who is afraid of death, dies of fear!

keşkelerim olduğunu söylemiştim değil mi? keşke izâhı da kolay olabilseydi, yapabilmek kadar. keşke açıklayabilseydim.. keşke anlayabilseydin.. keşke başka hiçbirini değil de, o ümîdini kırabilseydim.. keşke sana bunu yaşatmamış olmak için ölseydim..

sen ayın ondördünü bilir misin? o sensin, bil şimdi. ben herşeyden seni çıkardım, böldüm, çarptım, topladım, sen oldun.

sen geceleri nasıl uyuduğunu bilir misin? üstü açık, örttüm demin. ben her gece sana yandım, ağladım, kanadım, öldüm, dinle şimdi.

Reklamlar

34 responses to “who is afraid of death, dies of fear!

  1. Tuhaf!
    Ben bu şarkıyı nedense çok sevdim.
    Daha da tuhaf olan , çocuklarımın babası bu şarkıyı duyduğunda dinlemeye tahammül edemeyip çok sinirlendiği o sene, beni ve çocuklarını bırakıp gitti.
    Belki, herşeyin bitmiş olmasının rahatlığıyla sevdim, ben ve herşeyi bitirmiş olmanın rahatsızlığıyla sevmedi, o.

  2. yok, bence tuhaf değil canım.. biraz yürek istiyor tabi, kulak istiyor, dinleyebilmek için. gidenin kim olduğu da çok önemli değil. ben gittim de ne oldu.. bize değil, çocuklarımıza oluyor olan. aslında bu tür şeyleri dillendirmeyi pek sevmem. benim açımdan bir yüzleşmeydi, çok sık dinlerim bu şarkıyı.

    hiç belli olmuyor değil mi, hangi gün kimin yarasını elleyeceğimiz.. keşke elden bir şey gelse.. şunu söyleyeyim kimseyi üzmek için koymadım bu şarkıyı buraya. arada kendimi tokatlamak istediğim zamanlar oluyor.. ya da kendime sarılmak. bu da öyle bir şeydi işte..

  3. Yok yok, kendini tokatlama.
    Öyle gerekti demek ki.

    Yara ellemeye gelince, bende hiiçç yara yok, geçti gitti herşey ve çok iyi oldu.

    Bazen sıkıntı içinde yaşadığımızı o sıkıntı üstümüzden kalkmadan farkedemiyoruz.
    Senin sıkıntının da kalkmış olmasını dilerim.

  4. Candan hırrr desem anlarsın demi hırrrr:-/ Bu satırlar bana okutulur mu yaw?Korkuyorum işte..Güçlü olmanın formülünü bilenler beri gelsin..Silkelenmeye geldim.Silkelenmeden gidiyorum.Sen bir yorumla silkele beni e mi ?Yapıştır bir tokat suratımın yada uygun bulduğun her neresi varsa oraya..

  5. “bende hiiçç yara yok, geçti gitti herşey ve çok iyi oldu.”

    Allahım ekmekçikızın kurduğu şu cümleyi yazabilecek kadar bile olsa güç ver bana! Çenem düştü aman gittim ben:(

  6. yazarken aklımdan geçmedin desem yalan olur Vecihe.. korkmalısın da, ama ölmekten değil. silkelemek? evet, iyi olurdu.. becerebilsem.. tek bir soru ve cevap var, onu da yine bir tek sen biliyorsun. dilerim pişmân olmazsın..

  7. yavrumun sıkıntısı benim sıkıntım Ekmekçi Kız.. bu da onların şarkısı zâten.. onun canı yanarken, merhem olamıyorum. tek derdim bu anlayacağın..

    yara dediğim de şu: okuyanlar olmuş, maille yazmışlar yorumlarını. derin acılar sessiz oluyor..

  8. Evet, doğrusun yavrular sıkılıyor. Keşke sıkılmasalar da, o vakit de başka sıkılmalar oluyor. Hem biz onlardan ayrılmadık ki, babalardan ayrıldık, değil mi?

    Vecihe,
    Benim de hiç gücüm kalmamıştı zamanında. İnan güç kuvvet geliyor, her şey yerine oturuyor. Bu da geçer, merak etme.

  9. mesele de o zâten.. biz ayrıldık, onlar ayrılmak zorunda kaldılar. ama onlar, onların babaları/anneleri (madalyonun bir de o yüzü var).. hangi çocuk ebeveynlerinden ayrı kalmak ister? anne babayı hep birarada görmek istiyorlar haklı olarak..

  10. Pardon, yukarda eksik yazmışım sadece “babalardan ayrıldık” derken. Anne ve baba birbirinden ayrıldı, çocuk(lar) anne ve babadan boşanmadı demeliydim. İlişkiler sona erebilir de kan bağı ölüm dışında yok sayılacak şey değil.
    Umarım, her ayrılmış eski çift bu durumda çocu(klarını)ğunu düşünmeyi, ona öncelik vermeyi başarabiliyordur. Biz başarabildiğimiz için bunu söyleyebiliyorum, ama, çok insanın başaramadığını da biliyorum.
    Yine de hep beraber ve mutsuz olmak yerine daha az görüşülüyor olmasına rağmen daha yoğun, dolu yaşanan ilişkiler daha iyidir diye düşünüyorum.

  11. keşke senin gibi bir annem olsaydı…

    Candan Sevgilerimle.

  12. Candan, 5 yaşlarına gelmek üzere olan oğlum geçen gün, babası ona aslında onun iyiliği için olan bir şeyi yaptırmaya çalışırken( valla ne olduğunu hatırlamıyom yoksa bu kadar uzun bir cümleyi kuaracağıma anlatırdım di mi yani) bana “anne niye babamla evlendin” dedi. Ben gülüyorum adamcağız bozardı. E şimdi ayrılınca da böyle mi diyo bu veletler. Kafam karıştı yahu.

