dışı bir hayat yaşarken yapacakları savunmaların nelere mal olacağı bellidir. Aynı şey alkol içinde geçerli. Neymiş içmek var içmek varmış. Öyle birşey olsaydı Hz. Ömer “Bir kuyua bir damla içki düşse benimde parmağımın ucu o kuyunun suyuna deyse o parmağı keser atardım” dermiydi? Ya Allah’ın herhangibir emri bizim tarafımızdan kolayca manipüle edilebilecek olsaydı MEzhep imamı olarak kabul ettiğimiz Abu Hanife Kufe halkı için kendi hayatını ortaya koayabilecek karakterde birisi olurmuydu? Ve bugün tesettüre başörtüsüne bahaneler üreterek uymayan yarın neler yapar neler. Şekil 1-2-3-4 etrafınıza bakın. İslam ülkelerinize ve kmşularınıza; okul arkadaşlarınıza ve televizyonlara bakın. Bugün bana ne türbanlılar var diyen önüne gelen erkekle el kol şakası yapıyorsa ve eski erkek arkadaşım kaç kızla yatmış diyorsa ve bunu türevi yüzbinlerce örnek varsa herşey bahane üretim merkezi insan nedeniyledir. 1400 yıldır tartışılmayan tesettürün sınırları bugün tartışılıyorsa müslümanların cahilliği nedeniyledir.

    Uzun oldu hiçte toplayacak halim kalmadı.

    Oldum olası bu konularda hep konuşurum. Bildiğimi uygulamak, bilgimi arttırmak ve bildiğimi anlatmak üzerime farz. Yanımda bir müslüman yanlış şekilde yaşarken ve yanlış şekilde düşünürkem bana “bana göre” ile başlayan cümleler kuruyorsa bende Allah’a göre olanı anlatmakla mükellefim. Bu konularda ibadet gizli olur, yok riyadır bu diyenlere Allah’dan Rahmet diliyorum. 5 vakit namaz cemaatle kılınır, Oruç ailece açılır, Hac milyonlarca kişi beraber eda edilir. Zekat sağ elden sol ele değil sağ elden başak bir ele verilir. Ve bir müslüman bir müslümanı kolamak, korumak ve hata yaptığında anında uyarmakla mükelleftir. Kimse İslam’ın yozlaşmasına müsaade edemez. Sessiz kalarak dahi olsa.

    Anlatımda ve bilgilendirmede bazı eksiklikler var. Ama ilk noktada Allah’ın emrinin uygulanma nedenini, ikincisinde olayın usul yönünden hükmünü, üçüncü noktada da yapılan savunmaların geçersiliğini anlattım.

    Son olarak kitapçılarda İslam fıkhı ve tarihi hakkında binlerce yıl önce yazılmışlardan yakın tarihte yazılanlara kadar birçıok kitap mevcut. Bu tartışmalardan rahatsız olan gidip okur. İnsan merak eder Peygamberimiz zamanında nasıldı?

    Allah’a emanet olun…

  37. haddim olmayarak, kendi içinde çelişkili bir yazı olmuş.. sanki farklı insanlar bir araya gelmiş, bir yazı yazmış gibi..

    ilk bölümdeki düşünceye katılıyorum. yani bunu ‘dini bir zemine’ götürmenin manası yok. en temel özgürlüktür, kıyafet özgürlüğü.. belki kişi ‘fentezi olsun’ diye bunu yapıyor, kime ne ki? hele devlet kim oluyor da buna karışıyor?

    ikinci bölümde ise, bunu ‘dini bir zemine’ bağlamak istemişsiniz. ”ayet var mı?, ayet getirin bana, nirde ayet” bu görüşe ise katılmıyorum. hani başka dediğim gibi olay en başta bir tercih sorunu, bir özgürlük..

  38. başörtüsü çok netameli bir konu candan hanımcığım. :)

    gereksiz yere ayyuka çıkmış, işin içine çok gönül girmiş, çok eziklik girmiş bir konu. eziklik her iki tarafın ezikliği, bir yanda açıkça hakları gaspedilenler var, bir yanda da bazılarının dindarlık ölçüsü haline geldiği için kendini dışlanmış hissedenler.

    en baştan söylemek isterim: benim bu konuda allah’ın emrinin ne olduğuna bir karar vermişliğim yok. “başörtüsü allah’ın emridir” diyene, “değildir” diyemem, “allah’ın emri değildir” diyene de, “öyledir” diyemem. biraz hoca’nın “sen de haklısın metodu.” aşağıdaki her şeyi bunu gözeterek yazıyorum, o sebeple şahsi fikirlerdir.

    ayette geçen “örtülerini boyunlarından aşağı salsınlar” ifadesindeki “örtü”yü, başörtüsü anlarsanız; başını örtmek farz oluyor, bugünkü icma bu yönde. yine de burada bahsedilenin boyun ve bedenin üst tarafları olduğunu söyleyen adamlar da mevcut. herkes de neden bahsettiğini gayet iyi bilirmiş gibi davranıyor. ben de o sebeple allah’ın emrinin ne olduğu konusunda susmayı, konuşmaya tercih ediyorum.

    yine de bu başörtüsü üzerinden islam’a saldıran insanlara ses çıkarmamak demek değil benim için. ortada bir sembol olduğunu kabul ediyorum, ayrıca. (islam ilk gününden itibaren siyasi bir din olmuştur, “siyasi islam” gibi bir sözü o sebeple “siyasi”sini düşürerek anlama eğilimindeyim.) bir de hz. peygamberin sünnetinin müslümanların kılık kıyafet olarak da müslüman olmayanlardan ayrılmayı salık verdiğini ve insanların bu konularda çok defa semboller aracılığıyla konuştuğunu düşünüyorum. meseleyi tek başına başörtüsü olarak görmek pek mümkün olmuyor.

    usulüm şudur: bu konudaki her sözü maksadına raci anlamaya çalışıyorum. (mesela suat bey gibi) bir insan hakikati aramak sevdasıyla hareket edip “islam’da başörtüsü şart değildir” diyorsa onun yanındayım. aynı saikle hareket edip “şarttır” diyenin de yanındayım.

    yine “ıyyy, bu sıkmabaşlar defolsalar da gitseler” türünde laflar eden bir insanı dinime hakaret etmekle itham ederim. (bir müslümana inancından dolayı zulmetmenin hükmü küfürdür. ben prensip olarak kimseyi küfürle itham etmem, yine de ortada böyle bir ölçü de vardır.) yine sırf müslümanları halihazırdaki (batı menşe’li) düzene eklemlemek ve kimliklerini yok etmek maksadıyla başörtüsünü ortadan kaldırmaya yönelik her söz, hareket ve tavrı da düşmanlık olarak değerlendiririm. bundan dolayı bir insanın “başörtüsü şart değildir”i ne sebeple söylediğini anlamadan yorumda bulunmak istemem. anlamak için de tüm düşüncesini takip etmek gerekir.

    yani mesele sadece “özgürlük” veya “giyim” değil benim için. tek bir insan, nasıl giyiniyor olursa olsun, ne günah işlemiş olursa olsun, inancı ne olursa olsun, islam’la ilgili ne derse desin saygıyı hakeder. buna “ben müslümanım” deme hürriyetine saygı da dahildir.

    hasılı, bu konunun erkeklerin kadınlar üzerinden siyaset yapmasından, (bir bakışta düşünmeden anlaşıldığı için) kolay bir konu olmasına, kültürel taraflarından, tarihi değerlerine, yara haline gelmesinden, herkesin kaşımaktan zevk almasına, kimi başörtülünün, başörtüsüzden daha açık olmasına ve başörtüsüzlerin bazısının bir çok başörtülüden edepli ve dini konularda hassas olmasına bir çok vechesi var.

    neticede mesela erkeklerimizin de üzerinde batılı gibi görünmemek gibi bir yükümlülük varken, bunu halının altına süpürüp, en kolay yoldan kadınları öne sürmeleri, hafif tabiriyle terbiyesizliktir. bir insana başörtüsü konusunda yapılan (müsbet veya menfi) en ufak bir ima da böyledir.

    aslında bu konuda yazmaya korkuyorum, çünkü hemen atlayan birileri oluyor. bu konu için kırılma hassasiyetine sahip kalpleri de kırmak istemem, (benim işim kırılmayan kalplerle ;)) o sebeple de bir insanın gönlünden geçeni yapmasında benim için bir mahzur yok. :)

    baki selam.

  39. Emre Bey’e tamamen katılıyorum.

    Ben zaten nihai olmasa da diye şerh düştüm görüşüme. Bu konuda hüküm verme konumunda değilim. Bireysel sorumluluğa inanır, vicdanımı yastık yapar, Rabbimin merhametine sığınırım.

    Geleneği inkar etmem, büyük saygı duyar, önemserim. Bunu yaparken geleneği kutsamam da. İslam’ın ana kaynağı olarak Kur’an ve onun açıklaması olan sahih sünneti görürüm. Görüşlerin çağlarını yansıttığını düşünürüm. Bu tarihselcilik değildir; neyin örf neyin dinin emri, neyin lafız neyin gaye/hikmet olduğunu ayırmak için gereklidir.İslamı daracık yorumlara hapsedilmesine karşıyım; çoğulcuğa inanır bunu da İslam’ın evrenselliğinin gereği olan esnekliğine verir, bu bağlamda da İhtilafın rahmet olduğuna inanırım.

    “Sarık takılarak kılınan namaz 70 kat efdaldir” diyen kişiye “Ebu Cehil’de de sarık vardı, bu ne iş?” dediğimde cevap veremiyorsa bu örf ile dinin hükümlerini birbirine karıştırdığına işaret eder.

    Daha Hz.Ömer zamanında ayetlerin maksatı gözönüne alınırken bugün sadece lafız ısrarla savunuluyorsa, bu bizim kronik sorunumuza işaret eder.

    Genel kabul görmüş konularda farklı bir ses duyulduğunda hücüm edip geçmişten örnek verenler o örnek verdikleri alimlerin hemen tamamının yaşamları boyunca benzer suçlamalara maruz kaldıklarını, işkenceler gördüklerini atlayıveriyorlar.

    İslamın muhteşem bir geleneği, kültürü, birikimi vardır. Ama ne yazık ki bu gelenek kendisi dışında bazı sebepler dolayısı ile atalete uğramış, donuklaşmıştır. Bu donulaşma neticesinde içtihad sorunumuz çıkmış bu müesese dışarıdan gelen modernist saldırılar sebebiyle kendisini tamamen kapatmıştır.

    İslam yayıldıkça karşılaşılan sosyal meseleler nedeniyle bu içtihatlar devam etmiş çeşitli yorumlar ortaya çıkmış bunlardan bazıları mezhep ekolüne dönüşmüş ve günümüze kadar uzanan çok zengin bir fıkıh külliyati oluşmuştur.

    Hz.Peygamber’in vefatının hemen ardından, 17.yy.ın ortalarına kadar baktığımızda hukukun (İslam) medeniyet gelişimi/değişimi ile birlikte gittiğini görüyoruz. Bu tarihe kadar büyük bir tıkanma olmamış, içtihad müessesesi karşısına çıkan tüm sorunları ustalıkla çözmüştür. İslam fıkıh literatüründeki -inceleyen Batılıları da kendisine hayran bırakan- muhteşem zenginlik -ve metololoji- buna çok güzel bir kanıttır.

    Bu tarihten sonra başlayan ve değişme ayak uyduramayan donukluk nedeniyle hemen her alan olduğu gibi içtihad müessesi giderek durgunlaşmıştır.
    Bu konuda bir yazı yazmıştım:

    http://www.dusunceler.org/2007/02/10/ictihad-uzerine/

    Neyin sünnet neyin mutat davranış, neyin örf neyin dinin emri olduğu oldukça tartışmalı bir konudur. Bu konuya kısmen değindiğim bir yazımın linkini vereyim:

    http://www.dusunceler.org/2007/03/18/uc-muhammed/

    Hiç kimse Allah adına konuşamaz. Hz.Peygamber ilahi vahyi insanlara tebliğ etmiş vazifesi bitmiştir. Onun irtihalinden sonra artık kimse Allah ve Peygamber adına konuştuğunu iddia edemez. Böyle olsaydı akıl Sıffın savaşını, Cemel vak’asını kolayca açıklayabilirdi.

    İnsanlar tebliğ edilen hususları yorumlar sadece; “benim fikrim bu” derler. Alimler Hz.Peygamber’in ilmî varisleridir; sözcüleri değil. Sorumluluk bireyseldir.

    Ve bizim geleneğimizde en büyük alimler bile görüşlerini bildirdikten sonra “Vallahu aliyyül alem -En Doğrusunu Allah Bilir” ” diye bitirirler fetvalarını.

    Sembol olarak günümüz müslüman kadının ayırıcı vasfını çok beğenir desteklerim; elbette rüküş olmadıkça. ve dediğim gibi bu konuda nihai düşüncem net olamkla birlikte ağırlıklı olarak bu konunun teferruat olduğunu düşünüyorum.

    Başörtüsü konusunu hiçbir zaman “dinin emri mi değil mi?” ekseninde tartışmadım. Böylew bir tartışmayı da ço sakoncalı bulurum.

    Bu konu “temel insan hakkı”na girer. Bir müslüman bunun dinin emri olduğuna inanıyorsa hiçkimse ona “hayır değil, takma” diyemez. Aynı şey tam tersi için de geçerlidir.

    Müslümanların çok daha önemli sorunları var. Bunlara eğilmeli ve modernizme karşı en iddialı cevabı sunan, bir uçuruma doğru giden insanlığa yegane ümit verme potansiyeli olan İslam’ı tüm boyutlarıyla yaşamalı, yaşatmalı ve ahlaki ilke ve düsturlarını uygulamalı, kısır tartışmalarla enerjisini harcatmamalıyız diye düşünüyorum.

