bana benden olur ne olursa, başım rahat bulur dilim durursa!

kelimelerle anlaşamıyoruz bu akşam. yok sizinle değil. kelimelerin bizzat kendileriyle. nereye çekersem o yana gitmiyorlar. anlaşılan boyun eğmeyecekler. eyvallah.. bu sanki hep olan bir şeymiş gibi kolaylıkla söyleyiverdim değil mi. aslında evet, genellikle aramız iyidir. birini yazarım, o diğerini çağırır, bir diğeri derken çember tamamlanır. tamamlanan şeyden memnun olduğum nâdirdir, o da ayrı mesele. gönülden sevemediysem, başımdan savarım, olmadı surat asarım, o da olmadı, çöpe atarım.

canımı burnuma getiren vakitlerden bir vakit yine.. özel bir sebebi yok. daraldım. yaşamak cidden beceri istiyor; herkese ve herşeye rağmen. insanlardan sıkılıyorum en çok. öyle bir iş olsa da, kimseyi görmek zorunda kalmadan çalışsam, bankaya yatsa param, sâdece hayâtî ihtiyaçlarım için alışveriş yapsam. orada; bulunduğum yerde denizin kokusu ve sesi olsa bir tek, gördüğüm tek renk mâvi. lâcivert gecelerde yazsam, penceremin önündeki daktilonun tuşlarına kaygısızca bassam durmadan.. keyfekeder kalksam masanın başından. kendimi şımartmak için en fazla sütlü kahve yapsam. çay hep sıcak olsa. gecenin bir vakti sigaramın biteceği telâşına kapılmasam. gökgürültüsünden, şimşeklerden, rüzgârın penceremi tekmelemesinden korkmazken, en büyük korkum kapıya birinin gelmesi olsa. evde yokum numarası yapmak yok mu, işte o çok fenâ.. kapıya gelen sanki evde olduğumu biliyormuş gibi hemen açarım. kendi rahatımı işte bu kadar bile düşünemem ben. öylesine salağım. bencilliğin nesi kötü aslında, rahat edersin ömrünce. başkaları için yaşıyorsun da ne oluyor..

yok, yapamadı dedirtmem kendime.. kaldıramadı.. dayanamadı.. başaramadı!.. neyi başardıysam bugüne dek, orasına hiç girmeyelim. ya da girelim canım, ne olacak anasını satayım. olmuşken tam olsun. bak tam burda gözlerim doldu. gâlibâ yine kendime acıdım. al işte! en iyi başardığım şey: kendime acımak. sıkışınca bunu hep yaparım. aslında tam olarak istediğim şey şu: sorumsuzluk. niye yazıyorsam buraya bunları.. bir de özene bezene.. imlâya filân da dikkat ederek. buyrun, bundan bile sorumlu tutuyorum kendimi. şimdi bunu buraya yazmam da bir sorumsuzluk. hah ha! ne güzel! kim okuyacaksa, sorumluyum tabi onun duygularından da. ümitsizlik aşılamak meselâ, en korktuğum şey.

şu kadınlara çok özeniyorum aslında. evet ben de bir kadınım ama nâdiren hatırlıyorum bunu. hangi kadınlardan bahsettiğimi birazdan anlayacaksınız, sabredin acık. baba parası yemeyeli çok oluyor. koca parası hiç yemedim, yedi diyen kâfirdir. onu bırak, ulan şöyle bir sırtımı dayasaydım bâri. ııh o da olmadı. izin vermedimki.. e hadi ben vermedim diyelim, hıyar mıydı bu herifler..? günaydın candan! uyan da… neyse işte, kadınlık da ayrı zanâat birâder. hiç kızmıyorum evinde oturan kadınlara. en doğrusunu yapıyorlar. bâzıları zevzekçe şikâyet hâlindeler ya, bakmayın, orası işin caz tarafı. şimdi bir lâf daha edeyim de oldu olacak, başıma taş yağsın hepten. kadınlar atacaklar o taşı beyler! bi’ dakka, müsâade buyurun. :) kadın kısmısı evine yaraşııır! aha da dedim! yalan mı?! ne öyle her allahın günü gidecek, elâlemin ağzının kokusunu çekecek, yan gözle kesilecek, zarf toplayacak, gittiydi, geldiydi saatlerini yollarda harcayacak, eve gelince ayrı telâş, sinir, dert sâhibi olacak. kızım, şu memlekette eğer kocanın hâli vakti yerindeyse çalışma sakın, evinde otur. haa, adam da zâten üçotuzkuruş kazanıyordur, o ayrı, hayat pahâlı onu biz de biliyoruz. o zaman çalışacaksın tabi. ya da ne bileyim onca okumuşundur, yazmışındır, diploman işe yarasın istiyorsundur, onu da anlarım. ama gerisini anlamam ben. müptezellik etmeyin. oturun, oturduğunuz yerde!

ohh bee.. yaz kurtul kampanyasına hoşgeldiniz sayın seyirciler! bu seyirci lâfıma gücenmiyorsunuz di mi? e yalan mı be kardeşim, onca geliyor, gidiyorsunuz, insan iki çift lâf eder. bak bak nereye kadar. bir selâm verin, ne bileyim, fikir beyân edin, yok.. siz etmezseniz, ben de edeceğimi bilirim işte böyle. kelimeden çıktık yola, geldik yazının sonuna. kelimeleriyle lütuf bahşedenlerin münâsip yerlerinden öperim. öperim dedim, sabredin biraz! acelesi yok ya. onun da zamânı gelir.

Reklamlar

38 responses to “bana benden olur ne olursa, başım rahat bulur dilim durursa!

  1. Selamun Aleyküm Candan Abla;

    Abla çay hep sıcak olsun :D

    Ya insan bazen ister insanlardan kaçmak. Aman bu istek aşka dönüşmesinde.

    Allah’a emanet ol…

  2. o değil de insanın bazen kendinden kaçası geliyor.