  13. e-mine hoşgeldin :)
    epeydir görüşemiyorduk..

    ayrılınca neler demiyo ki o veletler.. ahh hele de işlerine gelmeyen bir şey olduğunda.. meselâ bizim kız bu sene başından beri sallıyordu dersleri, farkındaydım ama yaşı gereği çok baskı da kurmak istemedim üzerinde. ikinci dönem başladı, velî toplantısına gittim. anladım ki; okulun büyük çoğunluğu aynı durumda. sorsan; matematikçi kafasına göre anlatıyor dersleri, bunlar daha bir konuyu anlamadan diğerine geçiyor filân. bizimki bir de dil bölümündeydi ve okulun en başarılı öğrencisiydi sene başında. sonra sıkıldı hanımefendi ve TM’ye geçmek istedi. kararın sorumluluğunu tam anlamıyla üzerine vererek (neredeyse sözleşme imzalatacaktım) tamam dedim. sonra işte matematiği yapamıyorum filân demeye başladı (yalnız ben de nasıl daldan dala atlıyorum bakar mısın? :P). kendin istedin geçtin, yapacaksın dedim. bu iş çocuk oyuncağı değil, herkes nasıl anlıyorsa sen de anlayacaksın. saatlerce metal, rock dinleyeceğine azıcık ders çalışsan olacak dedim. oldu da.. ama okulun sonlarına doğru. şimdi diyor ki; ah annecim biraz daha çalışsaydım şimdi okul birincisiydim. ımm bunun konumuzla ilgisi ne mi? aslında valla ben de bilmiyorum. :P ama belki şöyle bir şey; işlerine gelen bir şey olunca; sen haklı oluyorsun. gelmeyen bir şey olduğunda da babası. :)
    bak bugün ne oldu meselâ anlatayım hazır seni bulmuşken.. :)
    dedim ki; yavrum bugün günlerden ne? pazaaar dedi. iyi de ne günü dedim.. haaa, aa evet babalar günü dedi. arasana babanı, akşama mı arayacaksın dedim. neyse işte uflaya puflaya aradı. ama sonucu görmeliydin.. babası, karne hediyesi olarak bizimkine n 93 mü 83 mü ne o telefondan almış. içimden iyi bok yemiş dedim ama hanımefendinin suratında güller açmıştı bir kere, soldurmak olmazdı.. aaah ah eminecim, evlât büyüt, hayrını gör derdi babacığım, ne kadar haklıymış..

  14. İnşaalah babası senin tavsiyenle aradığını daha doğrusu senin bu tavsiyeyi yaptığını/yapacağını düşünebiliyordur.
    Geçenlerde eşime diyorum ki ayrılsak bile (şakası bile kötü tabii ama senaryo üretip onun üzerine düşünmek olabilecekleri değerlendirmek moda şimdilerde, Zeyno Baran’dan neyim eksik) altlı üstlü oturalım. İnsan o kadar çok alışıyorki olmadığını düşünmek de zor. Hele çocuğunun babasını istediğinde görememe ihtimali çok acı. Bu fikir çocuk tarafından daha kabul edilebilir olur. Hattta oldu olacak içeriden merdiven de olsun. Ve de çocuk garipsemesin diye babanın soyadını anne kullanmaya da devam edebilir. Ee niye mi ayrılıyoz o zaman. Ne biliyim canım değişiklik olsun.
    Şaka bi yanı Allah sıkıntıda olanlara ferahlık versin İnşaallah.
    Candan niye görüşemedik yahu Müzmin Anonim, siyahi, düşünceler arası mekik dokuyodum en sonda sana uğruyodum görmedin mi? Hee yorum yazmadığımdan olabilir. İki defa Müzmin anonim’e yazdım yorum ulaşmadı hep böyle olunca canım sıkılıyo ben de küsüyom.
    Görüşük böyle ara sıra ben seni görüyom zaten:)

  15. emin’aanım emin’aanım! geliyosuyuz, gidiyosuyuz nüçüy bize yorum bırakmıyosuyuz?! bu, bartın şivesidir, bayılırım. :)

    hmm Müzmin Bey’le ilgili değildir sorun eminim. teknik bir şeydir. burayı görürse sebebini daha iyi izah eder sanırım.. yoksa, ne yorumlar geliyor da yayınlıyor, seninkini mi yayınlamayacak. :P küsme sen..

    sen beni görüyon emme, ben seni göremiyom. işte bütün mesele de bu! ;)

  16. e-mine hanim,

    İki defa Müzmin anonim’e yazdım yorum ulaşmadı hep böyle olunca canım sıkılıyo ben de küsüyom.

    Acaba ne oldu?

    Belki sundandir: Bir ara yorum girisilerini herkese degil de sadece Blogger.com/Blogspot.com uyesi olanlara acik yapmistim. O yuzden kabul etmemis olabilir.

    Eger o sebep olduysa, cok pardon.

  17. Şive için doğru tercih. Seksen km. beri gel aha orada dur. Hem orada Safranbolu’nun , Kastamonu’nun, Çankırı’nın şivelerini de bulusun.(Sondaki kelime hızlıca okunacak)
    Ama ben en çok kastamonu şivesini ve sevgili akrabalarımı severim.
    Müzmin Bey muhtemelen sebep odur. Kuddüm etkisi (yanlış söylemiyorum umarım) mevzusu vardı yanlış hatırlamıyorsam. Bunu yapması gerekenlerin(sanırım siz öyle diyordunuz) işin ehli olup olmadıklarına emin misiniz felan diyecektim. İşte öyle birşey… Bulamadım sonra nerdeydi o mevzu. Size karşı kendimden bu kadar emin omadan bir cümle kurararak ne anlatmak istiyosam:)

  18. e-mine hanim,

    Kuddüm etkisi (yanlış söylemiyorum umarım) mevzusu vardı yanlış hatırlamıyorsam. Bunu yapması gerekenlerin (sanırım siz öyle diyordunuz) işin ehli olup olmadıklarına emin misiniz felan diyecektim.

    ‘Isin ehli olmak’ anahtar kelime bu..

    Peki, ‘isin ehli’ olmagi kim nasil belirliyor.. asil sorun da –bence– o.

    Sunu demek istiyorum, ucu transendental [*] deney[im]lere varan seylerde –ki, bazi tarikat ayinlerinin boyle sonuclara vardigini soyleyebilirim zannedersem–, kimin nasil ‘isin ehli’ oldugunu da sorgulamak lazim.

    Bir de, tabii, faydasini sorgulamak gerekiyor.. Dozunu da.

    Bunlar insan beyni uzerinde yapilan deneyler.. Burada kimin nasil isin ehli oldugunu tespit edecegimiz cok muskul bir soru..

    Tipki transgenetik gidalar meselesi gibi.. Kisa vadede utopik denecek kadar iyi seyler vaad ediyor; uzun vadede ne olacagi hakkinda kimsenin bir sey bilmek iddiasi bile yok. Bunu bildiigmiz anda tepkimiz ne oluyor?

    Tepkimiz, mazbut yaklasim geregi, transgenetiklere soguk bakmak oluyor. Cunku, kisa vadede elde edecegimiz fayda iyi kotu belli de, uzun vadedeki riskleri belirsiz..

    Transental deneyimleri de buna benzetiyorum.. Kisiyi ötelere/maveraya goturmek az-cok mumkun de, bunun sonucunda ne elde ediyoruz? Huzur? Korku?