  40. TÜRBAN VE BİZİM DİLİMİZ

    Salih Mirzabeyoğlu

    Her madde, her mânâ ve her şey gibi kadının da bütün vücut hikmeti, keyfiyeti ve mevkiî İslâmda… Kadın, İslâmda, her şeyden evvel derin bir hayâ mevzuudur; ve bütün mahrem köşeleriyle çepeçevre hisarlar ortasında yükselen bir saray gibi, edep, ismet ve gizlilik surlariyle halkalanmıştır.

    İslâm cemiyet ve beldesinin büyük meydanında ve bütün nazarlara karşı kadın, yüzünden, el ve ayaklarından başka hiçbir noktasını çıplak olarak gösteremeyecek derecede hayâ ve hicap ifade eder. Tek tel saçın bile dâhil olduğu bu hayâ ve hicap şartları yerine geldikten sonra kadın, aynı İslâm cemiyet ve beldesinin aynı meydanında en faal ve en vazifedar bir unsur olabilir.

    Kadını kafes arkalarına ve haremlere hapsetmek, hiç kimsenin karşısına çıkarmamak ve topuğundan saçına kadar simsiyah bir torba içine sokup öylece ve bir ân için cemiyet koridorundan geçirivermek, İslâmî ölçü ve gereklerin emrettiği bir iş değildir. Her bakımdan mükemmel olan dine bir şey eklemek veya ondan bir şey eksiltmek, dini anlamamaya ve nihayet ya ham ve kaba softalığa veya kör-kütük anlayışsızlığa varacağına göre, asırlar boyunca cemiyetimizde kadının halini, dinî vecd ve idrâkten mahrum ham ve kaba softaların eseri diye mütalâa ve bu hâlden İslâmiyeti tenzih etmek lâzımdır. Şerî ölçülere bürülü olarak kadın, İslâm cemiyet ve beldesinin büyük meydanında ve her türlü iş ve verim sahasında, bütün nazarlara açık bir edep ve ismet heykelidir.

    Kadın, mücerret olarak kadın, mücerret güzellik ölçüsüyle, ancak İslâm şeriatinin gizlenme hadleri ve görünme şartları içindedir ki, tesir ve kıymetinin azamîsine ulaştırılmıştır. Kasap dükkânlarında kuyruğuna kadar yüzülmüş çırılçıplak etin vahşetini esirî bir tılsıma götüren ÖRTÜ SIRRI, münhasır estetik gözüyle de yalnız İslâmdadır.

    *********

    Dua ile…

  41. hmmm ben yokken neler olmuş burada bak seeen..
    Oyumben gelmiş dalgasını geçmiş, iyi de olmuş irtifâ şart hakkaten! Emre ona gülmüş. ona mı gülmüş acaba, bana da olabilir. :) Doğucum gelmiş emek vermiş, uzun uzun yazmış sağolsun. ama ben daha kalın, çok daha kalın kitaplar okuduğumu hatırlıyorum sıkılmam yâni, devâm. ancaak aynı uzunlukta yazamam, mümkün değil, işte ondan çok çabuk sıkılırım. ;) Mustafa Bey gelmiş ilk defâ, hoşgelmiş sefâ gelmiş. beni çelişkili olmakla ve birden fazla kişiliğe sahip olmakla onurlandırmış, başımızla berâber, ne demek efenim. o dediğiniz bizim için zenginliktir de, siz bilmezsiniz, öteden beri hep söylerim. ancak burada bir çelişki olmamış efenim, dinsiz olmam demek, bütün dinleri kucaklayamayacağım anlamına da gelir mi? hmmm gelir diyenler de çıkar şimdi tabi. tekeli kimin elindeyse artık bu dinlerin. ben isterim efedim, âyet de isterim, o âyeti açıklayacak dili çok iyi bilmesini de. sırf bu yüzden, ilk fırsatta öğrenmeyi istediğim dil arapçadır. çelişkiye düşen de ben değilim, bugüne kadar bu konuda elli türlü çelişik ifâde sunan zevattır. çok mu zor yâni bir cümlenin herkes tarafından aynı şekilde tercüme edilmesi. nedir bu tabu, anlayabilmiş değilim. dinsizliğim hususunda kimse kafa yormamış hayret! pardon Suat Bey’in orda saçı uzun ve gür olan bir hanım, benim gibi bir dinsizle din konuşamayacağını, dinini (ona âit ya) tartışmayacağını filân söylemiş, iyi de etmiş. çünki Allah muhâfaza, söylediklerini kendisine yedirip, hazmetmesini bile beklemem şerefsizim. neyse efenim sonra Emre gelmiş uzun uzun yazmış sağolsun, Suat Bey’le de tanışmış oldular fenâ mı, bakın güzel bir şeye vesile oldum sayarım ben bunu. acep benim hesâba kaç bin sevap yazılır bu durumda? en iyisi gidip Arif Pamuk’a danışayım. :)

    meselenin özü şudur sayın seyirci: bilmemkaçyıldır gündem işgâl eden, memleketi bölen bu konu niye tartışılamıyor ve benim baktığım yerden bakmak haram mıdır? böyle bir yasak var mıdır? hep hak ve özgürlüklerden bahsedenler acaba, öncelikle neyi istiyoruz biz, kılın tüyün hesâbına niye bunca öncelik veriyoruz diye hiç düşünmez mi?

    ayrıyetten buraya bugün hiç hanım katılmadı. bu da ilginçtir. yazıda kendilerine basit bir soru yönelttiğim beyler de bana hâlâ kısacık da olsa bir cevap vermedi lûtfedip (Metin Bey hâriç).
    benim fikirlerim de kimsenin umurunda olmayabilir ama ben koz vermeyi seviyorum insanların eline n’aapiyim. buyrun, şimdi ilk taşı bekliyorum. valla zırhımı kuşanmadım. :P

  42. Sevgili Ummân,
    mirzabeyoğlu’ndan alıntıydı sanırım yazdıkların. ancak benim bilgilerime göre örtü islâm’dan çok daha öncedir. yâni sıcak ülkelerin pek çoğunda örtünme sıcaktan korunmak için zâten uygulanan bir şeydi. bu bana bugünkü aklımla düşündüğüm zaman da çok mantıklı geliyor. bunu da islâm’a özgülemek enteresan mı desem, ne desem bilemedim şimdi..

  43. soru saç mıydı?

    benim cevabım ruh halime, saçın bağlı bulunduğu kafaya, yüze, genel giyim tarzına vs.’ye göre değişir.

    yine de genel kuralların bu şekilde belirlenmesine itiraz edebilirim. “anket yaptık, kimse saçtan etkilenmiyormuş”, bu konuyla ilgili yeterli bir delil değildir, naçiz kanatimce.

    yani ben şimdi sapık olsam ben sapığım mı diyeceğim? her şey olabilir bu sapıklık, mesela başörtüsü fetişi de olabilir bir insanda, saça özel ilgi gibi, değil mi?

    bir de mirzabeyoğlu’ndan gelen alıntının hatırlattığı: elbette, tesettür sadece kapatmaz, aynı zamanda açar. edep ve estetiğin hangisinde olduğuna da misaller yetmeyebilir.

    :)

  44. önemli olan durum, ruh hâli, pozisyon filân değil tabi Emre. :)
    çok basit ve net. bir kadının saçını gören erkek ne hissediyor? bu kadın herhangi bir kadın tikaat! sevgiliniz, eşiniz, uzaktan kestiğiniz biri, şununuz, bununuz değil. : P sonradan olabilir tabi, ona biz karışamayız. o vakit, o saçlar için dilediğiniz düşü kurmakta serbestsiniz.

    efenim sapıklığı ayrı tutuyoruz. ölüsevenler derneği bilem kurulacak yakında. yağlı kemende gelesiceler!

    tesettür nasıl açar? Allahım gecenin bu kör vaktı, yanlış mı okuyorum acebaa?? uçacaksak rotayı benim belirlemem lâzım. co-pilotluk yapamayirum, da! :)

    edep ve estetik.. hmm estetik için bizim nusret abi’nin çok doğru bir nitelemesi var. bkz. psikoestetik please. ;) edep için ben bir şey söylemiyciim. ayıp böyle şeyler, başkaları söylesin benim için.. :P

  45. tesettür nasıl mı açar? :D kapatmadığı yerleri açar. :D

    saçtan ben dağınıklık hissediyorum açıkçası. bilhassa bakımsız saç bende dağınıklık hissi uyandırıyor.

    bakımlısı ilgimi çekebilir mi? bende cinsellik çağrışımları yok saçın. dağınıklık işte. hatun milletinin halden hale koyduğu ve her nedense kendi kendini “sexy” bulduğu bir şey. bırak cinselliği, bazı saç modellerinden korkuyorum, koşarak uzaklaşasım geliyor.

    düzgün bir başörtüsünü açık saça tercih ederim şahsen. dağınıklık mevzuundan olsa gerek. başörtüsü bir kadının yüzünü vurgular, genel tesettür hali de cinsellik çağrışımlarını azaltır. bu da onu sadece insan olarak görmeyi kolaylaştırıyor benim için.

    bu tesettürü olmayana bilinçli bir cinsel meyil gösterdiğim anlamına gelmez. mamafih bilinçdışımı izlediğimde, mesture hanımlarlayken daha rahatım, daha rahat konuşuyorum, daha rahat dinliyorum.

    bir de oradan buradan devamlı çıplak hatun fırlaması meselemiz var. açıkça cinsellik vurgusu yapılmış bütün resim ve giyimler erkeklere hakaret anlamı taşıyor. bazı kadınlar özgür olacağız diye erkekleri erkekliklerinden nefret ettiriyorlar. bir insanın doğal dürtülerini kendi ilgi meraklarına araç yapıyorlar. bu konuda “kadınlar erkeklerin ilgisini düşünmez” diye bir şey olmadığını sanıyorum. cinselliğimin bu şekilde istismar edilmesindense, tamamen köreltmeyi tercih edebilirim. (bir de bu işin mesela “şeker tezgahtar” yönü var. bir erkekten almayacağınız bir malı, bir kadından alıyorsanız, giyimin fark yaratmadığını iddia edemezsiniz.)

    tercih ve anlayış meselesi tabi.

  46. Candan Hanim,
    suat Beyin oraya gidip bakmadim daha… Ama bana suclu sizmissiniz gibi geldi :P ve kesin yenilmissinizdir cunku dinsizin hakkindan imansiz gelir :P :))
    Walla niye bilmiyorum :)

    Hmmmm sac ve cinsellik…..

    Soruyu basortusunden bagimsiz olarak algilayip cevap veriyorum :

    Sacina bakip tahrik oldugum bir hatun var midir? Evet vardir….. Peki bakip tahrik olmadigim var midir? O da vardir… Vucudun butun geri kalan yerleri icin de gecerlidir bu…. Istisnasiz her yeri icin…. Plaja gidip her hatuna bakip cildirmadigimiz halde, sinifta ust dugmesi acik bir hatun kisi bizi cildirtabilir….
    Muhtesem seksi kiyafetler icindeki bir hatunun bacagindan gozukecek bir miktar seluluit (adini bile yazamadim o seyin) bizi tun-off yapabilir…

    Her zaman inanmisimdir en buyuk cinsel organ beyindir denilmesine….

    Basortusu meselesi ise arkadaslarin yukarda cok guzel anlatmislar….
    Inanan takar yada takmaz, inanmayan da takar yada takmaz…buna kimse karisamaz…

    Yani inanmiyorsun niye cenazede takiyorsun da denmez bi kisiye, inaniyorsun da niye takmiyorsun da…. Domuz yemeyi Allah’in “domuz” haywanini korumaya calistigi, onun kutsal bir haywan oldugunu vurgulamaya calistigi icin mi yoksa etinin zararli olmasindan mi kaynaklandigini bugune kadar cok dusunsem de -her turlu boku yiyip domuza gelince kale gibi duvara donusen, kafir miyim domuz yiyeyim sorusunu soran, diger Turk-Musluman arkadaslarim gibi- yememeye devam ediyorum. Bugune kadar ayetleri sorgularken “nedeni ne olabilir, verilmek istenen mesaj neyi” sorguladim kendi adima “boyle demek istememistir, bu kadar adam yanlis cevirmistir”i degil.

    Candan hanimin sordugu sorudan bagimsiz olarak yani Allah’in sac ortmeyi cinsellik yuzunden yasakladigini soyleyen gerzeklerin bunu neye dayandirdiklarini gormek isterim.