  3. Hah soyle yaww…..
    Allaha sukur dogru yolu buldunuz… Ben hep ne diyorum Candan hanim?? ha ne diyorum???
    Ben avrat gismisinin yeri evidir demiyo muyum? :)
    Ta nikaragua ormanlarina dalmadim mi bunun icin???
    Yetmis milleti arastirmadim mi? :)

    Neyse aklin yolu birdir … simdi de yine biz erkeklerin her kadin tarafindan kabul edilmesini bekledigim “cok esli evliligi” kabul etmenizi bekliyorum :) (Cok esli derken cok olan kadin, hemen sapitmayin)

    Ondan sonra bi garinin 5-7 cocuk dogurmasini, sokaga cikmamasini ve listede bekleyen diger 167 kurali kabul etmenizi saglayacagiz… Sonra ver elini Nirvana :p

  4. Bi de bu yaz kurtul kampanyasina katilayim elim degmisken su klavyeye :p

    “Yaw arkadas biseyi emanet aldiginizda niye dikkat etmezsiniz yaw… araba alinir benzin bitirilir gelinir, dvd alinir uzerine suveys kanali genisliginde ve derinliginde cizikler atilir, ceket alinir lekeli gelir….
    Yaw bir degil bes degil… tamam arkadasimizsiniz, kardesimizsiniz ama bisey demiyoruz diye bu kadar da haywanlik olmaz ki !!!”
    Rahatladim yaw :))))
    Walla yazdim kurtuldum…ohhh beee….
    simdi kim istiyo arabayi soylesin bakalim :p

  5. Bir de dun buralarda bi siirimsi vardi kim caldiysa getirip geri biraksin yoksa kafasini kirarim!!!
    O gadderrrr!!!!

    Yaw begendim bu icindekileri dokme olayini :)

    “Bi de ne guleersiniz Candan Hanim, komik bisi mi soleedim??ha???”

    hehehehhehe

  6. bi dur be kardeşim! bi dur be! çöpe attım diyom duymeyyo mu senin kulağın?!

    onu bunu boşver de, sen 3. kuralı söyle. :P

  7. Yazmisiz ya oraya Alla alla 5-7 cocuhtur…. sonra sokaga bile cikma yasagidir…
    5 nolu benim en sevdigim kural olan “eve gelen beyin ayaklarini sicak suda yikayip, tertemiz havlularla kurutma” kuralidir ki dadindan yinmez :)

  8. yau onları zâten 2. kuralın içinde kabûl ettim ben (kendi nâmıma). yıkama işine, bir de içmeyi de ekleyelim tam olsun. tadı yâni. :P

  9. ne yani onca feminist uğraşıdan sonra, “kadın evinde güzel” lafını mı edelim?

    ne güzel kadınları sosyal hayatın içine koyuvermiştik işte… (evin içi sosyal hayatın tam göbeği aslında siz onu karıştırmayın)

    ***

    üstelik şu bencil damgasını hayatta yememiş insan var mıdır? kime “hayır” desen, bir de bakmışın “bencil” olmuşsun…

    üstelik hayır demeyi becermek için ne badireler atlatırım, kızarırım, bozarırım…

    yoo yoo bu insanlara yaranılmaz…
    milleti memnun edeyim derken
    sen mutsuz bırakırsın kendini
    hem de hiç farkına varmadan…

    bi de insanoğlu bu,
    bugün sevdiğini yarın söver
    hem de hiç utanmaz

    ***

    kendine acımak mevzusu beni incitir…
    neyse o konuya girmeyeyim…

    ***

  10. Candan hanim,

    öyle bir iş olsa da, kimseyi görmek zorunda kalmadan çalışsam, bankaya yatsa param, sâdece hayâtî ihtiyaçlarım için alışveriş yapsam. orada; bulunduğum yerde denizin kokusu ve sesi olsa bir tek, gördüğüm tek renk mâvi. lâcivert gecelerde yazsam, penceremin önündeki daktilonun tuşlarına kaygısızca bassam durmadan.. keyfekeder kalksam masanın başından. kendimi şımartmak için en fazla sütlü kahve yapsam. çay hep sıcak olsa. gecenin bir vakti sigaramın biteceği telâşına kapılmasam. gökgürültüsünden, şimşeklerden, rüzgârın penceremi tekmelemesinden korkmazken, en büyük korkum kapıya birinin gelmesi olsa.

    Aaa. ben sizin aradiginiz isin ne oldugunu biliyorum: O devasa petrol tankerlerinden birisinde idari bir gorev.. Tam aradiginiz gibi.. :))

    imlâya filân da dikkat ederek.

    vermedimki –> vermedim ki

    :)

    kızım, şu memlekette eğer kocanın hâli vakti yerindeyse çalışma sakın, evinde otur.

    Kismen katiliyorum.. ‘evinde otur’ yerine ‘evinde calis’ olsaydi tamamina katilirdim :)

  11. [yeniden.]

    Candan hanim,

    öyle bir iş olsa da, kimseyi görmek zorunda kalmadan çalışsam, bankaya yatsa param, sâdece hayâtî ihtiyaçlarım için alışveriş yapsam. orada; bulunduğum yerde denizin kokusu ve sesi olsa bir tek, gördüğüm tek renk mâvi. lâcivert gecelerde yazsam, penceremin önündeki daktilonun tuşlarına kaygısızca bassam durmadan.. keyfekeder kalksam masanın başından. kendimi şımartmak için en fazla sütlü kahve yapsam. çay hep sıcak olsa. gecenin bir vakti sigaramın biteceği telâşına kapılmasam. gökgürültüsünden, şimşeklerden, rüzgârın penceremi tekmelemesinden korkmazken, en büyük korkum kapıya birinin gelmesi olsa.

    Aaa. ben sizin aradiginiz isin ne oldugunu biliyorum: O devasa petrol tankerlerinden birisinde idari bir gorev.. Tam aradiginiz gibi.. :))

    imlâya filân da dikkat ederek.

    vermedimki –> vermedim ki

    :)

    kızım, şu memlekette eğer kocanın hâli vakti yerindeyse çalışma sakın, evinde otur.

    Kismen katiliyorum.. ‘evinde otur’ yerine ‘evinde calis’ olsaydi tamamina katilirdim :)

  12. Zannımca ben şu zevzeklerin grubuna giriyorum:D Dışarıda çalışan kadınların evdeki kısır döngüden haberleri var mı acaba? Hayatının bir erkeğin ve evlatlarının gereksinimlerini karşılamakla geçiren hep perde arkası kadın olmanın sıkıntısını?Bir de eşin öküzse yemede yanında yat durumları!

    Evin bireyleri gelsin giyinsin soyunsun sen çamaşır yıka tonla ütü yap!Yenilsin içilsin sen tonla bulaşık yıka!Yetmez..Yerken bir de batırsın ortalığı süpür a a olmadı toz al yerleride silmeyi ihmal etme!Banyoyu lavaboyu ov hatun ov!Balkonda tozlu zaten!Akşam ne pişireceğim ben ya ?? :( Sinema keyfi yapın ha ha ha keyif size haram zaten bi koşu kola getir mısırda iyi gider!Meyve yok mu? Kalk kendin al diyemezsin!Neden???O çalışıyor a a ekmek parası için yorgun zaten hem sen gün boyu bu evde tıç büyütüyorsun!