    Peki, uzun vadede ne elde ediyoruz? Riskleri nedir? Dozu nedir?

    Bunlar hakkinda elde pek bir sey yok –bilgi cinsinden.

    Peki, o zaman, siz olsaniz, ne yapardiniz; nasil bakardiniz mevzuya?

    Kendi evladinizi teslim eder miydiniz boyle bir deneyime?

    Baskalarinin evlatlari daha mi az kiymetli olurdu?

    Benim baktigim yerden, kuddum etkisi budur. Surec ve sonuclarini anlamadigim, anlatilmayan, yaygin olarak da bilinmeyen seyleri ‘onca yapan var, muhakkak iyidir’ diyerek kabul edemiyorum.

    [*: ötelere gitmek/goturmek; maveraya yuolculuk et(tir)mek fiilinin tasvir halidir de diyebiliriz.]

  19. Bulent Murtezaoglu

    Muzmin bey,

    Bunlar insan beyni uzerinde yapilan deneyler.. Burada kimin nasil isin ehli oldugunu tespit edecegimiz cok muskul bir soru..

    Bugun nereden aklima geldiyse Rogersci tekniklerle tanisan rahibeler konusunda bir link ektim Fethi beyin oraya, once onu vereyim:

    http://www.izlenimler.net/2007/06/19/basortusu-hakkinda-radikalim-hamdolsun/#comment-16921

    Bunu genellemek de mumkun. Yani sadece ucuk kacik seyler gozuken yeni seyler degil kultur transplantasyonu (din de var bunun icinde tabii), kabaca bilim diyebilecegimiz seylerin sadece yolactiklari gelisme degil dogrudan alanda calisanlar uzerindeki etkileri gibi seylere uygulayamaz miyiz? Uygularsak, isaret ettiginiz ahlaki problemler aynen ortaya cikar herhalde, degil mi? Pekiyi ‘kendi evladiniz’ derken aklinizda olan aslinda cocuklar mi, yoksa bilen/metodlara biraz hakim insanin henuz bilmeyen hakkinda ‘buna ogretmeli miyim?’ sorusunun sorarkenki ‘buyuk’ olma hali mi?

  20. Bulent bey,

    Bugun nereden aklima geldiyse Rogersci tekniklerle tanisan rahibeler konusunda bir link ektim Fethi beyin oraya, once onu vereyim:

    Holy tihs, namtab!

    O linkteki yazinin boyutlarini gordugumde, bir baskasi verseydi –cok samimi soyluyorum– okumayip gecerdim. Okudum. Sonuna kadar okudum. Bir saatten fazla zamanimi aldi. Okurken bir suru tedailerine gitti aklim…

    Ve, galiba bu ulkede Kemalizmin tutmadigini, etikette kaldigini da daha iyi anladim.. Yekblok davranacak kadar acimasiz degillermis, ve –belki de daha onemlisi– yeteri kadar knowledgable uyesi yokmus.. Eger olabilseydi, nelerin ne kadar ilginc sekillerde degisikliklere ugratilabilecegini gorur gibi oldum.. Powerful stuff.

    Ve, yine okurken, disaridan empoze edilen ozgurlukculuklerin ne denli muthis kudretli oldugunu gorur gibi oldum.. Olagnustu bir kultur transformasyon kudreti var.. Ve, daha da otesi, bu kudret bizim uzerimizde kullanilmis gibi gorundu bana..

    Boyle daha neler neler.. Cok tesekkur ederim link icin. Enlightening stuff as usual.

    Bunu genellemek de mumkun. Yani sadece ucuk kacik seyler gozuken yeni seyler degil kultur transplantasyonu (din de var bunun icinde tabii), kabaca bilim diyebilecegimiz seylerin sadece yolactiklari gelisme degil dogrudan alanda calisanlar uzerindeki etkileri gibi seylere uygulayamaz miyiz? Uygularsak, isaret ettiginiz ahlaki problemler aynen ortaya cikar herhalde, degil mi?

    Yaziyi okuduktan sonra, benim ‘kuddum etkis’ dedigim tavrin dogrulugunu da sorgular oldum, yetersizligini de ;) :P

    Yani, biraz saskinlastirici buldum butun muhtevayi..

    Nereden baslayip ne soyleyecegimi sasirdim desem yeridir.

    Ilk diyeceklerim daha cok bizdeki klasik tarikatlerin olusumu ve o donemlerin kisa bir incelemesi olacakti. Yani, Aandolu Selcuklularinin sonu ile Osmanli Devletinin baslari arasinda.. Doneme bakarsak buyuk yikimlarin, buyuk umutsuzluklarin donemidir. Selcuklu kendi icinden parcalanmis, ardindan da Mogollara yenilmistir. Anadolunun uzerinden Mogollar gecmistir..

    Bu dnemde ortaya cikar bugunku Buyuk Tarikatlerimizin cogu.. Mevlevilik, Bektasilik, hatta Nakseibendilik..

    Ilginctir.. Mevlevilik ve Bektasilik asagi yukari ayni seyleri soylerler.. Umutsuzluga yer yoktur, ne olursa ol gel.. Naksibendilik ise daha sonra ortaya cikmis ve diger ikisinden farkli olarka disiplini ve ‘oze donusu’ one almistir..

    Her hal u karda, kurulus yillari birbirine cok yakindir bunlarin.. Ve, benim baktigi yerden, gordukleri islevlerin basinda da yaralair sarmak, pansuman etmek, ve escapizmlere siginak olmak..

    Zaman icinde islevleri degismis midir; emin degilim. Fakat, metodik olsun ya da olmasin, sizin verdiginiz linkteki ‘Encounter Group’ islevini gomediklerini soyleyemem –minus the sexual aspect, though I am not rock solid sure about this either.

    Daha da oteye gidip, “[…] encounter groups were toxic for Catholics in general and especially toxic for Catholic religious. Anyone who promoted encounter groups among Catholics was promoting ipso facto their demise as Catholics, even if he did so in the name of liberation and with that as his intent. For the liberal Jew or Protestant, the nun was the textbook case of someone in need of “liberation,” and in the context of Catholic religious life and the vows upon which it was based, liberation could only mean annihilation.” zaviyesinden bakarsak, tekke ve zaviyelerin belki de gunun kati ve kurumsal dini yapisina annihilative etkisi olmus olabilir. Bunun merkezi bir planlama oldugunu soyleyemem tabii ki. Fakat, bu bahsettigim tarikatlerin onderlerinden 150 seneden daha once yasamis olan Ahmet Yesevi’nin Anadolu Islami uzerindeki etkisini dikkate almak gerekir. Anlatilanlar dogru ise, Ahmet Yesevi’nin isaretiyle Anadolu’ya gelen Dervisan, Ivy League mezunlarindan daha az rezonansta bir elit degildi gibi..