  47. Candan Hanim,
    gittim Suat beyin ve Emre beyin oralari okudum da gelldim. Emre Beyin oraya bi mesaj biraktim… Birazdan gidip Suat beyin oraya da bisiler cizittiracam… Bu arada yukardaki yazimi tekrar okudum ve bissuru dusuk cumle ve yazim hatasi yapmisim…. Efferim bana :)
    suat bey derken aslinda Suat bey demek istemistim :) o da gerci gelip simdi bey degil abi der… Firca yemeden Suat abicim bagirma efendi efendi dinle iki dakka diyeyim bende :)

    Neyse sadete geleyim…. Candan hanim walla yanilmisim. Suclu degil missiniz :)
    Suclu Bulent Beymis…. Ama ben Bulent Beyi uzun zamandir heryerde okuyan bir insan olarak sunu soyleyebilirim ki onu o manada yani dalga gecmek adina, asagilamak kotu dusurmek adina yapmamistir. Hani arkadas arasinda falan ben ondan daha kotu espirileri herkesler icin yapabiliyorum. Ama topluma acik bir yerde tanimadik biri cikip cok kotu uzerine alinmis ve uslubunu kizginlikla cok kotu kullanip hatayi buyutmus…

    Aslinda bu tur seyler cok ilginctir. Hani “kendine yapilmasini istemedigin seyi bir baskasina yapma” kulturu…. Ben mesela kendi adima su tur seyleri komik buluyorum :) Halbuki allah vergisi yani kelse kel kardesim niye dalga geciyorsun??? Maden olan yerde ot bitmez derler…

    Her neyse demem o ki kafalarina alttan taktiklari o plastik sey komik birseymis gibi geldi bana da… CHP mitinglerinde yetmis yasinda teyzelerimizin suratlarinda bir kilo boya ile gezmelerine de guluyorum ben :) Kilolu bayanlarin mayo giymesine de karsiyim konudan bagimsiz olarak :)

    Yaw bi turlu toparlayamiyorum… :)

    Durun bi daha deneyeyim : Estetik kaygisi ve bu arada estetik kaygisi ile yapilan asiri hareketler bazen insani cok komik hallere sokabiliyor… Ben amerikaya ilk geldigimde saclarimi boyatmaya kalkmistim :) Sonra havuca dondum walla …o kadar komik oldum ki isyerindeki menejer hanim (ki dikkatinizi cekiyorum amerikada oluyor bu olay) bana bu sacla isyerine gelmememi soyledi :) dedim yuh yani bu mudur ozgurluk? Ama ne yaparsiniz ekmek parasi deyip daha cok parayi odeyip normal haline boyattim saclari yine…. Essekligim de yanima kar kaldi :) Bi de fotograflarimi ellerinde bulunduran birsuru arkadasin santajlarina halen boyun egmek zorunda kaliyorum… hos ben de paparazi gibi onlardan intikam amacli bir suru fotograf cektim ama onun da konu ile alakasi yok….

    Yaw ben yine dagittim….

    Yahu Candan hanim demek istedigimi anladiniz mi? Bulent Bey siz? Ya daha ne diye konusturuyonuz beni Alla Allaaa…..

  48. selaaaaam..
    olurmu öyle şey..
    aklıma geldiğin anda yorumun geliyor. nasıl bir tesadüftür. :)

    sevgiyle…

  49. Günaydın Cano Hanımcığım,

    Bilgisayarı açar açmaz koştum malikanenize. Okudum kalan yorumları. Şu başörtüsü ne tuhaf bir konu yaw! Benim görüşümü biliyorsunuz, şudur: İSTEYEN ÖRTER, İSTEYEN AÇAR, ÖRTENE DE AÇANA DA KARIŞAN İNSAN HAKLARI DÜŞMANIDIR. Örtenin de ne amaçla örtündüğü bizi hiç mi hiç ırgalamaz. (Heh heh, Konstantin Bey kardeşim yine her zamanki gibi gayet hoş bir yorum döktürmüş. Bi de beni yanına aldırıp nüfusuna yazdırsa daha da gözel olcek ya, neyse.)

    Neyse… Benim bu husustaki kazancım, Emre Bey’i tanımak oldu.

  50. Sevgili Candan,
    Namaz da bir ibadet şekli olarak İslamdan önce mevcuttu… Süryaniler mesela hala namaz kılarlar ve günde 7 vakit…her nekadar günümüz süryani alimleri 3 vakte indirmiş olsada bu böyle…

    Örtü meselesi de böyledir ve “hür ve müslüman ” olan kadınlar örtünür.

    Dinin edeb olduğu ve edebin ise hadlere riayet olduğu unutulmamalı…”Bütün dava, gerekeni gerektiği yerde yapmak… Doğruyu yanlışta kullanmamak… Unsurları muvazenelendirmek… 7 sesten sonsuz ahenk de çıkar, sayısız kakafoni de…”

    Dostlukla…

  51. Merhaba Candan…

    İyi yazmışsın. Yorumlar kısa olsaydı hepsini okuyacaktım ama baktım pek bi uzunmuş sonraya erteledim. Tek bu yazını okuduğum, öncesini bilmediğim için biraz fransız gibi kaldım ama olsun her işte bir hayır vardır:))Fransızlar da insan değil mi?

  52. Emre,
    bakımsız saçtan neyi anlıyoruz acaba? taranmamış? kuaföre gidilmemiş? fönlenmemiş? kremlerle, yumurta ve zeytinyağıyla bakım yapmak falan?
    valla bu da ilginç oldu. :)

    derli toplu giyinmiş biri beni de rahatsız etmez. kadın ya da erkek farletmiyor. meselâ eskiden çalıştığım bir inşaat firmasında tam sekiz ünlü mimar hizmet veriyordu. bunlardan biri kadın, diğerleri erkekti diyemeyeceğim. yedi kişiden en az dördü başka bir şeydi. biri, ki magazin sayfalarında filân sıkça görürüz kendisini, şantiyeye bir gelirdi allaaaaaah! önce parfümü, sonra yarı beline kadar açık gömlek düğmeleri, çoook bakımlı saçları, yanında da aslan gibi iki korumasıyla bir girerdi içeriye.. ben ilk gördüğümde michael jackson’dan daha havalı bulmuştum. edâlarını, konuşmalarını filân hiç anlatmayayım, benim diyen kadın çaaat diye ortadan ikiye ayrılır. şimdi bunu hangi sınıfa koyacağız bilemedim. aman zâten konumuzla bir ilgisi yok, pencere açık kalmış ondandır. ;)

    cinsel istismar konusuna gelince, size yüzde bin hak veriyorum. yüzkaralarımız yüzünden oluyor böyle şeyler ve utanç duyuyorum kadınlığımdan. erkekler bayıla bayıla istiyor eyvallah da, kadınlar niye müsâmaha gösteriyor buna hâlen anlayabilmiş değilim. belki de ergenlik dönemini çok geç atlatanlar böyle yapıyor, bilmiyorum. ama nusret abi’min yine bu konularda söylediklerine çok hak veriyorum (merâk edenler bkz. psikoestetik.com). insanoğlu yetersiz kaldığı durumlarda hep ilgi çekmeyi istemiş ve farkında olmadan onu öne çıkarmıştır. biraz altmetin okumayı biliyorsak, kolaylıkla görebiliriz. ki, bende de çok olur. hâlâ daha bâzı şeylerde komplekslerimi aşamadım. olsun, vatan sağolsun.

    evet, tercih ve anlayış meselesi tabi. zevkler ve renkler gibi. ne kadar anlamsız bir tartışma. geçenlerde biri, zevklerin de tartışabileceğini söylemişti ve neredeyse insanoğlunun zevksizliğinin sebeplerini tartışamamasına bağlamıştı. o zaman sesimi çıkarmadım. baktım çıkarırsam çok yüksek tondan çıkacak, yürü git kendi bloguna, bulaşma bu işlere kızım diyerek kendimi sâkinleştirmiştim. öyle işte..

  53. Fatihcim canım benim,
    yau nirde kaldın sen?! iyi ki geldin. sensiz buralar nasıl diyeyim, susamsız simit, kaymaksız yoğurt, gazı kaçmış kola gibi felan oluyir! :))

    yazdıklarını okudum. bir kere daha anladım ki; hoşgörü olmadan bir yere varamayız. elbette saçmasapan herşeye gösterilecek bir hoşgörüden bahsetmiyoruz. zorlaştırmamak, kolaylaştırmak, nefret ettirmeden sevdirmek bu kadar zor olmamalı.. sende gördüğüm şey bu. zâten zekâ küpüsün, üstüne bir de esprilerin gelince dadından yinmiyor. korkarım sen beni budist olmaya bile iknâ edebilirsin. :)))

    Bülent Bey orada son derece normal bir çağrışımdan bahsetti. bunda bu kadar büyütecek, ağlayacak, zırlayacak, hassaslaşacak, terbiyesizleşecek ne vardı anlamadım. gâliba yine âcemi niyet okumalar, kompleksler filân devreye girdi. tekrar söylüyorum: düşmanım bile olacaksa, akıllı olsun, bağrıma basarım, dahası öğrenecek birşeylerim olur, fenâ mı.. ben put yıkıcı olarak görüyorum kendimi. olan putlara bir de yenisini eklemek bize bir şey kazandırmaz. mâdem bu kadar müslüman geçinen var, benden önce onların yapmaları gerekir diye düşünüyorum. saçın cinsellik çağrıştırması bir yana, benim derdim aslında o tarihlerde koyulan bu hükmün sebebini iyi analiz etmek. vardığım sonu da şu: günümüzde kölelik yoktur. herkes artık hür ve özgürdür. hür ve özgür kadından, köleleri ayırdetmek için getirilmiş bir hükmün gereği artık kalmamıştır diyorum. ancak, elbetteki geleneksel olana başkaldıralım, başörtüsünü atıp, mayo giyelim falan demiyorum. kim, nasıl rahat ediyorsa öyle yapsın. ama bunu daha fazla istismâr etmesin artık. bu Allah’ın gücüne gider diyorum. O’nun uğruna ne yapıyorsa insan, severek yapsın, şikâyet etmesin diyorum. bu yaptığı şeyi ibâdet olarak görüyorsa, şekilciliğe prim vermesin diyorum. ne diyorum ben yaaa??!! :))) uff yoruldum Fatih..

  54. Ersincim,
    hoşgeldin. :))
    ee dedim işte benim hislerimi yabana atma diye. daha bloga döndüğün gün hissettim. aradan kaç ay geçmiş filân bunlar boş işler. :P ayrıyetten döneceğini de hissettim ve o yüzden kapalı sayfanı tıkladım o gün. dayına selâm eder, gözlerinden öperim. :)))

  55. Metin Beyciiim,
    size de günaydııın! :))
    sormayın efendim Fatihsiz olmuyor işte, görüyorsunuz.. bir gün bu blogu bırakmak zorunda kalırsam, bunca insanı gönlüme sığdırmak kolay da, özlemlerini neremde barındırabilirim diye şimdiden kara kara düşünüyorum. siz anlıyorsunuz beni işte.. nasıl oldu da böyle oldu bilmiyorum ama özel hayâtımdakilerin çoğunu elemişken, ben nasıl ettim de yenilere yer açtım bilmiyorum. oysa kendi kabuğuma çekilmek, kimseyle dost olmamak, incinmemek, özlememek, aramamak gibi gâyelerim vardı. kendimi unutmanın derdindeyken burası benim için artı bir sorumluluk gibi oldu. böyle hissediyorum. tohtur bey kadar ömrüm kaldı? altı ay daha yaşar mıyım? bu hestelik beni süründürür mü? deyin hele bi.. ;)

    Emre hepimiz için bir kazanç oldu. Sevgili Ummân vesile olmuştu, sağolsun o da.. Ummân daha nelere vesile olmadı ki bende.. ah bilseniz Metin Bey. netlarus’ta yazarken başka türlü yazıyordum. Ummân’ın sayfasından çok ilhâm aldığımı şimdi îtirâf edebilirim. :) gidip bakınca bir başkası gibi okuyorum kendimi. ben bir başkası mıdır acep?

  56. ben bu saç meselesinden hiç anlamam, fönden mönden yani… onun için bakımsızdan aslında üstüme yürüyeni kastediyorum veya yüze uyumusuzu. saçla bol vakit geçirip çeşitli işlemlerden geçirmek, onu bakımlı yapmıyor, gereğinden fazla dikkat çekmemeli. (bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum.)

    ben sana en iyisi bir haiku yazıyım:

    kıvrım kıvrım saçlar
    beyinleri dağıtıyor
    göz göremez oluyor.

    anlatabildim mi? :D

  57. bu arada ilginize teşekkür ediyorum. kazanç benimki efendim. :)

  58. Sevgili Ummân,
    e ben de onu diyurum daaa.. :)) namaz da hiçbir dinin tekelinde değildir. dinsizler kılamaz mı meselâ?
    ne yâni ben şimdi köle miyim? anaa!..

    evet, tek derdim kakafoni çıkmaması.. âhenk olsa fenâ mı olur.. ben güzelden yanayım ama güzel de görece. meselâ çok tanrılı dinlerde yazılmış ne güzel şeyler var.. okuyunca güzel değil demek insafsızlık olmaz mı:

    ”akşam olunca yan gelip yatar mı? ne gezer? kolları koparcasına çalışır, ortalığı aydınlığa kavuşturmak için..”

    candan sevgilerimle..

  59. Katrecim,
    hoşgeldin canım.. :))
    fransızlar da insan mıymış? ana! bak yine, yeni bir şey öğrendim. şu blog enteresan vesselâm! :))

    hayâtım seni kutluyorum. iki satırla da olsun burada bir hanım görmek beni sevindirdi. sana bir ödül düşünüyorum..ımmm du bakiyim.. heh can yücel’den olsun:

    bi damlacık

    duru bir yeşildi ortalık
    akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu

  60. oooo Emre beyimiz de haiku filân takılıyo! :))
    işte buna da sevindik.. evet çoğul konuştum, seven arkadaşlarımız çok burada, onların yerine de konuştum ben (sizin şiirler hangi kategoride saklanıyor, ben mi bulamadım). :)

    saç konusu aydınlanmamış. olsun. erkek kısmı zâten ne anlar saçtan baştan, ellerinin mürekkebiyle hanımların işine karışmasalar olmaz! hıh! ama zâten demiş kendisi de ”bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum” diye. :)

    ben haiku yazmadım. denemedim bile. ama istersem yazarım. yazarım dedum da! yerli malı yurdun malı derim hep. Metin Bey bilir..
    bizden bir Oruç Aruoba vardı bunlardan yazan, başka var mı bilmem. mâdeni bir tınısı var sanki haiku’nun. neyse size de şöyle bir ikrâmda bulunalım (tirşe sevgim yüzünden sevdim bunu da):

    aklaşan grilikte duruyorum
    yeşilleşen mavilik
    kararan saydamlık
    azalan tirşe
    o mor
    hiç olmadı
    mı?
    o tek renk
    bulunmadı
    mı?
    kızıltılı
    kahve
    rengi
    siyah
    beyaz.
    ah,
    az
    hiç olmadım
    mı?
    bulunamadım
    mı?