    Tabi bir de kendine bakacaksın adam dışarıya gitmesin hani gözü kalmasın durumları!Ay kalmasın lütfen o gözü çıksın:)Çoğununda kalır o da ayrı bir konu!20 günde bir saçlarını boya,manikür,pedikür vs vs yaptır eve dön bir de desin sana bu rengi beğenmedim ben mor mu bu?Yok yahu platin sarı!A a ciddi misin!Gör sen şenliği :D Pijamayla oturma hasta sanmasın!Eve geldiğinde azcık da fingirdek olmak zorunlu mu??vs vs vs vs vs vs uzar giderrrr…

    Aman ha hali vakti yerinde diye evde oturmaya kalkmayın hatun kişiler Candan’ım bunalmış ondan böyle diyor :DKim demiş ev hanımı çalışmıyor diye bak katır gibi çalışıyor lakinnnn gören yok.Bir teşekkürü eşlerine çok gören türk erkekleriyle birlikteliğiniz varsa lütfen çalışın hem de dışardaaaaaa:)))

    Öperim Candanım

  13. Edip Bey,
    siz bana hakâret etmeye mi çalışıyorsunuz çaktırmadan? hı? ne o feminist filân, duymamış olayım bunu! :)
    eviniçi sosyâl hayâtın tam göbeği demek. hmm, ben de ne dediğimi bilmiyorum bâzân affedin. :P
    hayır demeyi bilmek ya da bilmemek işte bütün mesele de bu! bi deneyeyim bakalım: HAYIR! aa diyebiliyormuşum. :))

  14. Müzmin Bey,
    her zaman söylerim; câhil dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun. bakın nasıl da buluvermişsiniz bana lâyık işi. hay aklınızla bin yaşayın! :)

    vermedimki: nazarlık. salaksam da o kadar değil diyorum inanmıyorsunuz. hem benim kadı kızından ne eksiğim var canım.. :P

    kısmen katılmanız da bir şey. boru mu bu? Müzmin Bey bir şeyin tamâmına katılacak.. hıh! neyse buna da şükür. ya o kısma da katılmasaydınız..? :))

  15. Vecihecan,
    şimdi bir kasırgaya tutulacaksın canım sıkı tutun!
    dışarda çalışan kadın eve gelince evin beyi mi oluyür? hı?! çamaşırı bizde makina yıkıyor, bulaşığı da. ütü, süpürmek, toz almak, yerleri silmek, yemek yapmak, ortalığı toplamak için henüz bir makina icâd edilmedi, yanarım yanarım ona yanarım. ama benim makinadan ne farkım var değil mi a canım.. ;) yemek de yapıyorum ama bak hiç söylenmiyorum. di mi? :P ne yâni çalışan kadınların evinde üç de hizmetçi mi var sanıyorsun sen? kızım bize milyarlar falan vermiyor bu işverenler. aloooo senin dünyâdan haberin var mıııı? kime diyom ben be?! :))))))

    neyse ki ”koca” gibi bir ”şey” yok bende. üstelik seninki görme özürlüymüş. zor şekerim haklısın.. :P

    ben bunamadım! bunalmak mı demiştin sen..? :) şeyy pardon evet ama o bahsettiğin işleri çalışan kadın yapıyor, hem de ev kadınından daha kısa bir sürede yapmak zorunda kalıyor. taşikardi başladı bende be, senin haberin var mı?!

    bana bakın kadın kısmısı! kocanızın aldığı ihtiyaçlarınızı karşılamaya yetiyorsa oturun evinizde! ha yok pardon çalışın evinizde (M.A.). sonra belki zor olacak ama gidin saçınızı boyatın, manikür, pedikür, yaptırın. yoruldunuz mu bunları yaparken? hemen bir masaj salonuna gidin, eve dinlenmiş dönmeniz lâzım canlarım. beceremediniz mi? o zaman yaptığınız işleri anlatın kocanıza. nasılsa sizi dinlerken yorgunluktan uyuyakalacaktır. ohhhh söyledim rahatladım. neydi bizim kampanyanın adı? yaz kurtul di mi? heh. siz de yazın, siz de kurtulun bacılarım! :))))))

  16. bir süre için pc başında olamayacağım sevgili seyirciler! işim uzamazsa, akşamüzeri buralarda olurum. bloguma iyi bakın.:P

    sorumlu blogger candan

  17. Candan hanim,

    Ne guzel bir beyit/dortluk vardi ama galiba olcuyu kacirmissiniz :)

    bana benden olur
    her ne olursa,
    başım rahat bulur
    dilim bir dursa!

    olmali degil miydi?

  18. Candan Hanım,
    Nasıl da işlek bir zekâ ile kelimeler uçuşturarak ve ne kadar provakatif yazıyorsunuz!
    Bravvo!
    Çok imreniyorum size, hiç beceremediğim bir şeydir.
    Allah bilir, konuşurken de lafı havada kapıp, hoop taşı gediğine koyuyorsunuzdur, öyle bir his geldi, bana.
    Neyse, okuyorum feyz almaya çalışıyorum.:)

  19. Müzmin Bey,

    ölçüyü kaçırmak mı
    budur korkum hep benim
    öyle olduysa eğer
    hemen özür dilerim

    az değilsiniz pîrim
    siz de yanımda benim
    beyitte ölçü ne ki
    kesip atarım dilim

    :))

  20. Ekmekcikız canım ciğerim,
    şimdi bu cığım ciğim diyememek ne kadar zor durumda bırakıyor beni görüyorsunuz değil mi? :)

    estağfurullah, o bahsettiğiniz işlek zekâ filân nerde bende.. ama provakatörlük derseniz, çıraklıktan gelmeyim. ;) yine de güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. bunlar beni kamçılıyor. sır değil zâten şımardıkça, şımartıldıkça daha iyisini yapmaya çalışırım yaptığım şeyin. konuşurken çok mimikli konuşurum, bilenler bilir. lâfı havada kapmak da, daha kolay oluyor. ama bâzân bir trak gelir sormayın gitsin.. hele de bir şeyi hatırlamaya falan çalışıyorsam yandık! ya da karşımdakini analiz ediyorsam falan, ne konuşulduğunu da unutabilirim. :) ha, ne, ne diyordun, diye mahçupluğumu dalgınlığımla filân örtmeye çalışırım.
    çağrışım verebiliyorsam bir parça yazdıklarımla (feyz ne haddime), daha ne isteyeyim.. :)