    Kisacasi, sizin makaleyi kirk turlu okumak mumkun..

    Ve, Kemalizmin basarisiz olusunu da asagi yukari ayni yerde aramak mumkun.. Elitleri araciligi ile ‘Encounter Group’lar olusturabilseydiler, ulkenin laisize edilmesi cok daha verimli bir sekilde hallolabilirdi. Bunun iyi ya da kotu oldugunu soylemiyorum, sadece bu teknigin cok kudretli oldugunu gorur gibi oldugumu ve Kemalistlerin amaclarina yardimci olabilecegini soyluyorum.

    Benzer bir seyi Turkiye –genel anlamda– Dogu’daki asiret yapialnmasi uzerinde deneyebilirdi. Hala daha da mumkun. Ozgurlestirmenin neresi kotu, oyle degil mi? ;)

    Pekiyi ‘kendi evladiniz’ derken aklinizda olan aslinda cocuklar mi, yoksa bilen/metodlara biraz hakim insanin henuz bilmeyen hakkinda ‘buna ogretmeli miyim?’ sorusunun sorarkenki ‘buyuk’ olma hali mi?

    Sorunun muhatabi kim?
    Bensem, her ikisi de.. :)

    Zor sorular bunlar, zor.

  21. E-mine Hanım,

    “Müzmin Anonim, siyahi, düşünceler arası mekik dokuyodum en sonda sana uğruyodum”

    Aşkolsun!

  22. Ve işte Muzmin Bey and Bülent Bey farkı…

  23. Bulent Murtezaoglu

    Metin bey,

    Ve işte Muzmin Bey and Bülent Bey farkı…

    Evet, bayagi fark var: birimiz ciplak lezbiyen rahibelerden, otekimiz Mevlevilik Bektasilik filandan bahsediyoruz ayni konuda konusurken.

  24. Bulent Murtezaoglu

    Muzmin bey,

    O linkteki yazinin boyutlarini gordugumde, bir baskasi verseydi –cok samimi soyluyorum– okumayip gecerdim. Okudum. Sonuna kadar okudum. Bir saatten fazla zamanimi aldi. Okurken bir suru tedailerine gitti aklim…

    Eksik olmayin. Size soylemeye gerek yok belki, ama ozellikle dogrudan yaziya degil Fethi beyin orada verdigim linke yolladim cunku, ‘Culture Wars’ isminden anlasilir olsa da, oranin ‘taraf’ oldugu bir daha belirtilmis olsun istedim. Amerikan — ve kismen muhafazakar — Katolik insanlarin o taraflarini on plana cikartarak yazilar yazdiklari bir site orasi. O yazinin devami da var, asagidaki linkten 1999’dakilere bir goz atabilirsiniz:

    http://www.culturewars.com/Archives.html

    Gorebildigim kadariyla 80-90larda cok moda oldu bu (ABD solu sayilacak Chomsky vd. de eller buna) PR, kendi halkina karsi ‘psikolojik savas’, reklamin ciddi manipulasyona donusumunun filan konusulmasi. Belki evvelce de konusuluyordu ama en azindan bu islerle pek de ugrasmayan teknik adamlarin okuyabildigi yerlerde o zaman cikmaya basladi bu konular gibime geliyor. Hep de Rogers gibilerden gidilmez, E. Bernays filandan da bahsedilir (hakli olarak). Tabii bunlarin da bir kismi propaganda ama bizin icin dusunuldugunde dahi daha az rahatsiz edici nette bazen gordugum neo-con/evanjelik agziyla konusan insanlarin dediklerinden. Farkettiginiz gibi bizdeki durumlara kismi uygunlugu da olabilir bazi soylenenlerin.

    Ve, yine okurken, disaridan empoze edilen ozgurlukculuklerin ne denli muthis kudretli oldugunu gorur gibi oldum.. Olagnustu bir kultur transformasyon kudreti var.. Ve, daha da otesi, bu kudret bizim uzerimizde kullanilmis gibi gorundu bana..

    Ben bunu tartamiyorum. En azindan okumus kesimin bizim gordugumuz onemli bir kisminin bu islerde aracilik icin gonullu oldugu acik gibi geliyor bana, ama ne derece sistemli/bilinclidir bilemiyorum. Eger bir ‘dis mihrak’ bunu yapiyor, veya durtulerek bir yola sokulan gelisme bahsettiginiz sonucu getiriyor deyip, ‘baska kime ne yapiliyor acaba?’ sorusunun cevabini arayacak olsam, aklima F. Jameson filan geliyor. Marxist terminolojiye, kultursuzlugumden; Marxist yaklasima da serbest calisan biri (minimini haybeci burjuva) oldugum icin yabancilik cektigimden net anlayamiyorum dedigini o adamin malesef. Neyse, CW makalesinden daha zor okunan uzunca bir yazisina, bugun bu memlekette konusulanlara/olanlara yine kismi benzerlik tasidigini belirterek link vereyim:

    http://newleftreview.org/A2255

    Anlatilanlar dogru ise, Ahmet Yesevi’nin isaretiyle Anadolu’ya gelen Dervisan, Ivy League mezunlarindan daha az rezonansta bir elit degildi gibi..

    Keske iki tarafi da iyi bilen biri bunu desip yazsa, biz de okusak.

    Kisacasi, sizin makaleyi kirk turlu okumak mumkun..

    Evet, ama tekrar soyleyeyim, o makale bir ‘taraf’tan geliyor.

    Elitleri araciligi ile ‘Encounter Group’lar olusturabilseydiler, ulkenin laisize edilmesi cok daha verimli bir sekilde hallolabilirdi.

    Ama — mumkun olsa dahi — o tarz bir hizli bireysel ‘ozgurlesme’nin getirecegi sonuclar onlari memnun eder miydi? Diger taraftan Ataturk Dewey’i getirmis buraya mesela, (ki, malum, Dewey de CW makalesinin yazarinin ve o tip insanlarin oldugu tarafta pek tutulmaz). Bir link vereyim bu hususta:

    http://www.bilkent.edu.tr/~jast/Number3/Gazo.html

    Benzer bir seyi Turkiye –genel anlamda– Dogu’daki asiret yapialnmasi uzerinde deneyebilirdi. Hala daha da mumkun. Ozgurlestirmenin neresi kotu, oyle degil mi? ;)

    Degil mi? Yalniz soyle bir problemimiz var o konuda: oralarda 1950-60larin ABDsinde olan bolluk yok gorebildigim kadariyla. Yani ‘ozgurlesen’ bireyin ‘istedigimi yaparim’i komik olmadan diyebilmesi icin piyasamsi bir duzende insanlarla iliskilerini salt ekonomik temele dayandirarak karnini doyurabilmesi ve barinabilmesi lazim. En azindan bana oyle geliyor.