  61. Öğrendiklerim Bey/Hanım?
    sayfanızı merak edip hemen gidip baktım. ne kadar sevindim anlatamam. cennete girmenin 58 yolunu öğrendim. daha ne olsun! olmuşken, link de vereyim sevâba gireyim di mi ama:
    http://ogrendiklerim.wordpress.com/2006/12/01/kuran-i-kerimde-cennete-girmenin-58-yolu/

  62. benimkiler

    http://emresahin.net/category/divaniyegah/

    adresinde. (kendilerini pek sevmem, şimdi tekrar baktım, daha da az seviyorum. yine de duruyor işte.)

    saç konusunda neyi aydınlatmam gerekiyordu ki? ne hissettiğimi sordun, ben de saçmaladım. saç saçma bir şey. hissettiğim bu. :)

  63. Emre aceleyle hepsine göz attım. valla beğendiklerim de oldu, sevdiklerim de, ne yalan söyleyeyim. :P
    şunu ziyâdesiyle sevdim:

    http://emresahin.net/2007/02/27/cekirge/

    beğenmekle sevmek arasındaki 7 farkı söylemiyciim. ;)

    saç, malanmaz, taranır! iğrenç oldu biliyorum. kızım ilkokula giderken söylerdi bana, aklıma geldi şimdi. :)

  64. :D

    sevmem de, beğenmem de :) (ha, başka şiirleri de pek beğenmem, şiir okunmaz zaten, yazılır sadece.)

    saç malanılabilinir, böyle ıslak harç gibi saç olursa tarak yerine mala kullanılır.

    iğrençlikte sınır tanımam. :D

  65. şiir yazılır ve okunur. nasıl okunmazmış efendim, benim okuyup içtiğim bile oluyor. kasıntıya filân çok iyi geliyor, söyleyeyim. :P

    saç malanılabilinmez! malalanabilir o ayrı.
    ayrıyetten aklanabilir. başyolunabilir. süpürge edilinebilinir! ;)

    sanki ben haddimi bilirim. ne eksiğim var alala. :P

  66. Candan hanim ingilizce siir yazmis bir insan olarak bunnari cok iyi bilir :P
    ayrica siirime getirilen 15 yas elestirisini siddetle protesto ediyor ve haywanat bahcesine gidiyorum…
    aksam fotolarini yayinlayabilerem ki bundan da emin degilim… gorecez artik….

  67. bu soru beni aşar zira ben – huyum kurusun ki – erkeklerden hoşlanıyorum ve onların da saçlarına değil kalçalarına bakmayı tercih ediyorum. Ben hiç böyle değildim ayol, 30’umdan sonra bi haller oldu bana :p
    Her neyse, Suat bey’in sayfasına da uğradım okudum ve şaşakaldım. Hiç bir art niyetle söylenmemiş bir tek cümleden hareketle insanların neler yapabileceğine çok yakınen tanık oldum. Hiç takmadığım bir insan beni o kadar çok takıyor ki aylardan beri kinini kusa kusa bi hal oldu. İnan acıyorum bu tür insanlara ve onları küçümsemekten alamıyorum kendimi, bu hiç tarzım olmadığı halde.
    Amaaaan, ben de ne zaman bloğuna gelsem “Güzin abla” muamelesi yapıyorum sana :)
    Unutmadan, teşekkür ederim. Acı’m dinmedi, dinmiyor ancak yüzümü güldürüyor o sevgi dolu sözleriniz, hep var olun :)
    Cibran ile veda edeyim sana;

    “kendini tanıdığın ölçüde
    başkalarını yargılayabilirsin.
    de bana
    hangimiz günahkar,
    hangimiz masum?”

    Candan Sevgilerimle :))

  68. yerim de, yutarım da, yazarım da kardişiiim!!
    15 yaş eleştirisi filân yok orda, uydurma! valla ben kendi yazdıklarımı buldum geçenlerde, hani vardı ya hâtırâ defterlerimiz falan. :) bana bu temiz sayfayı ayırdığın için diye başlayan.. heh işte! onlardan buldum. durmadan yazmışım. o zamanlar (m.ö.3500) kime âşıksam artık, zebbbahlara kadar yazmış durmuşum. haa bir de siyâsi içerikli şeyler yazmışım, boyuma bakmadan. acayip solcu geçiniyodum o vakıtlar. :))

    demek hayvanat bahçalarına kadar düştün ele mi? vah vaaah! bele bir pazar günüsü, insan bi brunch’a felan gider sevkilisiylen. tüh, çok üzüldüm! :P
    su aygırlarına özel bir sempatim var. bulursan onların fotolarından istiyom bak!

  69. aaa Sevgicim gelmiiiş.. :))
    bu soru seni aşar tabi Sevgi. cinsiyetin yerinde de mi? heh! güzin abla rahmetli olalıberi, sorunlarımın içinden çıkamıyom zâti. seni bulduğum iyi oldu. :))
    sen de nasıl bir güzin ablaysan artık, kendi söküğünü dikemiyosun. yazık sanaa. :P

    Cibran ha! demek öyle.. al sana Hayyam!

    bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona
    sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana
    bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
    en boş geçen günün, o gündür inan bana

    :)

  70. Selamun Aleyküm;

    Yaılzar uzun sadece göz gezdirdim. Ama baştan sonra her yorumda gariplikler var. Daha önceki yorumumda olayın özüne ve şimdiki durumuna gelişine değindim. Fakat sonraki yorumlarda da pek bir değişiklik yok.

    Kısaca bir iki noktaya daha değineyim.

    1) İslami bir emir bir kişisel tercih meselesi değildir. Ortada emir varsa iş bitmiştir. Bu konuya paralel olarak Kurban kesmek konusunda da ben vejetaruyanım ya da bu vahşilk ben buna karşıyım diyerek yapılan şeyler var. Tesettür ve kurban konusundaki bu tartışmalar benzerleriyle beraber aynı kaynaktan besleniyor. Bahane üretme.

    2) Dini bir konudaki hükümü anlatan birisine sen bu konuda fetva veremezsin demek çoğu durumda abestir. Çünkü genelde hükmü izah eden bunu Kur’an, sünnet ve icma kaynaklarına göre yapar ve konuşulan konuda yüzde doksan dokuz zaten kesinliği olna bir konudur. Ve bu tartışmada görüldüğü gibi bazılarını fetva vermekle itham edenler “bu konuda bir şey diyemem” ya da “iki görüşede saygım var” gibi ifadeler kullanarak ortaya bir fetva koyarlar. Böylece İslami bir nassı savunan kafasına göre fetva vermekle itham edilirken herkesin kafasına göre verdiği fetvayı kabul edenler farkında olarak ya da olmayarak “cahil” ya da “yarı alim” sıfatlarıyla İslama zarar verirler. Bu zararın sebebide daha dinleri konusunda bilmeleri gereken temel bilgilerden bile bi haber olanların “bana göre” diye başlayan cümlelerle başayıp sonra “bu zamanda” ile başlayan cümlelerle devam edip İslam hakkında ortaya garip, saçma sapan görüşler ortaya koymalarının önünün açılmasına neden olmalarıdır. Asıl dini konularda kafana göre konuşma denilecek kişi “bana göre” başlayan cümleler kuran kişidir.

    3) Neyin dinden neyin gelenkten geldiği ya da neyin gelenek olduğu halde sonradan dine yamandığı ya da neyin Peygamber efendimizin zamanında herkeste olan bir şey olup olmadığı ayırd edilmesi gereken bir konudur. Fakat tesettür konusunda Peygamberimiz zamanından beri yapılan bir uygulama var ki bu uygulamanın binlerce yıldır böyle devam ettiğini görüyopruz. Şu yapılan tesettür nedir? sınırları nasıldır? vs… tartışmaları kucağımıza konulan yeni bir bebe. Asrı saadette uygulaması olan ve Asrı saadeti takip eden zamnalarda kesintiye uğramadan her İslam Aliminin üzerinde ittifak ettiği bir konuda tartışmak acı verici.

    4) Bir takım siyasi partiler ya da bir takım kişiler tesettürü istismar etti diye ya da destekledi diye tesettürün yasaklandığı bir ülkede yaşıyoruz. Ve bu tartışmaların yaradığı tek yer var o da devleti elinde bulunduran garip saçma sapan insanlar. 1400 yıldır lafı bile edilmeyen bir meselede çıkartılan gürültü İslamın özünü ortaya çıkartmak ya da İslam adına yapılan bir yanlışı düzeltmek için çıkarılmadı. Bir önceki yazıda da belirttim. Tesettürü bir kenara bırakanlar ilk önce bunu modernlik adına yapıyoz diyolardı şimdi din adına yapıyoz di,yenler var.

    5) Evet bu konuda yaptığım bir hata bitirnce ” En doğrusunu Allah bilir.” dememek. Heyecanımı yenmem lazım :)

    6) Müslümanlar için namaz, oruç vs.. gibi ibadetler konusunda lakayt davranılması yeni birşey. 100 en fazla 200 yıldır böyle. Bunu dikkate alın.

    En doğrusunu Allah bilir.

    Allah’a emanet olun…

  71. Doğucum,
    sâhiden heyecânlı gördüm seni. :))
    sen beni şeyhlik zamanlarımda görecektin ahh.. o zamanlar dilim daha bir sivriydi. şimdilik yuttum. sonra bir parmak atıp geri çıkarmasını da bilirim evelallah. :P

    herkesin görüşlerine saygım var filâm demem, diyemem. katılırım, katılmam o ayrı ama inanmadığım bir şeye saygı niye göstereyim ki. riyâkârlık yapamam. bana da saygı duymasınlar, bunu beklemiyorum ancak terbiyesizliğe de izin vermem. pardon! aslında burada söylediklerine karşılık söyleyebilecek çok sözüm var ama iş başka bir boyuta varmasın, birbirimizi incitmeyelim istiyorum. herkesin dini kendine deyip, kestirip atmak en doğrusu gâlibâ. çünki kimsenin ibâdetinin bana bir faydası yok. benimkinin de kimseye fayda sağladığını görmedim bugüne kadar. bir gönül yıkmak, kâbe’yi yıkmaktan daha fenâdır bence de. ama yıkılacak put olduğunda, beni kimse tutamaz. Allah’ın dini tehdit altında filân değil ve kimsenin tekelinde de.. herkesin yorumunda bir gariplik bulmuşsun ya, bir başkası da bakınca seninkinde gariplik bulabilir. burda kimsenin âlimlik tasladığını sanmam. bahâne evet, güzel bir kelime.. bana nasıl ayıp geliyor Allah için yaptığım bir şeyde, bahânelere sarılmak. nasıl ayıp hem de. tek derdim de bu: birileri incitilir gerekirse, ama O..? ben bir tek bundan korkarım.

    gün güzel olsun, ayrılanlar kavuşsun, hastalar şifâ, dertliler devâ bulsun. daha ne d’eyim.. :)

  72. Ben hep diyorum : TÜRKÇE KURSUNA GİTCEM BENNNN.
    Yarım yamalak bi Türkçeyle geldim ama ben Almanya’dan buraya, yani tamam döneli 17 yıl olmuş olabilir ancak bu kadar öğrenebildim napim ama ben yaaa (bu klavyenin üzerinde niye ağlayan bi smiley yok ki böyle durumlar için, şakkk diye gönderirdim işte sana ;)
    Yani demem o ki : Güzin abla olan sensin, ben sana gelip hayatımı anlatıyorum ya hep burda, o bakımdan. bak bunu kendi bloğumda bile yap(a)mıyorum, kıymetimi biliniz lütfen Candan hanımcım :)
    Hem benim sevgiye, şefkate ihtiyacım var şu aralar :)
    Arsızlık da var bende bak :p

    Candan sevgilerimle :)

  73. amaniiin, dörtlük nerde dörtlük. unutmuşum ayol. Hayyamla karşılık vermişin sen ama benim ki anonim :

    Seviyorum, ama kimi
    En tatlı birisini
    Nasıl anlatsam sana
    İlk harflerine baksana.

    :)

  74. doğu bey,

    teşekkür ediyorum. yukardaki cahil ve yarı alimlerden birisi ve candan hanımın link verdiği yazının da sahibi olarak üstüme alındım. kusuruma bakmayın.

    siz yine de

    http://emresahin.net/2007/05/26/ilim-satanlarin-guc-anlayisi/

    adresindeki yazıya bir bakın. muhtemelen düzeltilecek çok daha fazla şey bulacaksınız.

    bir de bilhassa son üç yorumu için

    http://emresahin.net/2007/05/08/sirke-dair/

    adresine bakabilirsiniz. (sitenin genelinde de düzeltecek çok şey bulacağınıza eminim, başörtüsüyle kalmaz yani.)

    peki yazdıklarınıza cevabım nedir? kısacası şu: eski bir agnostik olarak birilerinin beni tekfir etmesi bile zerre kadar umurumda olmaz. ben samimiyim. müslümanmış gibi yapmaya çalışmıyorum. bu konulardaki her imtihanında allah’a ve adaletine sığınmaya çalışıyorum.

    vesselam.