  21. Bulent Murtezaoglu

    Candan hanim,

    öyle bir iş olsa da, kimseyi görmek zorunda kalmadan çalışsam, bankaya yatsa param, sâdece hayâtî ihtiyaçlarım için alışveriş yapsam. orada; bulunduğum yerde denizin kokusu ve sesi olsa bir tek, gördüğüm tek renk mâvi. lâcivert gecelerde yazsam, penceremin önündeki daktilonun tuşlarına kaygısızca bassam durmadan.. keyfekeder kalksam masanın başından. kendimi şımartmak için en fazla sütlü kahve yapsam. çay hep sıcak olsa. gecenin bir vakti sigaramın biteceği telâşına kapılmasam. gökgürültüsünden, şimşeklerden, rüzgârın penceremi tekmelemesinden korkmazken, en büyük korkum kapıya birinin gelmesi olsa. evde yokum numarası yapmak yok mu, işte o çok fenâ.. kapıya gelen sanki evde olduğumu biliyormuş gibi hemen açarım. kendi rahatımı işte bu kadar bile düşünemem ben. öylesine salağım. bencilliğin nesi kötü aslında, rahat edersin ömrünce. başkaları için yaşıyorsun da ne oluyor.

    Valla deniz haric mavi dahil ben bu listedekilerin hepsini yaptim zaman zaman. Hepsini bir arada yaptigim da olmustur. Tuketimi iyice kisarsaniz, dediginiz gibi, cok da zor olmuyor.

    Kismet olup yaparsaniz pek beklediginiz gibi netice vermeyebilir onu soyleyeyim. Hayatiniza o turlu hakim oldugunuz zaman sadece bilip de isteyebildiginiz hosluklari elde edebiliyorsunuz, halbuki esas isi bitirenler varliklarindan bihaber oldugumuz icin istemesini bilemeyecegimiz turden hosluklar. Onlar ise daha az hakim oldugunuz turden bir hayatta — artik inancinize veya agzinizin neya alistigina gore — tesaduf veya tevafuk diyebileceginiz sekillerde ve beklemeyeceginiz taraftan cikiyor. Bana hep oyle olur en azindan. Bilip de istedigim ve inat edip yaptigim da hosuma gidiyor tabii, ama kimsenin ufku o kadar genis degil, kimse kendisini zannettigi kadar iyi tanimiyor bence. Isin bir hoslugu da orada aslinda galiba. Herhalde? Ne bileyim? Daha ogrenecegiz neymis ne degilmis iste.

  22. Bülent Bey,
    ne hoş çağrışımlar aldım söylediklerinizden bilseniz.. dediğiniz gibi aslında, bu istediğim, hayâl ettiğim şeyleri düşlerken bir yandan da bir ekran açılıyor önümde, kendimi görüyorum bu söylediklerimi yaparken. tüketimi minimuma indirdim ben. pek öyle canımın çektiği bir şey de yok. bu söylediklerim dışında. sıkıcı bile gelebilir başkasına ama ne bileyim benim içimi acayip bir huzur kaplıyor. varlığından haberim olmayan hoşluklar.. mmm bu çok iştah açıcı işte. denemediğim bir sürü yemek var meselâ. öyle bir şey mi demek istediniz? :)) şaka bir yana, kendimi tanımıyorum yeterince, bu doğru. ben bir başkası mı acep dediğim de çok oluyor. sonra başkalarının da benim gibi olduğunu düşününce rahatlıyorum bir parça. gâliba, sanırım, hmm evet evet öyle. :)

    şimdi size bir söyleyeceğim. evet bir îtirâf aslında. önceden sizi gördüğümde (yazdıklarınızı falan tabi :) ) ”ay ne soğuk, tuhaf, düz adam” falan diye düşünürdüm. bunu bir ımm nasıl desem ahbâbımla da paylaştım. o sizi savundu. aslında hiç de öyle değildir dedi. ki bu ahbâbımın söyledikleri benim için kıymetlidir her zaman. sonra ben sizi okumaya/gözlemlemeye devâm ettim ve aslında hep dediğim gibi ”basit, her zaman en güzel olandır” dan hareketle sizi sevmeye başladım. buradaki basit; sâde, temiz ve net anlamlarını içeriyor. işte ben bir de böyle acayip biriyim. kim hakkında ne düşünüyorsam pat diye söylerim. gerçi bu biraz geç oldu ama bunun sebebi kendi utancımla başetme sürecimin uzun sürmesiydi. günahımı da çıkardım hepten rahatladım. :) yok, söylemesem içimdeki utanç beni yer bitirirdi. umarım rahatsız olmazsınız bu söylediklerimden. aksini yapamazdım çünki..

  23. Bulent Murtezaoglu

    Candan hanim, yok rahatsiz olmam, niye rahatsiz olayim? Sagolun. Yalniz, buralarda beni taniyan insanlar dolasip blog sahibi insanlara hakkimda iyi seyler mi soyluyorlar? Bir ses etsinler de ne kilikta dolasiyorlar ben de bileyim o zaman (hist duydunuz mu?).

  24. aa duyar onlar merak etmeyin siz Bülent Bey. kim kimdir, nedir, ne değildir bilirler. istihbârât kuvvetli yâni. ;)

    valla artık bu ”iyi” kimliğinizi isteseniz de üzerinizden atamazsınız. benim sözüm sözdür. buralarda sağlam bir imajım vardır. ama tabi insanoğlu işte, çiğ süt emmiş bir candan’a daha rastlayabilirsiniz. :)

  25. Lâ havle.. Hep Metin beyin yuzunden.. Kirk yilda bir Mahir hoca ile benzer seyler yaziyorum dedim, simdi nerede istihbarat lafi gorsem benden bahsediyorlar saniyorum.

    Gececek insallah.. Tekrar Sabetayistler hakkinda yazmagi deneyeyim. Iyi geliyor :)

  26. valla haklısınız Müzmin Bey.. ben de duygu asena hakkında yazdıktan sonra nerede bir feminist lâfı görsem hemen atlıyorum, yok valla ben öyle değilim diye. :)

    sabetayistler hakkında loto çekilişi gibi bir şey yapsanız. benim tahminlerim % 100 tutuyor da, belki ordan bir şey kazanma ihtimâli doğar bana da. acıyın bana. :P

  27. Yaw, bu Sabetayizm konusunda ben bazan durup dururken hayli sakat gaflar da yapiyorum. O yuzden ellemege cekiniyorum.