  25. Bülent Bey,

    Yok, öyle değil! Bir tarafta bizler hepimiz, öte tarafta siz ikiniz demek istemiştim!!!

  26. Bulent Murtezaoglu

    Hay Allah, yok Metin bey, ben onu komiklikle karisik dediginizin dogru olmadigina isaret etmek icin yazmistim. Istirak etseniz aslinda hem MA-BM laklak ediyorsmuz gibi olmayacak hem bilginiz ve ufkunuzdan herkes istifade edecek. Neyse, burada moderator bekleyen bir yaziya sizi de dusunerek Bernays (ve belki Jameson) linkleri koydum, bakalim konusturabilecek miyiz sizi.

  27. Bulent bey,

    Size soylemeye gerek yok belki, ama ozellikle dogrudan yaziya degil Fethi beyin orada verdigim linke yolladim cunku, ‘Culture Wars’ isminden anlasilir olsa da, oranin ‘taraf’ oldugu bir daha belirtilmis olsun istedim.

    Taraf.. Tarfa olmyan ne biliyorsunuz? Allah tarafindan gonderilmis olan da taraf.. Dolayisi ile, evet, taraf oldugunu farkettim. Benim acimdan oradaki narrative degil de metod ilginc idi. Metod arti implementation.

    Amerikan — ve kismen muhafazakar — Katolik insanlarin o taraflarini on plana cikartarak yazilar yazdiklari bir site orasi. O yazinin devami da var, asagidaki linkten 1999’dakilere bir goz atabilirsiniz:

    [Linklere muhakkak bakacagim. Bir kismina da halen bakmis durumdayim]

    Simdi.. ABD’deki muhafazakarlarin Avrupa’dan onemli derecede ayrildigini soyleyebiliriz herhalde. Onemli fark da, benim kanaatim, ABD’de Yahudiler –Avrupa’nin aksine– sistemin kurucu bir parcasi olarak goruluyor (largely). Bunun Avrupa ile kontrast teskil eden kismi, EU’da da Yahudi agirligi entellektuel feed/feedback cinsinden onemli olmakla beraber, tacir sinifindan oteye sistem siyasetine pek karistirilmayislari..

    Buradan suraya gelecegim, ABD’de, Katolik yapilanmayi ic dusman olarak goren bir kesit var. Bunu kabul etmek zorundayim. O kesit, WASP (incl. Jews) bugun de canli ve ayakta. Aksi halde, Katoliklerin subyanciligi konusu baska turlu ayyuka cikamazdi –bence. Bu kesit, ABD’de hem parayi hem de basini elinde tutuyor. Buna, biz buralarda galiba Liberal diyoruz [yanlisim varsa duzeltin lutfen].

    Gorebildigim kadariyla 80-90larda cok moda oldu bu (ABD solu sayilacak Chomsky vd. de eller buna) PR, kendi halkina karsi ‘psikolojik savas’, reklamin ciddi manipulasyona donusumunun filan konusulmasi. Belki evvelce de konusuluyordu ama en azindan bu islerle pek de ugrasmayan teknik adamlarin okuyabildigi yerlerde o zaman cikmaya basladi bu konular gibime geliyor.

    Aslinda ABD bunu hayli iyi yapiyor. Bu bir cesit yaralari sarmak sayilir mi bilmiyorum ama, olay olup bittikten –muhatabi tehdit olmaktan ciktiktan– sonra, ABD elitleri konuyu basliyorlar hikayelestirmege.

    Kizilderililerden tutun, zencilere, ABD’nin gidip yer ile yeksan ettigi yerlere, Komunist dunyaya kadar..

    Gunah cikartmanin benzeri fakat farkli bir sekli gibi duruyoor.. ‘Dusunce cok sevimli oluyorlar’ yerine ‘Dusunce cok sevimli ediliyorlar’ diye bir taktik var mi ama varsa bu ona cok benziyor.

    Ben bunu tartamiyorum.

    Tartigimi iddia edemem. Ama, herhangi bir muesses nizamin ustesinden gelmenin en kestirme yolunun o ‘nizam’in uzerine oturmak zorunda oldugu disiplin sutunlarini, muntesiplerini ozgurluge sevmektekten gectigini sanki gorur gibi oluyorum..

    Bunun, mesela, bir ornegini ‘vicdani retci’ler baglaminda soyleyebilirim –galiba. Arguman, on the face of it, son derece yerindedir. Vicdan ozgurlugu onemlidir cunku. Kisinin ozgurlugu de. Tabii, tek onemli sey bunlar degildir, ama bunlari ve onlarin etrafinda orulu unsurlari one cikardiginiz zaman, bunun nereye varacagini kestirmek zor olmasa gerek.

    Ayni sekilde, dusunce farkindan dolayi kisilerin siginagindan maada belli koruma ve siginma amaciyla intisap edilen ve kurallara (daha dogrusu bir ‘bas’a) bagli bir yapi olmak ozelligi olan tarikatlerin vb.nin nasil modernize edilebilecegi konusunda cok kestirme sayilabilecek cozumler iceriyor bu.

    Burada, elzem olan seylerin basinda agzi laf yapabilen (murekkep yalamis) taife cinsinden iyi bir kadro ve o kadroyu da destekleyecek –suret-i haktanliklarini kamuy azerkedecek– bir medya geliyor. Medyanin da, murekkep yalamislarin da tamami ayni telden calmak zorunda degil; yeterince dar bir klik saglam durursa, gerisini halletmek kolay olmali.

    En azindan okumus kesimin bizim gordugumuz onemli bir kisminin bu islerde aracilik icin gonullu oldugu acik gibi geliyor bana, ama ne derece sistemli/bilinclidir bilemiyorum.

    Eminim oradaki o rahibeler icin de, gunun sonunda, ‘iclerinde olmasaydi oyle yapmazdilar’ demek mumkundur.. Herkesin icinde vardir. Ama, sosyal kisitlar kisiyi toplumdan korumak icin degil ki sadece, toplumu da kisiden korumak icin varlar. Kisinin kabini catlatirsaniz, etrafina sirayet eder.

    Bizdeki gonullulerin varligini –dolayisi ile– inkar edemem.

    Bilincli olanlari var mi?

    Bu iyi bir sorudur, tabii ki.

    Eminim vardir.