  75. Sevgicim,
    kein problem schatzie, das ist natürlich! :P öhöm öhöm! sakın bi’ şey yazma fazla bilmediğim çıkar ortaya rezil olurum! :)))

    ben de dil arsızıyım şekerim üstüne sağlık. teee lisedeyken almanya’dan bi kız gelmişti bizim sınıfa. adı aygün’dü. doğru dürüst türkçe bilmiyordu garibim. kanatlarımın altına aldım ve liseyi benimle aynı dereceyle geçti. çok iyi kopya veririm yâni! acayip şeyler öğretiyordu bana almanca, bunlar da o zamanlardan kalma. bu dediğim ımm 1983 filân. lise birdeydik yâni, yanlış anlaşılma olmasın hemen! ah canım benim, ne iyi arkadaştık.. sonra kaybettik birbirimizi. şimdi geçmişten bir iki kişi bulmam için imkân verilse, ilk olarak aygün’ü bulmak isterim. almanya’da olduğunu biliyorum hepsi o kadar.. :(

    canım benim, demek şefkate ihtiyâcın var senin.. gel bakiim yanıma, gel, kim üzmüş benim güzelimi.. hı? kim üzmüş dedim! ay ben de hemen kurtkadına filân dönüşüyorum. sevdiklerimi kimsenin üzmesine izin vermem! veremem! acayip de adam kayırırım. huyum kurusun. iyi ki politika falan yapmamışım ben. seni şimdi almanya konsolosu yapardım hemen! :))

  76. ay pardon dörtlüğe dörtlük şe’etmeği unutmuşum. al sana Sevgi!

    sepet sepet yumurta
    sakın beni unutma
    unutursan küserim
    mektubumu keserim

    :P

  77. bu yukardaki deniz kızı dikkatimi çekti, ona başörtüsü çizmek iyi olabilir. ama sadece başörtüsü, başka bir şeye gerek yok… gayet açıklayıcı bir resim olur müslümanların haliyle ilgili.

    :)

  78. bir bedevi allah ın resulüne gelir, şehadet getirir, müslüman olur. sonraki zamanlarda konuşmalar vesaire olurken tazemüslüman iman ettiğinden dem vurur.
    peygamber “siz henüz iman etmediniz islam oldunuz” der.
    hem,
    her müslüman aynı allah a mı inanıyor?

  79. yarısı balık, yarısı açık
    yarısı denizde, yarısı yüzeyde
    ama illa başörtüsü…

    ;)

  80. Emre,
    o karaya vurmuş bir denizkızı.. lüften amaa. el vurup yâremi incitme şinci. :P

  81. Passive Hanım,
    hoşgeldiniz..
    ben epeydir fetvâ vermiyorum. hayır o kadar verdim de ne oldu.. :P ama elbet bir şey diyen olur şimdi size. yâni inşallah. olmadı bakarız bir çâresine.

  82. özür dilerim,

    benim ekran pek iyi göstermiyor, gözüm de zaten pek görmez… :P

    yarısı balık, yarısı açık,
    yarısı toprakta, yarısı yüzünde,
    ama illa başörtüsü…

    şeklinde değiştiriyoruz.

    böylesi daha da iyi oldu. :Ğ

  83. Selamun Aleyküm Candan Abla;

    Abla öncelikle şunu söyleyeyim din bazılarının tekelinde olmalı. Yoksa herkesin kendi tekelinde olur. Bu da anarşi demektir ki devlet konusunda anarşizm diye bir akım var. Peki bu tekel kimde olacak. Bu tekel dinini bilen halkın itimat ettiği dinini bilen ve o bilgili halkın dahi üstünde bilgisi, zekası, basireti ve Allah korkusu olanda olacak. Yani İslamda kan, makam ya da şans nedeniyle olmayacağı beyan edilen Din Alimi sınıfı gerçkten bilgili halkın teveccühüyle olacak. Ütopya değil yüzyıllarca bu böyle oldu. İbn-i Sina, Farabi, Ebu-Hanife vesaire şovalye ilan edilmediler.

    Suat Bey sarık konusunda güzel bir alıntı yapmıştı. Birde Mustafa İslamoğlunun bir kitabından bahsetmişti. “Cahil” ve “Yarı Alim” kategorileri aynı şekilde Mustafa İslamoğlunun uzmanlık alanıdır. Tutuculuk ve yobazlık ya da lakayklık ve genişlik bu iki kaynaktan beslenir.

    Geleyim Emre Bey’e. Tekfir kafirlikle itham etmektir. Ben bunu yapmadım ve yapmıyorumda. Allah’ın bileceği dediğimiz budur. Benim bileceğim ise insanların yaşayış tarzları ve İslamı nasıl anlayıp bildikleridir. Bu konuda bir terslik bir yanlışlık ya da bi,r başıboşluk gördümmü konu hakkında uayrmak, bilgilendirmek ve tepki vermek benim (her müslümanın) görevimdir. Emre Bey bu konuştuklarımız hem genel geçer hem de kişisel konular. Genel olmasının nedeni İslam’ın genele gönderilmiş bir din olması. Kişiselliği ise bunu sizle benim tartışıyor olmamız. Peki sorun idealler ve nasslar bütünü olan İslamdamı yoksa bizdemi. Tabiki bizde. Bende o sorunlara değindim. Ve son olarak size gelecek her türlü eleştiriyi tekfir olarak algılamanız ya da bu eleştireleri benim bildiğim doğrudur diyerek itelemeniz sizin büyük sorunlarınızdan birisini işaret eder. O da genelde bu konular konuşulurken söylenen “Kimse kimseyi değiştiremez” ya da “Sen onu değiştiremezsin” cümleleridir. Eğer bir insan doğru önüne geldimi bunu itip benim dediğim doğru di,yecekse hayatı boyunca sussun ve hiçbir yerde görüş beyan etmesin! Hele ki İslam konusunda. Bu şekilde Allah’ın rahmeti umulmaz, beklen(e)mez. Linkini verdiğiniz yazılara daha geniş bir zamanda bakacağım inşallah. İlim Satanların Güç Anlayışı yazınızın başına baktım ama. (c.c) ya da (s.a.v) kullanıp kullanmamak alimle halkın aarasındaki farklardan biri değildir. En azından siz böyle olduğunu söyleyene kadar değildi. Aynı şekilde zikir çekmekte bir fark değildi belli bir zamana kadar. Ve daha niceleri.

    Candan Abla doğruları doğru şekilde ya da kendi fikirlerinizi doğru şekilde söyleyebiliyorsanızsöyleyecekseniz başkalarını kırmaktan çok başkalarının yanlışlar yapmasını engelleyememek ve kendinizin yanlışlar yapmasının engellenmemesinden korkun. Yukarıda da belirttiğim gibi herkesin kendi tekeline aldığı bir din tehlikededir. Doğal olarak bu dnin mensuplarıda tehlikededir. Buyurun söyleyeceklerinzi sıralayın. Kınanırsanız doğruyu bulmak için sarfettiğiniz sözlerden değil kendiniz ve çevrenizdekilerin yanlışa hapsolmasından kınanırsınız.

    Suat Bey bir yerde bu konu TEMEL İNSAN HAKLARINA GİRER demiş. Suat Bey bu konu Allah’ın emirlerine girer. Temel insan haklarına girecek olan konu örtünme şeklidir.

    Ve yine diyorum ki 1400 yıldır her şeyiyle kesin ve net olan bir hükümü son 15 yıldır tartışıyor olmamız sadece saçmalık. Burada ve her yerde zaman zaman İslam toplumunda kadınların dışlandığını tartışabiliriz. Çünkü böyle birşety olmuştur ve hala da etkileri devam etmektedir. Ama tesettür emri hem erkekler hem de kadınlar için hem idealde hem de uygulamada 100 yıl öncesine kadar 1300 yıl süresince kesintisiz ve tartışmasız uygulanan bir emir. Tarihte toplumal olarak, asrı saadet döneminde geçen, tabiin dönemiinde geçen ya da daha sonraki alimler arasında geçen ve günümüzdekine benzer hiçbir tartışma uygulama vesaire yok. ;Eller ya da peçe konusu tartışılmış. Ama onlarda bile ittifak halinde ya da en makul görüş doğrultusunda bitirilmiş. Ve günümüzde din konusunda yapılan diğer tartışmalara bakın. Kurban, içki, zina vesaire.

    Bir kitap var arkadaşa vermiştim. Okuyup altını çizdiği yerleri bilgisayara geçirecekti. Sınavlar falan gecikiyor. Muhammed KUTUP – Düzeltilmesi Gereken Kavramlar. Hemen alıp okuyun derim :D

    Allah’a (c.c) emanet olun…

  84. Doğu bey,

    Benim söylediğim cümledeki “bile”yi atlamışsınız. En önemli kısım bu, o “bile”nin anlamda ne yaptığını takdir edersiniz. “tekfir bile” ile “tekfir” arasındaki farka dikkat ediniz.

    İkincisi linkteki yazının hepsini okumamışsınız (ve bize okumamız için kitaplar falan öneriyorsunuz) ve yine ulema ile avam arasındaki farkı benim koymamdan bahsediyorsunuz. Bu da benim kastım değildir. “Ben alim değilim, bakın böyle böyle bile yapmıyorum” demek, “böyle yapanlar alimdir” demek değildir.

    Üçüncüsü de şudur: Siz içkinin haram olduğunu inkar edene de herhalde yukarda söylediklerinizi söylersiniz. Ancak mesela Ebu Hanife, şarap dışındaki içkilerin sarhoş olunmayacak kadar içilmesine haram değil mekruh derken herhalde sizin kitaplarınıza bakmıyordu. Hanefilik İmameyn’in görüşleri üzerine yükselir ve biz bugün “tüm içkiler karamdır”ı İmam Muhammed’in fetvası doğrultusunda kabul ediyoruz. Elimde Osmanlı’nın şeyhülislamlarından Çatalcalı Ali Efendi’nin Fetava’sından bir bahis var:

    Vişnab dimekle maruf olup müskir olan şerbetin sekir virmeyecek miktarın telebhî kasdınsız içmez caiz midir?
    Elcevap: İmamı Azam ve İmam Ebu Yusuf katlarında helaldir. İmam Muhammed katında haramdır. Fî zamanina, İmam Muhammed kavliyle fetva ihtiyar olunmuştur. (Fetava, İstanbul 1305 baskısı, 2/236) [Seyhun Tunaşar’ın Ortaçağ İslam Dünyasında Şarap isimli kitabından.]

    Bunu sadece İslam tarihinde, sizin burada “en temel” diye bahsettiğiniz konularda bile farklı görüşler olabileceğine misal olarak alıyorum. Yoksa “şarap dışındaki içkiler sarhoş etmedikleri müddetçe haram değildir” gibi bir kasıtla değil. (Bir de mesela “nebiz” diye bir mesele vardır, size sorsak hemen haram dersiniz, ancak bu mayalanan içkinin Hz. Peygamber tarafından tüketildiğine dair hadisler mevcuttur.)

    Bu konularda sakin olmakta fayda var. Başörtüsü konusunda söyleyeceğiniz hiç bir şey, ürküttüğünüz insanların kalplerine değmez. Neticede buradaki kimsenin İslam’a zarar vermesi mümkün değil. Hepimiz aklımız ve gönlümüz yettiğince hakikatin peşindeyiz.

    Cihad aşkınızı bir zahmet biz zayıf ve cahillere değil, güçlülere gösteriniz. Biz de ne kadar iman sahibi olduğunuzu görüp başımızı örtüp peşinizden gelelim.

    Selam ile.

  85. Anlamadığım şey, yazarın hem bana ne isteyen istediği yeri örter gibi demogojik lafları ettikten sonra kendine göre inanç sahibi olanları akıl ölçüsünde sigaya çekmeye çabalamasıdır.

    Akademik kariyer konusunda objektif kaynaklarca tavan yapmışların burç gibi abuk sabuk hurafelere inandığını görünce inanç konusu benim için öyle üstün körü tartışılacak bir konu olmaktan çıkmıştır.

    Biri, başı örtmenin Allah’ın emri olduğuna inanıyor. Öyle iman ediyor. Bunun için sevap kazanacağına inanıyor.

    Yani, inandığı dinin başını örtmeyi emrettiğine İNANIYOR, erkekler galeyana gelmesin diye başını örtüyor değil. O emrettiği için…

    Eğer sırf erkekler galayena gelmesin diye başını örtüyorsa, islama göre yaptığı ibadet değildir.

    Zayıflamak niyetiyle tutulan orucun ibadet olamayacağı gibi…

    İnsanların sırf yav ne cömert adam demeleri için zekat veren insan da islama göre ibadet yapmış olmuyor…

    İnanmak ciddi bir mesele vesselam…

    Biri çıkar ben aklıma uyan şeyi yaparım, aklıma uymayanı yapmam da diyebilir. Bana göre bunun da bir ilahı vardır. O’nun ilahı da kendi aklıdır. Üstelik akıl akıldan üstündür. Al sana bir sürü ilah…

  86. Selamun Aleyküm;

    “bile” gözden kaçmış. Fakat “tekfir” ile ilgili paragraftaki çooğu yorumum hala geçerli. Tamam her eleştiriyi böyle algılamıyorsunuz. Zaten bu bana rahat bir nefes aldırır :D İyi ki yanlış anlamışım :D

    İnşallah okuyacağım dedim. Hadi oradan siz alın bunu okuyun demedim. Ve göz gezdirmiştim yazılara. İlk paragrafı hızlıca okyyunca bi daha okudum ve açıkçası söylediklerim hala geçerli. Ne derseniz deyin yazdıklarınızın anlamı benim söylediğim şekilde. Ve bunların dışında söylediğiniz halinizle övünmeyin ya da o davranışlarınızla belli şeyleri ispata, analamını kuvvetlendirmeye çalışmayın.