    Epeyi zaman ince, madem MKA’nin izinden gidenlere Ataturkcu diyoruz, Sabetay Sevi’nin de soyadini Sevi kabul edersek nicin onlara Sevici demiyoruz demistim.

    Ters ters baktilar bana.. hala daha anlamadim niye..

  28. Müzmin Bey,
    hakkaten niye öyle bakmışlar ki.. ben olsam bu lâfın üstüne atlardım. yanlış anlamayın hemen. pardon, manipüle etmeyin diyecektim. ;)

    ne demiş yunus:

    ben gelmedim dâvâ için
    benim işim sevi için

    ana! ne?! yok canııım… yunus da mı? allahallaaah!!!

  29. Bulent Murtezaoglu

    Dun aklimdaydi da ‘kimmis bu tanidik’ kismina takildim unuttum. Bunun tercumesi var mi bilemiyorum, Ingilizce okuyor musunuz onu da bilmiyorum, ama hem su kenarinda yasamak, hem yanliz yasamak, hem tuketim kismak konu olunca H.D. Thoreau’nun Walden isimli kitabi aklima geldi. Wikipedia linkini vereyim oradan acik/indirilebilir/bedava hali de linkli:

    http://en.wikipedia.org/wiki/Walden

  30. Hayır alt yazı da sustum.” O halıları 2o günde bir kardeşime yıkatıyor. tepe tepe kullanıyor garibimi “diye ses çıkartmıyayım. cadı görümce olurum dedim.
    Hatta eskiden “oh oh benim intikamlarımı da alıyorsun” derken ,artık acımaya bile başlamıştım. O kadar yani. :(
    aaa burada çok fena harcamış. Bu sefer ciddi gel, şunu dövelim artık :(
    Belkim akıllanır,sayfasına da güzel yazılar koyar. bak sessizce’ye ne güzel yazıyor. :)
    Kız deli, ikimizde işten gelen kocaları evde de eşek(estağfirullah diyeyim de) gibin çalıştırmayı iyi bildiğimiz için tombik değilmiyiz? Bak tombik diye kibar yazdım.bir yerimiz çok büyük demedim.:P
    Ama saçını yeni boyatıp, görmedi diye kızmıştır onu bilmem. Ben pazartesi gördüğümde saçı aynı idi. yoksa değilmi idi? :P
    haha eh bende onun ablası tabi.:)

    Bacım ben evde çalışıyom, kedi bakıcılığı.:)
    hayır ciddi işe döndürsem – ki eşim takılıyor bu konuda yap diye-ama tatile giden bu Türk milleti dönüşte almaz ,başıma kalır diye korkuyorum. :(

  31. Bülent Bey,
    ben ingilizce bilmiyorum. arada saçmaladığım çok olmuştur bu yüzden. gerçi Müzmin Bey bana inanmamakta direniyor, Metin Bey de ona eşlik ediyor ama olsun. kendi kendime öğrendiklerimle yabancı bir ülkeye gitsem (ingilizce konuşulan) aç kalmam herhâlde. bu konuda hiç utanmam falan yoktur. derdimi anlatmaya bakarım. ingilizce meselesi bu kadar basittir benim için. haa, bilsem iyi olmaz mıydı, olmaz olur mu hiç, ona bakarsanız, bütün dilleri bilmek isterdim. belki de biliyorumdur ama konuşamıyorum. :)

    Walden.. evet, büyülü kitaplardan biri daha. ayrıca ilhâm kaynağı hâlâ.. rûhûmun doyurulmasında katkısı hiç azımsanamaz. beslendiklerimden biridir bu eser. ne iyi oldu hatırlatmanız.. şimdi burnumun direği sızladı. evde yok. ya biri yürütmüştür, ya almıştır getirmemiştir. benim kitaplarla aram iyidir ama eşyâya bağlılık geliştirmek istemediğim için, çok da önemsemem nereye gittiklerini. aslında bir yandan da sevinirim. ne güzel işte benim okurken aldığım zevki bir başkası da alacak. belki bir başkası da ondan yürütecek ve belki bir gün en çok ihtiyâcı olanın, en çok hak edenin eline geçecek. niye var ki kitaplar? kütüphâne gösterişinden tiksinirim. ne yâni aldın da ne oldu ve bunca okuyorsun da, o hani belki 15 yıl önce aldığın kitabın kapağını en son ne zaman kaldırdın? zâten çok okuyan insanların sevdiği kitap bile olsa dönüp dönüp okuduğu kitap sayısı o kadar da fazla olamaz diye düşünüyorum. bizim zamânımızda bu kadar büyük imkânlar yoktu. yâni benim okuduğum okulda, etrâfımda falan. okumaya da annemin agatha christie’leriyle başladım, ilkokula başladığım sıralar. bu size hiç abartı gelmesin. öyleydim yâni. o zamanlar kesekâğıdı kullanırdı bakkallar. şimdiki marketler ve iğrenç poşetlerden eser yoktu. gazeteden yapılmış o kesekâğıtlarını büyük bir özenle açar ve okurdum. deli gibi ne bulursam okurdum yâni. ama şimdi biri sorunca şunu okudun mu? yazarını, belki kitabın ismini bile hatırlamam ama etmesi gereken yeri etmiştir o; zihnimde ya da rûhûmda. şu tür şeyleri de sevmem: şunu okudun mu, bunu okudun mu falan gibi testlere tâbi tutulmayı. sizin böyle bir şey yapmadığınızın farkındayım, durun celâllenmeyin hemen. :) öyle yapanı da hemen anlarım demek istiyorum. böyle zamanlarda zırcâhil kimliğine bürünmek pek fenâ olmuyor. okumadım valla, sen okudun da ne oldu diyorum. ne olduğu ortada işte. meselâ siz walden’den önce, bana, değil mi ki bilmediğimiz, karşılaşmadığımız türden o hoş tesâdüflerden bahsettiniz; güzel hayâtımızın gizli ayrıntısını çok ince bir biçimde gördüğünüzü de deklâre ettiniz farkında olmadan. böyle düşünen insanlar olduğunu görünce umudum kamçılanıyor. incelikleri unuttu insanlar. bu yüzden bu kadar kabasaba, gürültüyle dolu bir ortamda yaşıyoruz. ötekiler de herkesten iyi yaşadıklarını ıspat etmek istercesine, liste yayınlıyor habire. bu işler listeyle filân olmaz. insanın yaşamışlığı sözcüklerine yansır. yüzüne yansır. diline yansır konuşurken. bir de öğrenilmiş yaşamışlık vardır ki; ben en çok onlardan tiksinirim.

    oooh mâşallah! aldım başımı gittim ben. yeter ki konu olsun; ben ne yapar eder lâfı kendime getiririm. :)
    bugün yorucu bir gündü, çok..
    dinlendim şimdi sizinle konuşurken. salakça bulabilirsiniz belki; kendi kendime burada sanal diye adlandırılan insanlar karşımdaymış, görüyormuş gibi konuşurum. keşke mimikler de daha iyi ifâde edilebilse. şunu biliyorum ki; bir başkası da ben karşısındaymışım gibi beni dinliyor. otuz kişiden biri dinlese fenâ mı.. ben öyle olduğunu düşünüyorum.