    Eger bir ‘dis mihrak’ bunu yapiyor, veya durtulerek bir yola sokulan gelisme bahsettiginiz sonucu getiriyor deyip, ‘baska kime ne yapiliyor acaba?’ sorusunun cevabini arayacak olsam, aklima F. Jameson filan geliyor.

    Ben de, Ebedi Saf’i muteakip Milli Sef’imizin ne denli kolay tasfiye edildigini hatirlamak isterim.. ‘Siz isteseniz halifeligi de getirebilirsiniz’ noktasina gelebilmeleri icin bir hayli ozgurluk zerkedilmis olmalilar. [Onun kotu bir sey olup olmadigi tartisilir, ama oyle oldugu konusunda benim cok da tereddudum yok.] 60’li yillara kadar yazilan soylenenlere bakarsaniz, son 10 senede yazilan soylenenler kadar serbesti icerdiklerini gorebilirsiniz belki –ozellikle MKA hakkinda.

    Oradan yola cikabilirsem –ki, cikabilecegimi iddia etmiyorum– bu tur donemlerde edindirilen ozgurlukler belli ve cok ust seviyedeki projelerin implementasyonlarini sagliyor.

    O esnada, guya en buyuk hedefi laiklik olan, TC’nin benzeri bir seyi dinsel yapilara tatbik edememis olusunu da anlayisla karsiliyorum. Bu tur seyler hem bilgi hem kadro hem de –cok daha onemlisi– buyuk oyuncluk anlaminda imkan meselesi.. Kendisi oyuna getirilenin oyun kurmasi cok zor oluyor, malum.

    Keske iki tarafi da iyi bilen biri bunu desip yazsa, biz de okusak.

    Walla.. bu konuda calisma yapan olmus mudur bilmiyorum. O donemlerin diyalektik incelemesine aslinda cok ihtiyacimiz var. Ben bir tarihci degilim, yakinina bile gelmem. Ama, ‘digidik digidik deeh’ teknigiyle kahramanliklarla bu tur seyleirn olamayacagini da kabul etmek zorundayim.

    Anadolu’da yerlesisimizin cok garip yanlari var. Kahramanlar ve Sutanlardan bahsedilir hep de, onlari oraya ‘tayin eden’ Ahilik teskilati gozardi edilir. Ahiligin cekirdeginde de Ahmet Yesevi vb vardir. Tuccar ve zanaatkardirlar. Elit de diyebiliriz. Bu taife Anadolu’da Turk karakteristigi aliyor, halbuki gocerek (gocebe degil) gelmisler, daginik bir yapi olmali ve yerlesik kulture dahil olmaliydilar. Olmuyorlar. Ayri bir kultur yapisi gelistiriyorlar. Iran’a daha yakin, Araplara daha uzak fakat Islami tonlarda.. Ilginctir. Ve, Anadolu’ya ozgurluk de getiriyorlar.

    Yeterince organize olmalari gerekiyor. Bence oyleydiler. Bir Ahi onderi olan Edebali’nin Osmanli’yi kurdugunu aklimiza getirisek, bence arka planda farkli bir analiz buluruz…

    Ha, bulacagimiz yapiyi sever miyiz? Bilmem. Ama, ilginctir.

    Neyse. Bu konular benim hosuma giden konular. Su sirada elimde bir kitap var> ‘Marjinal Tarih Tezleri’ [Murat Culcu].. Piyasada var. Eger ilgilenirseniz okumanizi tavsiye ederim. Cok iyi yazilmis bir kitap sayilir. Icinde itiraz edecegim yerler az degil, ama dolu bir kitap.

    Roma sinirlari icindeki tarihi siyasi degil de ekonomik, dolayisi ile dinsel ve askeri acidan inceliyor. Tavsiye ederim.

    Evet, ama tekrar soyleyeyim, o makale bir ‘taraf’tan geliyor.

    Olsun.

    Ama — mumkun olsa dahi — o tarz bir hizli bireysel ‘ozgurlesme’nin getirecegi sonuclar onlari memnun eder miydi? Diger taraftan Ataturk Dewey’i getirmis buraya mesela, (ki, malum, Dewey de CW makalesinin yazarinin ve o tip insanlarin oldugu tarafta pek tutulmaz). Bir link vereyim bu hususta:

    Dewy’in Ankara’ya gelmis olmasi ilginc. Ilginc, ama benim ilgilendigim baglamda pek degil. Cunku, MKA’in –hele o devirde– butun yapmak istedigi sey reformdur. Reform, usulet ve suhuletle –nispeten.. Tamam, Darulfunun’u, tekke ve zaviyeleri kapatir; ama bu sadece ‘topuzumun hakki icin’ turunden bir uygulamadir. Ne Darulfunun’un ne de tekke ve zaviyelerin yapisini kendi iclerinden berhava edebilir. O kadar vakti de yoktur imkani da.
    Halbuki, tekke ve zaviyelerin icine, sizin verdigini zorneklerde oldugu uzere, nufuz edilebilse ve oralardaki –nasl diyeyim– undesirable things dogrudan oranin mensuplarinca elestiriltebilseydi, o yapila tamamen ve cok kisa zamanda cokerdi.

    Simdi onlaran geriye –neye yonelik oldugu belli olmyana– nostaljik, folklorik ve turistik izler kalmis olmakla beraber, geride kalanlar Kemalizmin berhava olmasina yetmistir –bence. Malum, fikirler tankla tfekle yokedilemezler. Olmayan fikirlerin uzerine tank tufekle gidildiginde, geriye orada ‘demek ki fikir vardi’ kalir ve daha az sorunli degildir.

    Degil mi? Yalniz soyle bir problemimiz var o konuda: oralarda 1950-60larin ABDsinde olan bolluk yok gorebildigim kadariyla. Yani ‘ozgurlesen’ bireyin ‘istedigimi yaparim’i komik olmadan diyebilmesi icin piyasamsi bir duzende insanlarla iliskilerini salt ekonomik temele dayandirarak karnini doyurabilmesi ve barinabilmesi lazim. En azindan bana oyle geliyor.

    Bolluk hep izafi degil midir? Istedigimi yaparimin da limitleri var. Aslolan, ‘mevcuda kiyasla daha fazlasini yapabilirim’i yayabilmektir. Bence bu cok da zor olmaksizin yapilabilir.