    Verdiğiniz örneğin doğruluğunu araştırmaya dahi gerek duymuyorum. Genel olrak aşağı yukarı her konuda, temel konularda, görüş ayrılıkları olmuştur mezhep imamları arasında. Fakat mezhepler aynı zamanda tarih içinde gelişen bir okuşldur. Bir ekol olarak İslamın dinamik hukukunu yani fıkhını işletir ve geliştirirler. Ebu-Hanife ve diğer imamalar benim dediklerimi peşinen kabul etmeyiniz, kendi bildiklerinizle, Kur’an ve sünnetle sınayında demişlerdir. Ebu-Hanife karşıma çıkıpta hüküm veremediğim problemler bile var demiştir ve bunları sıralamıştır. Fakat temel konuların bir şekilde belli bir kalıba oturduğu muhakkak. Zaten öyle olmasa ilerleme olmaz. Bir şekilde temel oturacakki yeni problemlere vakit ayrılsın. Mayalanan içeceklere gelince karışık konu. Peynirde mayalanır ve bazı bakteriler ya da o bazı bakterilerle yaşayan diğer bazı bakterilerde alkol sentezler ya da belli oranda alkol sentezler. Ama hiç alkol sentezlemeyenler çoğunlukta bildiğim kadarıyla. Birde içmek tabirini kullanarak tüketilebilecek tek alkol çeşidi var. Diğerlerini içmek tabirinin dahilinde kullanırsak direk ölürüz. Sanırım olaya böyle yaklaşırdım teknik olarak. Tabi birde zaman, mekan, ravi, faktörleri var.

    Merak etmeyin heyecanım galeyandan değil. Ama ısrarla şunu söyleyebilirim ki biz İslama zarar veriyoruz/verebiliriz. Eğer yapacağımız şey dinin emirlerini eğip bükmekse bu zarar vermektir. Bunu yapmayıp çevremizdekilere sessiz kalmakta aynı şeydir. Evet hepimiz kapasitemiz ölçüsünde hikmetin peşindeyiz. Bu acizliğimizi bilirek davranmalıyız.

    Son paragrafınız ise bende tebessüme neden oldu :) Liderlik ya da başkanlık önemli değil. Önemli olan herkesin bildiğiyle amel etme ve bilmediğini öğrenme sorumluluğunu kazanması. Önceki yazıdada dediğim gibi İslamda Alim sınıfı bilgili ve bildiğini uygulayan halkın teveccühüyle oluşur. Eğer halk zayıfsa Alimide zayıf olur. Çünkü yetkiyi kime vereceğini bilemez. İllaki çevrede gerçek Alim vardır ama gölge onu boğar. Ben de halkım. Yanlız avatarımdanda anlaşılacağı gibi biraz heyecanlıyım.

    Son olarak şu konuştuklarımısdan kendime bir ödev çıkartıyorum. Zor bir ödev. İöçki ve tesettür konusu asr-ı saadet, Kur’an, sünnet, mezhepler ve tarihi seyir bakımlarından mercek altına alınacak. Birkaç yerden yardım almakta serbest. Final dönemindeyiz malum. Asıl merak ettiğim Abu-Hanifenin yorumunun yanında diğer mezheplerin yorumları ve tarihi seyir. Hz. Ömer bu konuda sarhoş edici herşey haramdır demiş bir yerlerden hatırlıyorum.

    Bir de yazılarınızın linklerini verdiğiniz yorumda buralarda çok düzeltecek şey bulursunuz demişsiniz. Bana bu alaycı ya da yerici bir şekilde söylenmiş gibi geldi. Yanlışı doğrudan ayırt etmek ve iyiliği yayıp kötülüğün önüne geçmek vasat/ortalama bir müslüman olarak görevim. Birşeyler görürsem söylerim ;) Suyunuda çıkartmam :P

    Allah’a emanet olun…

  87. Genel olrak aşağı yukarı her konuda, temel konularda, görüş ayrılıkları olmuştur mezhep imamları arasında. Fakat mezhepler aynı zamanda tarih içinde gelişen bir okuşldur. Bir ekol olarak İslamın dinamik hukukunu yani fıkhını işletir ve geliştirirler. Ebu-Hanife ve diğer imamalar benim dediklerimi peşinen kabul etmeyiniz, kendi bildiklerinizle, Kur’an ve sünnetle sınayında demişlerdir.

    Sahi biz neyi tartışıyorduk? :)

    Övünme meselesinde haklı olabilirsiniz, insan bazı imanlıları görünce küfrüyle övünüyor. :D

    Sınavlarınızda başarılar dilerim. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. :)

  88. Bir de, benim derdim içki veya başörtüsü değil, içki içmem, başörtüsüyle de alakalı yazdığım en uzun şeyleri burada yazdım, ölçüm yukarda bellidir. Ben daha çok

    http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6595497.asp?gid=180

    haberindeki konularla meşgulüm. Hadi hayırlı araştırmalar.

    Selam ile.

  89. Dogu bey,

    Asagida yazdiklarimda ben dinin icini ya da icerigini tartismiyorum. Dinin uzerinde bir tartisma konusu bu bence.

    [..] öncelikle şunu söyleyeyim din bazılarının tekelinde olmalı. Yoksa herkesin kendi tekelinde olur. Bu da anarşi demektir ki devlet konusunda anarşizm diye bir akım var. Peki bu tekel kimde olacak. Bu tekel dinini bilen halkın itimat ettiği dinini bilen ve o bilgili halkın dahi üstünde bilgisi, zekası, basireti ve Allah korkusu olanda olacak.

    Kurumsal bir dinden bahsediyorsunuz.. Yani, ister istemez egemenlerin onayladigi bir inanc modelinden..

    [not: ‘egemenler’ deyince otomatik olarak ‘devlet’ anlasilmasin, ‘devlet’in de ortagi olan fakat zaman zaman ‘devlet’le celisebilen ‘egemenler’den bahsediyorum.]

    Bu tur bir inanc modelinin tek sorunu, kendi bildigini (arzu ettigini) ustun saymasidir. Baska bir deyisle, aslinda ‘din’ icinde (ya da uzerinde) baska bir dinden bahsediyoruz bence. Hep oyle olmustur da.

    Yani İslamda kan, makam ya da şans nedeniyle olmayacağı beyan edilen Din Alimi sınıfı gerçkten bilgili halkın teveccühüyle olacak. Ütopya değil yüzyıllarca bu böyle oldu. İbn-i Sina, Farabi, Ebu-Hanife vesaire şovalye ilan edilmediler.

    Ilginctir.. Bu tur isimlere her zaman rastliyorum da, merak ettigim, bu isimlerin gercekten ne bildikleridir. Yani, ne bilebilirlerdi?..

    Din, eger kitap ve sunnet ile tarifleniyorsa, bu ‘alim’lerin ekstradan ne bilebilceklerini saniyoruz.

    ‘Alim’liklerinin tesciline yol acan tek ‘bilgi’leri, o gunku meselelere onlarin yorumlarinin ilgili cevrelerce daha makul sayilmasinin isaret ettigi esneklikleri olsa gerek.

    Yani, Peygamber’den 250-300 sene sonrasinda, eldeki literaturu okuyup, ezberleyip analiz ettikten sonra, kendi akillarinin suzgecinde kararlar vermis olmak zorundalar –aksi halde, eger ilgili sorunun cevabi kaynaklarda (Kuran ya da Sunnet) acikca var idiyse, bu ‘alim’lere gerek olmazdi.

    Ve, verdikleri kararlari da birileri muteber bulup icra etmislerdir.

    Bu kararlarin yol actigi siyasi kamplasmalara bakarak, bunlarin dinde birlestirici olmaktan cok ayrimci oldugunu da soylemek mumkun (bakiniz mezhepler ve tarikatler konusu; bunlarin yol actigi fragmentasyon vs.)

    Baska bir aciklama bulamiyorum. Sizin baska bir aciklamaniz varsa duymak isterim.

    Suat Bey sarık konusunda güzel bir alıntı yapmıştı. Birde Mustafa İslamoğlunun bir kitabından bahsetmişti. “Cahil” ve “Yarı Alim” kategorileri aynı şekilde Mustafa İslamoğlunun uzmanlık alanıdır. Tutuculuk ve yobazlık ya da lakayklık ve genişlik bu iki kaynaktan beslenir.

    Teolojik konularda en iyimser bakisla ‘yari aydin’dan oteye ne olunabilir?

    Temelden itiraz ederseniz sonunuz hic de iyi olmaz, bunu bilirsiniz.

    Geriye kalan, butun yapabileceginiz, bir istampaliktir. Kabul ya da red murekkebiyle bastiginiz fetvalar yani.

    Icinde, kurumsal anlamda icinde, oldugu temelden sorgulayabilen –ve dislanmamis, afaroz edilmemis– bir ‘aydin’ din adami ismi biliyor musunuz?

    Genel olmasının nedeni İslam’ın genele gönderilmiş bir din olması.

    Butun dinler hep bu iddiadadir. Ama, yakinda bakarsaniz, pek de oyle olmadiklarini da gorursunuz.

    Emir ve yasaklar hep (neredeyse hep) bir vaka olup bittikten sonra ‘indirilir’. Indirilen bu emir ve yasaklar da hep yakin cografyaya hitap eder.

    Ben daha henuz, Filistin ya da Mekke/Medine civarinda indirilen bir dinin ‘Kuzeybatida, kutuplara yakin bir buz denizi var; oradaki ahalinin ismi de Vikinglerdir. Gidin o Vikingle’e soyleyin, Irlanda’ya sefer yapip oradakilerin irzina gecmesinler’ turunden bir seye rastlamadim.

    Ya da, ‘Hindistan’in guneybatisinda, cok otesinde koskoca –kita kadar– bir ada var; oradaki insanlarin da dine ihtiyaci var, su yoldan gidilir. Gidin ve aborigine denen bu insanlari da dine kavusturun’ filan da denmis degil hic.

    Kisacasi, indirilen seyler hep lokal ozellikler tasir.

    Ayni sekilde, insanlarin iki cinsiyetinin arasindaki farklar da birinin ustunlugu olarak konumlandirilir. Ismet Ozel’in birkonusmasinda vurguladigi uzere, kadinlarin aklen de asagi olduguna hukmekmek cok kolaydir. Hukumler bunu gosteriyor cunku.

    Dolayisi ile, ‘genele gonderilmis’ bir din oldugu iddiasi guzel fakat her hal u karda sadece bir iddiadir bence.

    Kişiselliği ise bunu sizle benim tartışıyor olmamız. Peki sorun idealler ve nasslar bütünü olan İslamdamı yoksa bizdemi. Tabiki bizde.

    Bilmiyorum. Yukarida bazi seyler yazdim.

    Eğer bir insan doğru önüne geldimi bunu itip benim dediğim doğru diyecekse hayatı boyunca sussun ve hiçbir yerde görüş beyan etmesin! Hele ki İslam konusunda. Bu şekilde Allah’ın rahmeti umulmaz, beklen(e)mez.

    Bunlara tamamen katiliyorum. Ama, korkarim siz katilmayabileceksiniz artik.

    Linkini verdiğiniz yazılara daha geniş bir zamanda bakacağım inşallah. İlim Satanların Güç Anlayışı yazınızın başına baktım ama. (c.c) ya da (s.a.v) kullanıp kullanmamak alimle halkın aarasındaki farklardan biri değildir. En azından siz böyle olduğunu söyleyene kadar değildi. Aynı şekilde zikir çekmekte bir fark değildi belli bir zamana kadar. Ve daha niceleri.

    Yukarıda da belirttiğim gibi herkesin kendi tekeline aldığı bir din tehlikededir. Doğal olarak bu dinin mensupları da tehlikededir.

    Teorik olarak tabii ki dogrudur bu. Sonucta, din, oldukca kapsamli bir standardlastirma modelidir. Burada, sorun, kimin ya da kimlerin tekeline verilecegidir.

    Buyurun söyleyeceklerinzi sıralayın. Kınanırsanız doğruyu bulmak için sarfettiğiniz sözlerden değil kendiniz ve çevrenizdekilerin yanlışa hapsolmasından kınanırsınız.

    Kabul.

    Suat Bey bir yerde bu konu TEMEL İNSAN HAKLARINA GİRER demiş. Suat Bey bu konu Allah’ın emirlerine girer. Temel insan haklarına girecek olan konu örtünme şeklidir.

    Size katilmiyorum. Din, evet, secimi ve reddedimi, sonucta insanin akliyla yapacagi bir seydir. Burada Allahin emrinden bahsetmek ortulu bir tekelcilik istahasidir bence. Eger din Allahin bir emri olsaydi, teblig filanla kimsenin ugrasmasina gerek olmazdi.

    Ve yine diyorum ki 1400 yıldır her şeyiyle kesin ve net olan bir hükümü son 15 yıldır tartışıyor olmamız sadece saçmalık.

    Neresi ‘kesin ve net’.. Dinde teblig varsa, bu akla hitap etmektir. Akla hitap eden hersey de kabul edilmek ile reddedilmek arasinda cok genis bir spektruma bastan razi demektir.

    Burada ve her yerde zaman zaman İslam toplumunda kadınların dışlandığını tartışabiliriz. Çünkü böyle birşey olmuştur ve hala da etkileri devam etmektedir.

    Dogru.

    Ama tesettür emri hem erkekler hem de kadınlar için hem idealde hem de uygulamada 100 yıl öncesine kadar 1300 yıl süresince kesintisiz ve tartışmasız uygulanan bir emir.

    Her yerde ve herzaman ayni uygulanmadigini biliyorsunuz degil mi?

    Tarihte toplumal olarak, asrı saadet döneminde geçen, tabiin dönemiinde geçen ya da daha sonraki alimler arasında geçen ve günümüzdekine benzer hiçbir tartışma uygulama vesaire yok.

    Bahsettiginiz donem hakkinda elimizde gercekten yok denecek kadar az bilgi var. Bunu da ben cok ilginc buluyorum. Peygamberin cevresindeki insanlarin tamami ummi olamaz. Hic mi aralarinda yazismalar olmadi. O devirde yasayan baska insanlarin yazdiklari da olmali. Onlar da yok. Ilginctir. Cahiliyye donemi kadar cahiliz aslinda o donem sozkonusu oldugunda.

    Eller ya da peçe konusu tartışılmış. Ama onlarda bile ittifak halinde ya da en makul görüş doğrultusunda bitirilmiş.

    Ne demektir “ittifak halinde ya da en makul görüş doğrultusunda bitirilmiş”?