    Thoreau ve Walden demişken; kitabın türkçesi yok gâlibâ nette. okumamış olup, merâk edenler olduysa şöyle bir şey buldum. burnumun direği sızlamakta ne kadar haklı diye düşünüyorum:
    http://kitabevi.karakalem.net/?article=473

    bu arada benim de aklımdaydı ama sormayı unuttum.. o bahsettiğiniz deneyimden bize de söz eder misiniz biraz, mahsuru yoksa? biliyorum herkesin deneyimi kendine özel ama belki ilhâm alacak olanlar, ya da hevesliyse bile vazgeçecek olanlar vardır içimizde. ;)

  32. Bulent Murtezaoglu

    Candan hanim, cimbizlayip cevap vereyim:

    şu tür şeyleri de sevmem: şunu okudun mu, bunu okudun mu falan gibi testlere tâbi tutulmayı. sizin böyle bir şey yapmadığınızın farkındayım, durun celâllenmeyin hemen. :)

    Yok yapmam, oyle bir huyum olsa da kitap konusunda yapamam cunku o kadar okumus degilim. Walden’i da ders zoruyla okumustum, pek de memnun kalmamistim. Bunlari herkes bilir, ismis gibi yazmis da p* filan demistim ilk basladigimda. Turklukten herhalde. Adami kiskanmis da olabilirim. Ben unutmustum onu ama dersi veren hocayla arkadas olduk sonra, hirsimi alamayip bir de ders degerlendirme kagidina ‘o gole giden adami amma abartti’ filan yazdigimi hatirlatti. Anonim o degerlendirmeler ama anlamis benim yazdigimi, “dekan talebelerin yazarlarin ismini dahi hatirlamiyor desin diye mi ‘o adam’ diye yazmistin?” diye sormustu (herhalde, bilmiyorum, “eau” nereye yazilacak diye bilememis de olabilirim). Neydi? Bana bir harf ogretene her firsatta eziyet miydi?

    o bahsettiğiniz deneyimden bize de söz eder misiniz biraz, mahsuru yoksa? biliyorum herkesin deneyimi kendine özel ama belki ilhâm alacak olanlar, ya da hevesliyse bile vazgeçecek olanlar vardır içimizde. ;)

    Valla bu o kadar buyutulecek birsey mi bilmiyorum. Yahut ben ne dedigimin farkinda degilim, siz kastettigiden daha derin birsey anladiniz. Kendi ismimle yazdigim icin icinde insan olan seyleri yazmam dogru olmaz. Hissedilen hoslugu da klavyeye dokmek kolay degil. Genelde bu tip seylerin kucuk ve kisa olanlari ‘aman Allah, ben ne kadar da memnun oldum simdi? nasil oldu bu is?’ dedirten turden oluyor. Insan bir hafifler ya? Hani ayagim yerden kesilecek neredeyse diye hisseder? Oyle seyler. Kucuk bir ornek hatirladim simdi. Gecen sene sabahin bes veya alti civari bitmemis bir isi bitirmek icin calisirken sigaram bitti, lanet ede ede (ki hem sigara lojistigini dusunemememe, hem isi sarkitip o sekilde calismami gerektirecek hale getirmeme, hem yorgunluga, hem bakkallarin acilmasini beklemeyecek kadar muptela olmama filan) neyse belki lanet demeyelim de homurdanarak diyelim, gittim 300-400m otemdeki 7-11’den, bir de ictigim sigara bulunmadigi icin pahalisindan aldim. Tabii bir de zahir icin kaziklandim diyerek ek homurtuyla donuyorum. Yazimsi olsa gerek ki kava cok karanlik degil. Bir kedi gordum, uc renkli, biraz iceri gomuk bir dukkanin parmakliginin arkasina kurulmus bana bakiyor. Sokak kedileri hic yuz vermezler bana, ama dur dedim, karsiya gectim dogrudan yurudum — yorgunluktan herhalde — hic yavas filan davranmadan lak diye seveyim diye elimi uzattim. Aman efendim, hanimefendi kacmadigi gibi bir sevdirdi kendini, bir simardi miril miril, disari cikti surundu, yuzumu uzatinca kafayi uzatti, tam ask yasiyoruz pisiyle. Ben iki uc turlu mest oldum, hem hal komik cunku sabahin o vakti karsima kacmayan kedi cikiyor ustelik iyi sevdiriyor, hem hic hesapta olmayan sekilde homurdanmayi filan biraktim sukure basladim, hem ne bileyim neyse iste is bitti film koptu orada. Ben olani hos bir tesaduf olarak gordugum gibi kendime olana hayret ettim. Alt tarafi pis bir iptilayi beslemek uzere sokaga cikmisim ve olana bakin, olanin bana yaptigina da bakin. Ne bileyim. Boyle oluyor iste. Ben bunu nereden bilip de isteyeyim ki simdi? Evvelce kedili evlerde de kaldim, cok sevdiklerim de oldu, ama mesele kedi sevmek degil tabii — o hal. (isi bitirdim sonra, o onemli degil, o gun beni esas ve temelden memnun eden o pisicikle o sartlarda karsilasmamdi. Hissettirdigi hoslugun yaninda nasil diyeyim hosluklarin genel karakteri hususunda bir bilgi de verdi bana sanki, yahut teyid etti biraz bildigimi. Bakin ne is gordugumu dahi hatirlamiyorum, ama o sahne — ve ne hissettigim — hem gozumunun onunde hem baska sekilde de hatirliyorum — simdi size uzun paragrafla misilleme yapacagim diye kikirdarken bir de onu hatirladim daha cok kikirdiyorum.) Tabii bunun buyukleri, uzun etkili olanlari, hayata belki derince seyir degistirtenleri de var/vardi ama mesele memnuniyet ise, olcegi ve suresi degiserek hissedilen seyler benzer olabiliyor — ve bunlar ancak olunca olabildiklerini anliyoruz biz, olsunlar diye planlamamiz mumkun degil.