    Aslinda bir nebze de yapiliyor, fakat malesef zamanlama yanlis. Bazi seylerin oradaki feodal yapinin canlanmasina yardimci olundugu bir donemde ‘haydin kizlar okula’ yeterli degil. ‘Su kullananin, toprak isleyenin’ diyebilmek ve bunun da yeterince devamini saglayabilmek lazim. Zor, biliyorum. Ama, yapilabilir. Yapilabilmesi icin de, ortaya cikcak karmasanin kontrol altinda kalmasina yardimci olacak kadar guclu guvenlik sisteminiz olmali. Iste, o noktada TSK ve Polisin yipratilmis olmasi bir talihsizlik sayilabilir.

  28. Allaam! burası neresi? ben kimim? konu neydi? kadıköy otebüsü burdan geçer mi? yoksam ben ezildim de habarım mı yok? deme! cennette miyim? :))

  29. Bulent Murtezaoglu

    Muzmin bey,

    Buradan suraya gelecegim, ABD’de, Katolik yapilanmayi ic dusman olarak goren bir kesit var. Bunu kabul etmek zorundayim. O kesit, WASP (incl. Jews) bugun de canli ve ayakta. Aksi halde, Katoliklerin subyanciligi konusu baska turlu ayyuka cikamazdi –bence.

    Buna ben de biraz hayret ettim. Hep dusunulur duyulurdu bu, ama bu kadar yogun basina yansimasi pek tekin gelmedi bana.

    Bu kesit, ABD’de hem parayi hem de basini elinde tutuyor. Buna, biz buralarda galiba Liberal diyoruz [yanlisim varsa duzeltin lutfen].

    Bunu tam anlayamiyorum ben. Iki sebepten, birincisi orayla ilgili cehalet. Ben nereden bileyim Turkiye’de ABD bilgisine ihtiyacim olacagini? Orada yasarken ister istemez gordugum ve laf olsun diye okudugum seyleri satiyorum burada size. Ikincisi burayla ilgili cehalet. Burada ‘liberal’ cok kolay ve sIk kullaniliyor, ve herkes o semsiyenin altina girebiliyor gibime geliyor. Randci da liberal, Mises/Rothbard/Avusturya ekolunu takip edenler de, ‘solcu’nun bazi cesitleri de, duz sarlatan da, cikarci ahlaksiz da. Bilemiyorum onun icin.

    Aslinda ABD bunu hayli iyi yapiyor. Bu bir cesit yaralari sarmak sayilir mi bilmiyorum ama, olay olup bittikten –muhatabi tehdit olmaktan ciktiktan– sonra, ABD elitleri konuyu basliyorlar hikayelestirmege.

    Ingilizler is olurken de yapabiliyorlar bunu bazen. Kasitli midir bilmiyorum, yani yaziliyor konusuluyor olmasi kasitli olmayabilir, zamaninda yazilmiyor ve konusulmuyor olmasi kasitlidir belki. Bir de gerci benim bildigim seyler harc-i alem seyler ama yine de teknik tahsil merak vs.’den dolayi ucundan kismi mesubiyetim olan alt kultur, aslinda oldukca marjinal: toplum ortalamasinin cok uzerinde anarko-kapilalist egilimli, cynical (ne diyecegiz buna?), kulyutmaz degil de kimsenin kul yutturmaya calismayacagi kadar kucuk bir guruh. Net cikti cikali da nette bu insanlar. Yani benim orada birseyler isitmis olmam bando mizikayla bunlar yayildi demek degil (bakin cok yayildi filan diyorum yayilmamis seylere) . Diger taraftan eger hakikaten ABD etkisi soylendigi derecede buyukse, bunu buradaki insanlarin yazip cizdigindan ziyade oradaki muhalefet ve supheci insanlarin analizlerinden takip etmek daha akillica geliyor bana.

    Tartigimi iddia edemem. Ama, herhangi bir muesses nizamin ustesinden gelmenin en kestirme yolunun o ‘nizam’in uzerine oturmak zorunda oldugu disiplin sutunlarini, muntesiplerini ozgurluge sevmektekten gectigini sanki gorur gibi oluyorum.

    Baska taraftan tutalim, mesela aile yapisinin sosyal devleti buyuterek bozuldugunu soyleyenler de var. Dediginizi destekliyor bir bakimdan, cunku bir tur ozgurluk belli bazi seyler icin tasalanmak zorunda olmamak, diger bakimdan da bagimlilik. Bir link vereyim aklima gelen — yine uclerda bir ‘taraf’tan — kadar dogrudur bilemem:

    http://www.mises.org/story/1406

    Halbuki, tekke ve zaviyelerin icine, sizin verdigini zorneklerde oldugu uzere, nufuz edilebilse ve oralardaki –nasl diyeyim– undesirable things dogrudan oranin mensuplarinca elestiriltebilseydi, o yapila tamamen ve cok kisa zamanda cokerdi.

    Bunun imkaninin o zamanki memlekette olmadigini dusunuyorum. Asagidaki gelecegim buna.

    Malum, fikirler tankla tfekle yokedilemezler. Olmayan fikirlerin uzerine tank tufekle gidildiginde, geriye orada ‘demek ki fikir vardi’ kalir ve daha az sorunli degildir.

    Allah da sizi guldursun.

    Bolluk hep izafi degil midir? Istedigimi yaparimin da limitleri var. Aslolan, ‘mevcuda kiyasla daha fazlasini yapabilirim’i yayabilmektir. Bence bu cok da zor olmaksizin yapilabilir.

    Yok, bence degil. Ulasim, haberlesme kolayligi gecim icin gereken efor gibi seylerde olan degisikliklar bir noktadan sonra isin niteligini degistirebiliyor. Haftada 60 saat calisip ancak doyan adamla, haftada 10 saat calismasi onu doyurmaya yeten adamin arasinda ‘daha fazlasi’ ile degil ‘daha baskasi’ ile ifade edilecek bir fark var gibime geliyor. Ayni sekilde okuma yazma orani %15 olan yerdeki propaganda %85 olan yerdeki propagandadan temel sayilabilecek acilardan farkli olur/oluyor. Isler o tur eksenlerdeki degismelere lineer cevap vermiyor bence, ‘scale invariance’ yok, sistemin davranisi cok farkli rejimlere girebiliyor. (Sosyal bilimciler bunlari baska laflarla anlatiyorlardir tabii de, o laflar nedir ben bilemiyorum.)

  30. Bulent bey,

    Burada ‘liberal’ cok kolay ve sIk kullaniliyor, ve herkes o semsiyenin altina girebiliyor gibime geliyor. Randci da liberal, Mises/Rothbard/Avusturya ekolunu takip edenler de, ’solcu’nun bazi cesitleri de, duz sarlatan da, cikarci ahlaksiz da. Bilemiyorum onun icin.