    Ya biz –bugun– o goruslerle ittifak halinde degilsek, bize en makul gorus olarak gelmiyorsa artik?..

    Bu, nicin bizi tekfir etmek ihtimali tasisin?

    Ve günümüzde din konusunda yapılan diğer tartışmalara bakın. Kurban, içki, zina vesaire.

    Bunlar teferruat aslinda. En onemli sorun, din ile medeni hukugun cekismesidir; yani veraset ve intikal konulari..

    Bir kitap var arkadaşa vermiştim. Okuyup altını çizdiği yerleri bilgisayara geçirecekti. Sınavlar falan gecikiyor. Muhammed KUTUP – Düzeltilmesi Gereken Kavramlar. Hemen alıp okuyun derim :D

    Internet’te olursa cok daha kolay olacak bu. Bu kavramlari ben de merak ediyorum –daha da merak ettigim, bu zat-i muhteremin bu tur tavsiyeleri hangi yetkiyle yaptigidir.

  90. Edip Bey,
    hoşgeldiniz. yazıyı ve yorumları bir daha okumak zahmetine katlanırsanız sevinirim. işin kolayına kaçsaydım, bir din adı verir, yanına da ekstradan bir mezhep ekler gönlünüzü kazanmayı bilir ve dahası kimsenin oklarını üzerime çekmezdim. ben burada bulunduğum hâli anlatıyorum. ve bir soru soruyorum. ne yâni islâmiyet böyle bir din midir? aklınızı boşverin kardeşim, biz ne diyorsak onu yapın filân mı der? sorguladığım şey Allah değil zâten. O’nun bir hata yapmış olabileceğine asla ihtimâl vermem. herşeyi böylesine mükemmel yapmış ve yapmakta olanı hata yapıyor gibi gösteren ben değilim, bence çelişkileriyle güyâ din âlimi olan zevat. beşer hep hata yapmıştır ve kimileri bu hatalardan dönmemeyi de bir mârifet hâline getirmiştir âdeta.

    ”Biri, başı örtmenin Allah’ın emri olduğuna inanıyor. Öyle iman ediyor. Bunun için sevap kazanacağına inanıyor.”
    sırf şu cümleniz için bile söylenecek çok şey var. bir emir ve yasak varsa bundan niye sevap kazansın ki insan? herşeyi bu kadar menfaatler üzerine kurulu bir kuldan da çok şey beklememek gerek ayrıca. sevapmış.. hey allahım! zinâ da yasak, zinâ yapmıyorum diye acaba kaç sevap kazanıyorum şimdi ben? bunun ölçüsü nedir? meselâ yılda bir kere zinâ yapanla, ayda bir yapanın arasında ne kadar sevap farkı var? ve herşey bir yana, sevap ne demektir? hiç hacca da gitmedim ben. ayrıca kurban da kesmedim. eyvah! hırsızlık da yapmadım ama ordan ne kadar sevap gelip gelmeyeceği belli değil gâliba. hayır yâni bilelim de ona göre. ben anayasaya aykırı bir şey de yapmıyorum. ancak devlet bunun için beni ödüllendirmiyor. zâten aklıbaşında bir vatandaş olarak yapmam gerekeni yapıyorum. ödül mü bekleyeyim illâ?! eğer Allah için yapılanda, böyle bir ödül gözetiliyorsa, kimse şikâyetçi de olmasın o zaman, benim söylediğim bu. nasılsa büyük ödül onları bekliyor. eee, cennet için o kadarcık sıkıntıya katlanacaklar tabi. mızıldanmanın âlemi yok! yine demogoji mi yapmış oldum? peki.
    dinsiz olmak demek, Allah’ın indirdiği kitapları okumamak, okuduğunu anlamamak, sorgulamamak değildir. Allah Kur’an’dan başka kitap indirmemiş midir? onları mı yok sayalım, yoksa Allah’ı mı? peygamberlerin isimlerini bile bir çırpıda sayamam ben, o kadar çoklar yâni. en son geleni kabûl edip, diğerlerini görmezden mi gelelim?
    kusura bakmayın, bu soruların muhatabı siz olmayabilirsiniz tabi ama birini eleştirirken insaftan da uzaklaşmamanızı ricâ ederim. zirâ kabak her zaman doğru insanların başına patlamayabiliyor.

  91. Siz kendinizi “dinsiz” olarak tanımlıyorsunuz. Anladığım kadarıyla – yanılıyorsam lütfen bana yardımcı olun- kastınız herhangi bir dine bağlanmamak olsa gerek. Allah’a iman ediyorsunuz. Gerçi nasıl bir Allah’a iman ediyorsunuz. Yani sizin inandığınız tanrının özellikleri neyi içeriyor onu da bilemiyorum tabii.

    Mesela, sizin tanrınız yanılabilir mi?

    yanlış kararlar verebilir mi?

    verdiği sözde durmayabilir mi?
    vs….

    Ben alim falan değilim. Dediğiniz gibi piyasada kendini alim diye pazarlıyan ama beş para etmediğine inandığım koca koca sıfatları olan pekçok kimse mevcut. Onlardan kaçınmamın sebebi aslında basit: kendi kişisel düşüncelerini din diye satmaya çalışmaları.

    Bildiğim kadarıyla, (bilmediklerim kesinlikle bildiklerimden çoktur) ibadeti sadece Allah istediği için yerine getirmek daha değerlidir. Bu niyeti sürekli diri tutmak da pek kolay olmasa gerek. Ama sevap umarak yapmak da yasaklanmış değil. Cenneti kazanmanın kolay olmadığı ise zaten islam’da bildirilmiş.

    Olgun bir müslüman, başını örterken şöyle düşünmekte; ben, beni yaratanı seviyorum ve o benden başımı örtmemi istiyor. tabii ki severek bunu yerine getirmeliyim.

    Diğer bir konu, sizi tam anlayamamış olabilirim. Müslüman zaten diğer peygamberleri görmezden gelemez. Eğer, Kuran’da bildirilmiş bir peygambere inanmıyor ise zaten mü’min olamaz.

  92. Birinin sevap kazanmasının sözkonusu olması için önce Allah’ın istediği inanç ölçülerine şüphesiz iman etmesi gerekir, diye biliyorum.

  93. Edip Bey,
    evet ben kendimi dinsiz diye adlandırıyorum. benim inandığım şey, bugünkü dinlerin içerdiği çelişkilerin hiçbirini içermiyor. şöyle de diyebiliriz dinlerüstü bir şey. ”şey” diye tanımlamak zorunda kalıyorum inancımı, çünki şartlar ancak bu kadarına elveriyor. Allah’ın birliğine ve varlığına inanıyorum. ve onu tanrı olarak da tanımlamıyorum. ikisi arasında çok ciddi fark var bence. daha önce bu hataya çok düşüyordum, yalan yok. sizin adaşınız olan Edip Yüksel’in bir lâfını ben çok beğendim ve kendime bir yerde düstur edindim diyebilirim. dünkü aklımı bile beğenmiyorum ben. bugün yeni şeyler söylersem ve dün söylediklerimi ”çöpe atın” dersem kimse kızmasın. bunu aklıma geldikçe yineliyorum. akıl başka türlü bir şey zirâ. benimki sık sık bir yerlere gidip geliyor. sevap konusunda da cidden çok net bir düşüncem oluşamadı hâlâ. bunu sorarken de gâyet ciddiydim. bir bilen varsa ve iknâ edebilirse gerçekten çok makbûle geçer.
    cennet dediğimiz şey de tam böyle aslında. çok net değil bildiklerimiz. bana göre, Allah tarafından verilmiş bir takım komutlara uyarak gideceğim; yeşiller içinde, bağlar bahçeler, saraylar, huriler, gılmanlar, envâi çeşit meyveler v.s. gibi dünyevî sıfatlarla tanımlanmış bir yer yok. bunların âlâsını burada zâten bulup, yaşayan pek çok insan var. ya cennetteler haberleri yok, ya da bu cennet denen yerde bize sunulan şeyler buradakinden pek de farklı değil. sorun, dediğim gibi gönderilmiş mesajların tam anlaşılmamış olmasında yatıyor. belki söylenmek istenen başka bir şey (şeyler) var ve arapça bilmediğim için tıkanıp kalıyorum. yapılmış çeviriler doğru dürüst birbirini tutmuyor. arapça’nın bükünlü bir dil olduğunu öğrendiğimden beri kafamdaki sorular hepten çoğaldı. o yüzdendir ki; aklım bir sürü şey arasında gidip geliyor.
    benim Allah’la aramdaki ilişki sevgi değil. aşk. hiçbir kritere bağlı olmayan bir ”şey”. dolayısıyla özgür ve herşeyden bağımsız. diyalektik felsefeyi de gözardı edemiyorum vesselâm.

  94. Edip Bey,

    Deizm diye bir inanç kategorisi var, biliyorsunuz. Bir yaradanın varlığına inanırsınız, ama bu inancınızı herhangi bir din üzerine temellendirmezsiniz. Benim de mensubu olduğum bu bakış açısı, Allah’la insan arasındaki ilişkiyi çok özel, çok muhteşem kılar. Üzerinde uzun uzun, zevkle, keyifle konuşulabilir bir konudur bu. Keşke vaktimiz bol olsa da öyle uzuuuun uzun konuşsak!

    Kulakları çınlasın, akyol.org ve DD bloglarında ismine sık sık rastlayabileceğiniz bir Cengiz Bey dostumuz var bizim. kendisi, “din” olgusunun kapsamını geniş tutar; ilginç ve hoş bir yaklaşımdır, büyük ölçüde katılırım. Tamamen demedim; çünkü ben mesela ateizmi kesinlikle bir din olarak algılıyorum (bu hususta libertizan arkadaşımızın bloğunda şu yazıya dikkatinizi çekerim: http://newstirner.blogspot.com/2007/04/ateizm-koyu-bir-dindarlik.html), lakin deizme bir din gözüyle bakamıyorum. Nedenini açımlamak (açıklamak değil, açımlamak) için şu anda bol vaktim yok, ileride açarım tekrar belki bu konuyu müsait bir zaman ve zeminde.

    Neyse, lafı fazla dağıtmaktayım, sadede geleyim: Cano Hanım’ın bakış açısı gayet ciddiye alınası bir yaklaşımdır; üstünkörü ve ayaküstü eleştirilip geçilesi değildir. (Bu lakırdıyı özellikle size yönelik söylüyor değilim.)

  95. İşyerimdeki klavyenin azizliğine uğruyorum hep. Majiskülleri arada sırada basmıyor, bazı harflere takılıyor filan. Kusura bakmayınız.

  96. Candan hanim,

    Hayy Bin Yakszan’ı okumuş muydunuz?

    Okumadıysanız bir özet:

    http://www.dusunceler.org/2006/08/24/hayy-bin-yakzan/

    Oradaki üç karaktere dikkat edin. Üç çeşit insan. Farklı düzeylerde akıl, kalp ve derinlik. ve hakikatin sembollerle ifadesi.

    Ben bu hikayede tüm çeşitliliğin cevabını bulur gibiyim.

  97. Suat Bey,
    siz beni helin avşar’la mı karıştırıyorsunuz kuzum? :)) ben özet okumam. bunu okuyacağım tabi ama kitabı en kısa sürede temin etmeliyim . takıntılarım işte, ne edersiniz.. ola ki; çelişki gibi görünmeyen bir çelişki yakalarım özet olmayan bir kitapta ve daha da zenginleşirim. nasılsa vergi kaçırmaktan kolay bir şey yok bu memlekette değil mi.. ;)

  98. Cano Hanım,

    Benim yuvarlak sayı hastalığım vardır. 99 çıldırtır beni!

  99. Selamun Aleyküm;

    Teşekkürler Emre Bey duanız için.

    Müzmin Bey ben sizle polenüğe girmiyorum. Bir zaman böyel bir karar almıştım aynen uygulamaya devam ediyorum. Şimdi o kadar yazmışsınız bir kaç şey yazmassamda olmaz. Katıldığınız ve katılmadığınız yerleri parça parça yerine bütün olarak alırsanız yazıya katılmamanız içten bilke değil diyebilirim. Zaten topu topu 3-4 nokta etrafında dönüyor yazı ve her satır her paragrafta birbiriyle bağlantılı ve biribirini açıklayıcı. Ayrıntıya girmiyorum.

    Allah’a (c.c) emanet olun…

  100. Selamun Aleyküm;

    Emre Bey duanız için teşekkürler.

    Müzmin Bey sizinle polenüğe girmeyeceğimi daha önce beyan etmiştim. O kadar yazmışsınız cevap vermemek ayıp olacak ama :( Bir kaç cümle ile şlunları söyleyeyim bari: Yazı 3-4 nokta etrafında dönüp duruyor ve her cümle her paragraf gidip bir diğerini bulup onu açıklıyor ya da genişltiyor, daraltuyor. Parça parça okumak yerine tümünü bir kerede değerlendirin.

    Allah’a emanet olun…

  101. Metin Bey,
    heh heh.. aklıma gelmediyse ne olayım.. :))
    ben severim şahsen, daha havalı oluyo.. hattâ gözümü 99. yoruma çoktan dikmiştim desem, yalan olmaz. ;)

    demin azıcık ayrıldım. kuru fasulye pişiriyorum da söylemesi ayıptır, bu sıcakta. yanına pilav ve cacık. tatlı olarak kazandibi yapacak ece. ben hiç sevmem öyle hazır (paket) tatlıları. neyse, yine dondurma yerim bu bahâneyle. :)

    sizinle kaç türlü bağımız varmış, ne ilginç. konuştukça daha neler çıkacak bakalım..