    Tabii diger taraftan en azindan yukarki ornek icin su izah da mumkun (paragraf eziyetini kestim), fiziken (ve belki ruhen?) yorgun insanlar buyuk veye kucuk beklenmedik guzelliklere bir kucuk cocugun yaklasacagi gibi yaklasiyorlar. Cunku ‘buyuk’ olmaya harcayacaklari enerji yok o anda, insanliktan dolayi hissedileni (batini olani mi desek?) ogrenilmis kaliplarin icine alelacele saklamaya mecalleri olmuyor belki. O zaman o hali kediler de anliyor, kedilerin anladigini ve hissettigini biz de anliyoruz ve birbirimizi hos tutuyoruz — cunku o anlasilan kotu degil iyi birsey. Olan bu idiyse, bunu deneyerek teyid etmek mumkun olmali. Bunu dusunmek icin baska sebeplerim de var baska tecrubelerimden, ama henuz tam cozmus degilim.

    Isinizi gordu mu bunlar? Akliniza gelenler bu tip seyler miydi?

  33. Bulent Murtezaoglu

    Hehehehe paragraf eziyetim bekledigimden de basarili olmus. Ne diyorum? Bunlar bilinip de istenemez.

  34. hah hah haaa… siz buna eziyet mi diyorsunuz Bülent Bey? bayıldım ben bu işe. yakını göremediğim için yaslandım şöyle arkama -uzun paragrafı görünce ayrı bir sevinç oldu, çünki kısa yazışmaları sevmiyorum- yaktım bir de sigara -çay koyamadım çünki çaydanlık sizlere ömür- okumaya başladım. ağzım niye kulaklarımdaydı bittiğinde anladım. ama şöyle bir şey söylemek geçti içimden ” eeee, daha daha..?”.. bunu nâdiren hissediyorum. hani derler ya ”ağzından bal damlıyor”, işte aynen böyle hissettim (eziyet öyle olmaz, böyle olur, durun daha bitmediiii). ben aslında şu bahsettiğiniz ”Valla deniz haric mavi dahil ben bu listedekilerin hepsini yaptim zaman zaman. Hepsini bir arada yaptigim da olmustur” dediğiniz yeri merak etmiştim. ha, bu anlattığınız fenâ mı oldu? yoo, hiç de öyle bir şey demedim. demediğimin farkında olmalısınız yukarıdaki satırlara bakarak. siz bu mâsûmiyetinizi nasıl korudunuz böyle ben asıl onu merak ettim şimdi. acayip bir şey, âdetâ bu akıyor konuştuklarınızdan. ha gerçi ben de böyle tesâdüfleri yaşamışımdır zaman zaman, gözlerimin dolduğu bile vâkîdir de, başkasının ağzından duyunca insan daha bir hoş oluyor (bkz. ben bir başkası mıdır acep duygusu). şimdi siz tabi pek smiley falan koymadığınız için, ben de çekiniyorum öyle sırıta sırıta yazmaya ama kıkırdamalarım evdekileri uyandırabilir diye de korkmuyorum -bi kerecik benim sesim için uyansınlar canım, n’olucak. ben onlar için canımı veriyorum. kırkyılınbaşı ağız tadıyla bi kıkırdamışız çok mu?- kıkırdamak da kesinlikle çok sevimli bir kelimeymiş, yeni farkettim.

    tamam, eziyeti hafifletiyorum (kıkır kıkır). evet dediğiniz gibi işte.. ya da benim dediğim gibi. ben daha önce demiştim hem. valla demiştim. yan tarafta ne yazıyor bakın: gâyelerim var, plânsızım. yaa, gördünüz mü? niye yalan söyleyeyim canım (kıkır kıkır).. yaşam hakkında plân yapılmayacağını öğreneli çok oluyor. yok öyle gamsız/geniş falan değilim de, boş diyorum ne plânlarsan plânla, asıl plânlayıcının muhakkak daha iyi bir plânı vardır (içinde plân geçen böyle bir cümleyi daha önce duymuşluğunuz var mı? yaa öyle de becerikliyimdir).
    isim filân zikretmenize gerek yok canım. olay mahallini târif etseniz yeter. gerisini ben çözerim zâten. heh he he…

  35. benim buradaki yorumum niye cevapsız kaldııııııııııı? :(

  36. Bulent Murtezaoglu

    Candan hanim,

    ben aslında şu bahsettiğiniz ”Valla deniz haric mavi dahil ben bu listedekilerin hepsini yaptim zaman zaman. Hepsini bir arada yaptigim da olmustur” dediğiniz yeri merak etmiştim

    Aaa, anlamamisim. Yine anlamamamis olabilirim, nasil oluyor da istedigimi yapabilecek ve telefona kapiya filan bakmadan yalniz calisabilecek hallerim oldu mu diye soruyorsunuz? Oyleyse o benim cevap verdigimden daha kolay bir soru, tahmin ettiginiz gibi sansa ve maddiyata bakiyor. Ana yazida bahsettiginiz sekilde hayatinizin uzerindeki hukmunuzu arttirmak ve hukmunuz olmasini saglamak rakamlara bagli. Ha bir de, tabii, sosyal iliskilerin buna musade etmesi lazim. Bu ilgilendiginiz isleri ABD’de yaptim buyuk olcude. Orada cok daha kolay bu is, hem orasi kolay bir yer, hem bolgeye ve tuketim aliskanliklariniza bagli olarak ucuz olabilen bir memleket. Zaten yabanci oldugunuz icin daha rahatsiniz: karsinizdaki sizi tartamiyor, ne bekleyecagini bilemiyor, neyi ayiplayacagini da bilemiyor. Sizin de zaten buraya ayarli antenler orada calismiyor — yapsalar da farketmez. Bir de tahsilat problemi yok buyuk olcude — serbest calisan adamlara devamli borclu kalarak kontrol altinda tutmayi ve eziyeti seven insan turu pek yok orada (ama burada da azalmis o insanlar).