  102. Doğucum,
    bence de, sakın Müzmin Bey’le polemiğe girme. hattâ ve hattâ deneme bile! âcizâne bir abla tavsiyesi. ;)

  103. Müzmin Bey sizinle polenüğe girmeyeceğimi daha önce beyan etmiştim.

    Sizinle karsilikli yazistigimi dahi hatirlamiyorum.

    Ote yandan: Hayret..

    Tam da teblig firsati cikmisken, benim yanlis/hatali oldugum noktalari sirf bana degil, benzer sekilde dusunenlere gosterip izah edip gidermek firsari cikmisken.. siz buna bir de polemik diyorsunuz.. ben ise sohbet.

    Sizin isaret ettiginiz sekilde ben de bakacak olsam, tugla gibi bloklar yazip arkasini getirmemek olsa olsa vaaz vermek olur..

    O da olur tabii, ama, vaazlarda cevaptan cok soru dogurmamaniz daha iyi olur.

    O kadar yazmışsınız cevap vermemek ayıp olacak ama :(

    Sorun degil. Yazinin basina sizin ismini yazis sebebim, okuyan baskalari oldugunda neye istinaden yazildigini daha kola gorsunler diyedir. Dolayis ile, munhasiran muhatabi siz degildiniz.

    Bir kaç cümle ile şlunları söyleyeyim bari: Yazı 3-4 nokta etrafında dönüp duruyor

    3-4 nokta yetmez mi?

    Esik sayisi kactir?

    ve her cümle her paragraf gidip bir diğerini bulup onu açıklıyor ya da genişltiyor, daraltuyor.

    Yani.. yani, fena yazilmamis mi demek istiyorsunuz :)

    Parça parça okumak yerine tümünü bir kerede değerlendirin.

    Tumunun degerlendirmesini yukarida yazdim. Tek kelime ile degerlendirme yapmami isterseniz o takdirde incitici olmak ihtimali dogar. Gerek gormuyorum.

    [az once gonderdim begenmedi.. bakalim bu sefer de begenilmeycek mi..]

  104. Dogu Bey,
    Bence Muzmin Bey’le polemige girin :) Walla ben son derece seviyorum kendisi ile polemige giren birini okumayi…

    Ayrica Muzmin Beyin her yazdigini da polemik olarak da degerlendirmeyin derim.

    Ayrica tum blog ahalisine not : “Understanding Muzmin Anonim for Dummies” adli kitabi yazinca bu blog alemlerinin bir numarali adami olacagim… Herkes onumde saygi ile egilecek… Paraya para demiyecem, okyanusyada ada alacam :))

  105. Selamun Aleyküm;

    Candan Abla kimin kardeşiyim demi :D

    Fatih Bey iyi fikir. Böyle ortalık yerde söyelemyin birisi sizden önce davranır falan :D Müzmin Beyin her söylediğini polenük olarak algılamıyorum. Biraz hikayeli bir durum var boşverin gitsin.

    Allah’a emanet olun…

  106. Dogu Bey,
    Aleykum Selam;

    Simdi millet benden once davransa da ise yaramaz. Cunku benim yazacagim kitap Ataturkcu dusunce ile calisan Erke aleti gibi birsey olacak… Bir tek ben yapabilirim onu :P

    Ama yine de dusunceniz icin tesekkur ederim…

  107. Doğucum,
    tabi canım. kardeşim yerine koymasam seni hiç öyle der miydim sanıyorsun. kıyamam sana. gözümün önünde çiğ çiğ yenmene râzı gelemezdim. :))

  108. Yazdiklarim gitmiyor. Candan hanim emailinize yazdigim seyi gonderdim. Belki bakip acir ve yayinlarsiniz. bellimolur diye :)

  109. aaa hemen bakıyorum Müzmin Bey. bana bile yapmaya başladı bunu akismet. bakıp geliyom hemen, he bi de yayınlıycaktım di mi.. :)

  110. Candan Hanim,

    Milleti “Muzmin Anonim’le PolemigeSokarim” gibi mesnetsiz seylerle korkutmaya utan miyormusunuz ayol??? :)

    Muzmin Bey bugune kadar kime ne yapmis allah askina? Bugun ters tarafinizdan kalktiniz herhal!

    Muzmin Anonim ve Hali gibi iki tarihi degerimizi kotulemeye , halkin gozunde degersizlestirmeye calistiginizin farkindayim. Sizlere hemen simdi “stop” diye bagiriirim… o gadderrr….

    Muzmin Anonim Fanlari ve Haliseverler dernegi es baskani Fatih Demirdenkorksaydiktrenebinmezdikgilleroglu

    Niahhahahahhahah :)

  111. işte orada yukarıda duruyor Müzmin Bey. kurtardım akismet’in elinden.

    Doğu, sana hitâben yazılmış, bi’ bak istersen. :)
    en alt satır üç kere gönderildiği için sitem olarak akismet’e yazılmıştır, sana değil. yanlış anlama. :P

  112. Fatih seni Allah’a havâle ediyorum. ne dediğini bi anlasam.. :)) bu ne ya? :)))

    ”Milleti “Muzmin Anonim’le PolemigeSokarim” gibi mesnetsiz seylerle korkutmaya utan miyormusunuz ayol??? :)”

    aaay… :))))

  113. Lutfen. Arkamdan atip tutmayin. Tutmayin dussun, bir toplayan cikar elbet. Siz zahmet etmeyin demek istiyorum.
    :)

  114. Muzmin Bey,
    Walla arkanizdan atip -tutan hanimefendi nah surda duruyor :)
    Bi size yamyam demedigi kalmisti ama ben karsi taarruza gecince geri adim atti tabeee :)

    Neyse ben atiyorum oraya….
    – Candan hanim yaaa tutmayin…Alla alla birakin dussun ..haliyi da kaldirmisiniz zaten ne duserse kirilir…birakin kirilsin…

  115. Fatih bey,

    Yamyam dese cok da isabetsiz olmazdi –dediklerine gore, benim dedem nenemi yemistir.. Benim de benzer huylarim olabilir..

    Ayrica, evet, birakin; tutmayin.. Kirilsin meylere yere.. Parca pare olsun.. Ben de herseyin cokluguyla ovunurum :)

    BTW, what do you do with unwanted hair?

  116. aaa çok ayıp Fatih. atmak neyse de tutmak filân, cık cık cık.. hiç yakıştıramadım bunu sana. :P

    hem ben onu yamyam olarak değil, çok hatırsayan bir kişidir anlamında söyledim ayrıca. iftirânın da bu kadarı.. pes! :)

  117. Well there is a new med-technology called : “laser” :)
    Also wax might help too :)
    But please…. never…. ever…. do eat!!! :)

  118. tü Allah seni bildiği gibi yapsın e mi!
    rezil! :P

  119. Candan Hanim,
    Cok ayip Muzmin Bey gibi birine “rezil” demeyi size hic yakistiramadim :P

  120. sen var ya allahtan bizim apartmanda oturmuyorsun. ya seni atmıştım balkondan, ya da bütün komşularla aram bozulmuştu çoktan. bilmiyorum yâni. :)

  121. Candan hanim,

    Nasil yani? Yoksa, sizin orada balkondan dusmek yasak mi?

    Eger oyleyse, biran once oradan tasinsaniz iyi olur. Ne medeniyetsiz insanlar var; yarabii..

  122. Müzmin Bey,
    hmm, evet di mi.. olsun, itişirken düşebiliyorlar ama hâlâ. bir de evin kontratı bizim üstümüze olunca meşrû müdâfaa sayıyor burda candarma. bir de ben çok iyi çığlık atarım. daha önce atmadım ama atabilirim sanırsam. kendime güvenim tam. :)

  123. Bi defa ben avrat gismisi ile kavga edecek kadar aptal degilim :)
    Birinci nedeni yenersen “coh buyuk poh yedin, avradi pataklamaya utanmiyon mu, yazihlar olsun” gibi seyler derler :)
    yenilirsen “hiiii bi garidan dayah mi yedin yaziklar olsun ” :) derler

    O yuzden bi kere ben sizin apartumana tasinsam yuzumu bilem gormezdiniz ki camdan atasiiniz ..

    Ayrica Muzmin Beyden hala ozur dilememeniz cok ayip :P

  124. abowwwwww yazimi caldilar!!!!!

  125. eferim sağa! avradınan gavga idilmez zâti. sen avrad mısın ki? :) ayrıca sonuçlarına şimdiden râzı oluşun gözlerimi yaşarttı. ne kadar anlayışlısın Fatih.. :P

    yüzünü neğe göremiyomuşuz? yüzgörümlük mü istiyon sen de? yoksa o kadar mı çirkinsin? yok bu ikisine hiç ihtimâl vermiyorum. kesin bir kahve fincan un istemek bahânesiyle filân gelirdin sen bizim kapıya. :P sende şöyle müzevir müzeyyen gibi bir edâ mı desem, hâl mi desem ne, ondan var. :))

    yazımı çalmışlar diye yaygara koparma. halüsünasyon mu görüyon ne?! töbe töbeee…

  126. Fatih bey,

    Ayrica Muzmin Beyden hala ozur dilememeniz cok ayip :P

    Nicin? Birisi bana iltifat mi etti ki? :P

  127. Hiiiiiiiii ne ne ne
    Ben de diyom ne diyo baa !!!!

    Bi kerem ben hayatim boyunca oturdugum yerlerin tamaminda komsular benimle yuzgoz olmasin geleni gideni kontreol etmesin ikide bir bisi istemeye gelmesin diye cok asabi suratli dururum :)

    O yuzden suratimi neyin goremezdiniz deyom :) Suaratsiz olurdum yane :)

    I dont do that under only one situation which Mr. Great Muzmin Anonim cantspellnamesatcjazzetta can guess…. :)

  128. that’den sonra nohta olcekti :)

  129. aah ah. bu beyin göçleri. hepsi bu yüzden.. beyin göçmüş şimdiden, vah vaaah! :)

  130. c de araya mı karışmış ne? :P

  131. Yaw sormayin ben jazzettayi benim blogda neyin hep cazzetta yaziyodum ya ilk once oyle basladim sonra da Muzmin bey” e sen de yanlis spell etmisin anam” der diye :) sildigimi sanmistim ki Muzmin Beyin gazabina ugramisim :)

    eeee ne demisler bazi insanlarla ugrasmayacan :P

  132. olsun. öğreniyorsun işte yavaş yavaş fenâ mı.. daha gençsin, güzelsin, seni ne mühendisler ne doktorlar istedi de vermedin. :P
    bir yuh da kendime alayım lûtfen! :))))))

  133. tamam gerisini sen şe’ediver. utandırma şimdi ele güne karşı. :P

  134. burası yüzünden şoka girdiğimi demesem çatlıyacağım.
    Hem bu kadar ciddi bir konuda,138 yorumolup içinde konunun önemine binaen birkaç tane yorum olması ise ayrı yaraladı.
    Doğu’ya ve Edip Toprak beye tamamiile katıldığımı tahmin edersin.
    Ben bundan sonra tatlı arkadaşım için, iş ve eşten önce başka şeyler için “eeen yürekten “duaya başladım. Biline.

  135. Ben saçtan etkilenmem. Hatta bugüne kadar kız arkadaşlarıma “saçların ne güzel olmuş” demişsem bile -ki dediğimi hatırlamıyorum- tamamen kompliman icabı demişimdir. Burundan etkilenirim ama (öyle de bir manyaklığım var :) ). Karakter sahibidir, burun; estetiktir, güzeldir.

    Başörtüsü benim gözümde kişisel bir tercihtir, ve bu tercih yüzünden kimsenin diğerine bir laf etmeye hakkı yoktur. Ayrıca Suat Bey’in blogundaki F.K. Hanım(lar) da tamamen saçmalamış. Tartışmanın hararetli yerinde orada olsaydım, kendisini de esefle kınardım. Hatta tangadan sapan yapıp, kafasına taş atardım.

    (Ben aslında muhafazakar bir insanım :D )

  136. Sâlihacım,
    burada isterdim ki; bir hanım da gelsin ve fikrini söylesin. belki ona da katılan ya da katılmayan olurdu. fikirler başka nasıl doğuyor ki? yorumların prematüre kalmış olması çok dert değil. öyle olması gerekmiştir.. burada sorgulanan biraz ben oldum ve bile isteye. bu aklı bana verene bir borç bilirim bunu: sorgulamayı. ayrıca aramızda neler döndüğünü asla ifşâ etmeyeceğim. :) bilen, biliyor zâten. dudaklarım çoğu zaman aklımdan geçeni söyler. hiç ezberi yok gibidir. her an değişebilir ne söyleyeceği. bakarsın yarın başka bir şey söylerim. benim o türden takıntılarım yok. ;)

    duâ güzel bir şey. bir imkân.. çok teşekkür ederim ama gâlibâ en doğrusuna ve önceliğine O karar verecektir. şunu söylemeliyim ki; ben bu hâlimden son derece mesûdum. işte bu değişmeyecek olan bir sözleşmedir bizim aramızda. yâni senin baktığın taraftan ben iflâh olmam. :) sevmek böyle bir şeydir işte: kriterleri vardır hep. ama aşk? o kayıtsız şartsızdır. ismim hıdır değilse de; hâlim budur. :)

  137. everfever,
    burun, evet.. plastik cerrahlara ilhâm olmuşluğum çoktur. bugün iltifat alasım geldi ve bu da sana denk geldi n’aaapalım. :D

    ne kadar muhâfazakâr biri olduğunu anlamak için, insanların seni görmesi gerekir diye düşünüyorum. yengeçler öyledir biraz. kabuklarının dışına çıkmayı pek sevmezler. biri onu kırana kadar. neyse bir dahaki sefere o hiç susmayan seni görmek istiyorum. bakalım nasıl bir şeymiş? :P tangadan sapan yapan bir adam.. hmmm… bu niye daha önce benim aklıma gelmedi ki? zâten ampulü de ben bulamadım. çok kederliyim be atam!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s