    Maddiyatin iki ayagi var. Tuketim ve harcama ayagi kisilmis olmali. Devamli kismaya gayret etmek seklinde degil, kendiliginden olursa olur — yoksa eziyet olur o. Kira vs. icin degil belki ama diger kalemlerde cevrenizdeki insanlar ne kadar tuketiyorsa sizin isiniz o kadar kolay. Insanlarin deli gibi tuketmeleri diger yolu secen icin cok iyi birsey. O tuketim daha dayanikli mallarin ikinci el piyasasinda asagi dogru fiyat baskisi olusturuyor, mal/hizmetlerde cesit bolluguna ve surum/hacim yuzunden ucuzluga sebep oluyor, eger isgucu arz/talebi cok dengesiz degilse rekabet ettiginiz insanlarin ucret/fiyat tabanlari sizin cok ustunuzde oluyor (ne bileyim adam devamli araba degistiriyor, pahali giyiniyor ve alisveris edip duruyor, pahali yerlere gidiyor, pahali ev aliyor muazzam taksit yukunun altina giriyor vs. Ayni tur israf iste de olabiliyor — ki Turkiye’de bu yeni biraz, benim buyuklerim boyle degillerdi — iste ne bileyim ofis dekore etme, genis yerler tutma, ise gelip atil kalacak insanlari istihdam filan. Bunlar hep kucuk az tuketen ve sermayesi olmayanin avantajina olabilen seyler.) Aileyi hesaba katmiyorum, bekar ve baska ailevi sorumlulugu olmayan insan hesabi bu tabii (benim ailevi vazifem ciktigi zaman ben de her gun ise gidilen memuriyete gecmek zorunda kalmistim bir sure).

    Bir de istediginiz sekilde calisabilacek ve o tuketimi karsilayip ustune biriktirebilecek bir sektorde olmalisiniz. Bunlarin hepsi icinde bulunulan piyasalara ve sizin ne yapabildiginize bagli, yani sans bir yerde. Bende o sans vardi. O sans yoksa ya baska sans lazim (aile parasi) ya da bir sekilde baska turlu calisip horguc edinmis olmak lazim tabii. Ben bilgisayarciyim. Ne bileyim, laboratuar isteyen bir iste calisiyor olsam veya musteri ile devamli birebir toplanti yapmam gereken bir isim olsa zaten kendi inimde durmam ve oradan calismam mumkun olmaz. Benzer sekilde bilgisayar (tuketiciler sagolsun) ucuzlamamis olsa bu sefer kendime ait duzeni kurmam benim boyuma gore buyuk sermaye gerektireceginden yine isim zor olurdu.

    Bu secimlerden bahsedebiliyor olmak dahi muazzam sans bu dunyada, sukretmek lazim. Milyar insanla beraber bilek gucu satiyor olsaniz, veya masa/makine basinda yaptiginiz is iki uc aylik kursla ogrenilen birsey olsa tuketimi ne kadar kisarsaniz kisin yeterli olmayabilir.

    Yalniz, bakin, iki tane — kac boyuttan baktiginiza bagli olarak — zit olabilecek seyden bahsediyoruz. Biri insanin yasamasi icin gereken maddi ihtiyaclarini karsilayabilmek icin hayati uzerindeki hukmundan yapmasi gereken fedakarligi asgariye cekmesinin yollari, oteki de aslinda — bir acidan — boyle bir hakimiyetin gereksizligi ve hatta zararli olmasi. Sans, bilinip istenemeyen hos seyler filan hayata hakimiyetin gereginin/gereksizliginin sadece bir tarafina ilisiyor. Diger taraftan, tabii, eger siz hukum sahibi olmazsaniz/olamazsaniz kim/ne hukum sahibi oluyor sorusu da sacma degil. Sacma degil ama ‘hosluk’, ‘memnuniyet’ filan gibi kelimelerle yaninda dolastigimiz belirsizlige batmis anafikir acisindan ne derece farkli bilemiyorum. Sizin verdiginiz Thoreau linkinden benzer konuda ama farkli bir fikirle paralel bir alinti yapayim:

    “Dünyada başka göl mü yok diyeceksiniz? Haklısınız. Başka herhangi bir göl de Walden kadar güzel olamaz mı? Elbette! Bakın size birşey söyleyeyim, güzelliği ya her yerde görürsünüz, ya da hiçbir yerde. Bura köylülerine, Concorde’daki hemşehrilerime defalarca söyledim: Güzellik ne oradadır, ne burada; ne şu zamanda, ne bu zamanda; ne Roma’da, ne Atina’da. Güzellik, hayran olabilen bir ruh neredeyse oradadır. Başka yerde ararsanız, nafile!”

    Uc adim geri cekilsek, gunde sekiz on saat ise gidiyoruz yahut telefonumuz caliyor, cayimizi keyfimiza gore icemiyoruz diye hayatimiz cirkinlesti demeyi yukarki paragrafa baglayamaz miyiz? Yuz katli binada partisyonlar icinde sacma sapan bir toplantida omur harciyor olmakla, gol kenarinda kucuk bir kulubede yasayip sinek kiskisliyor olmak arasindaki fark ne kadar derin acaba?

    Hazir bulastim sunu da soyleyeyim, ben baskin kultur filan ile ima edilenin ne menem birsey olabilecegini disarida yasayip Turkiye’ye donunce biraz sezmeye basladim. O Karakalem yazisinda Henry David bey tercume yuzunden Allah’tan bahsediyor, bizim lisan ve inancimiza (inanc olmasa bile kulturumuze) islemis ogeleri kullaniyor ama aslinda anlattigi seylerden biri ve yuzeysel kulturel ogelerin tercumesiyle maskelenen sey buralarin pek yerlisi olmayan bir tur bireycilik. Yuzeyini ‘duzelttigimiz’ zaman konusulan yabanci gelmiyor ve alt metnin ogelerine karsi — direnc demeyeyim de — ‘bir dakika, bu acayip biraz’ demekte kullanacagimiz reflekslerimizi koreltiyor olabiliriz. Kurdu kendi elimizle kuzu kiligina sokup icimize aliyoruz demek istemiyorum. Elbette insan olarak ortak his ve dusuncelerimiz var diger millet ve kulturlerin mesuplariyla ve onlarin yaptigindan/gordugunden istifade etmemek suni bir mahrumiyet yaratmak olur. Ama bu yapilirken (ki Suat bey ugrasir bunun boyutunun ne olabilecegi hususuyla) ister istemez kultur ithalati da oluyor. O kulturun uzerindeki tanitici etiketleri iyice kaldirip bu ithalati farkedemez hale gelmemiz tekin birsey olmayabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s