    Burada cok kolay kullanildigina katilirim da; ABD’de daha ince eleyip sIk dokuduklarina emin degilim.. Orada, liberal buradaki Ataturkcu gibi (ya da elhamdulillah Muslumanin demek gibi).. her masaya meze olabiliyor sanki.

    Ingilizler is olurken de yapabiliyorlar bunu bazen.

    Dogru. Fakat, tarz farki var. Ingilizler bu tur seyleri daha serin/soguk yapiyorlar. Mass media gucleri pek olmadigi icin midir, nedir birlmiyorum; fakat daha (pseudo- da olsa) akademik gibi yapiyorlar.

    Bunlardan birisi de, bir iki sene once BBC World Service kaanlinda (of all places) Ingilizlerin Uganda’da icra ettikleri soykirim konusundaki belgeseli sayabilirim.. Oyle az-bu zinsan degil, yanlis hatirlamiyorsam 2.5-3 milyon insani kesmis dogramislar.. Butun bunlar da 60’li yillarda oluyor. Hicbirimizin haberi yok –en azindan benim haberim yoktu o belgeseli seyredinceye kadar. Ortalikta hala daha hangarlar dolusu kafatasi ve iskeletler bile var…

    Ama, kimse de cikip Ingiltere’ye gozunun uzerinde kasin var demedi.. Ilginctir. Hala daha bekliyorum, ve kimseden de tik yok.

    Kasitli midir bilmiyorum, yani yaziliyor konusuluyor olmasi kasitli olmayabilir, zamaninda yazilmiyor ve konusulmuyor olmasi kasitlidir belki.

    Kasit.. Nasil belirlersiniz.. Su siralarda, mesela, bizdeki eski solcu, yeni ozgurlukcu filan taifesinin surtre gerisine cekilip bortu-bocek, ask-mesk, ve meleklerin kanatlarinin yerini tartismalari ne anlama gelir?

    Ortulu izin midir, yoksa –ayni anlama gelse de– yapilanlarin yapilmasini, sagda solda ufak serhler duserek –ilerde ‘ben pek de razi degildim’ diyebilmek icin mi?– eyyami seyre cikmalarini neye yoracagiz..

    Bir de gerci benim bildigim seyler harc-i alem seyler ama yine de teknik tahsil merak vs.’den dolayi ucundan kismi mesubiyetim olan alt kultur, aslinda oldukca marjinal: toplum ortalamasinin cok uzerinde anarko-kapilalist egilimli, cynical (ne diyecegiz buna?),

    Aklima gelen en iyi karsiligi ‘mendebur’ :)

    kulyutmaz degil de kimsenin kul yutturmaya calismayacagi kadar kucuk bir guruh.

    Ben bunlardan bahsetmiyorum. Mass media’nin uzerine cullandigi konular vardir; onlardan bahsediyorum. Konusarak anlamsizlastirilan turden konular.. ABD’deki zenci meselesi gibi..

    Net cikti cikali da nette bu insanlar. Yani benim orada birseyler isitmis olmam bando mizikayla bunlar yayildi demek degil (bakin cok yayildi filan diyorum yayilmamis seylere).

    Bence de.. Bunlar olsa olsa ilerde yayginlasmak ihtimali iceren seylerin foreplay’lari sayilir.. Bazan tava gelir ve mass media bunlardan birisini secer ve anlamsizlastirir; bazan da anark-bilmemnelerin libidolari ellerinde kalir.. Ben birinci duruma atif yapiyorum.

    Diger taraftan eger hakikaten ABD etkisi soylendigi derecede buyukse, bunu buradaki insanlarin yazip cizdigindan ziyade oradaki muhalefet ve supheci insanlarin analizlerinden takip etmek daha akillica geliyor bana.

    Dogru. Tamamen dogru degilse bile largely dogru. Oradaki sorun, orada muhalefetin olmasi gerektigi noktaya hic bir zaman cekilmeyisi.. Corporate ABD’de az ya da cok corporate whore olmayan kac kisi biliyorsunuz?

    Baska taraftan tutalim, mesela aile yapisinin sosyal devleti buyuterek bozuldugunu soyleyenler de var. Dediginizi destekliyor bir bakimdan, cunku bir tur ozgurluk belli bazi seyler icin tasalanmak zorunda olmamak, diger bakimdan da bagimlilik. Bir link vereyim aklima gelen — yine uclerda bir ‘taraf’tan — kadar dogrudur bilemem:

    Linki okudum. Evet. Ebeveynin evlada, evladin da ebeveyne ihtiyaci kalmiyor. Benzer sekilde, birey olarak kimsenin kimseye pek ihtiyaci kalmiyor. Dolayisi ile, ozgurluk artiyor. Artan ozgurluk de –gariptir– bireysellesmek yoluyla yalnizlasmak ve sonra da guvenlik endisesiyle guruhlasmaga gidiyor..

    Uzun bir cizgidir ama sonunda nasil fasistik bir yapiya gidecegini de gorur gibi oluyorum.. :)

    Halbuki, tekke ve zaviyelerin icine, sizin verdigini zorneklerde oldugu uzere, nufuz edilebilse ve oralardaki –nasl diyeyim– undesirable things dogrudan oranin mensuplarinca elestiriltebilseydi, o yapila tamamen ve cok kisa zamanda cokerdi.

    Bunun imkaninin o zamanki memlekette olmadigini dusunuyorum. Asagidaki gelecegim buna.

    Dogru. Yoktu. Olsaydi –ki, ABD’de bu imkan oldu, ya da zamanlamasini iyi yaptilar– hayli basarili olduklarini dusunuyorum (kendi acilarindan basarili tabii ki).

    Yok, bence degil. Ulasim, haberlesme kolayligi gecim icin gereken efor gibi seylerde olan degisikliklar bir noktadan sonra isin niteligini degistirebiliyor. Haftada 60 saat calisip ancak doyan adamla, haftada 10 saat calismasi onu doyurmaya yeten adamin arasinda ‘daha fazlasi’ ile degil ‘daha baskasi’ ile ifade edilecek bir fark var gibime geliyor. Ayni sekilde okuma yazma orani %15 olan yerdeki propaganda %85 olan yerdeki propagandadan temel sayilabilecek acilardan farkli olur/oluyor. Isler o tur eksenlerdeki degismelere lineer cevap vermiyor bence, ’scale invariance’ yok, sistemin davranisi cok farkli rejimlere girebiliyor. (Sosyal bilimciler bunlari baska laflarla anlatiyorlardir tabii de, o laflar nedir ben bilemiyorum.)

    Butun bunlara tabii ki katiliyorum. Fakat, yine de imkansiz degil. Demografik yapiyi ele alirsak, olaganustu sayida genc bireylerin varligini goruruz. Bu genc bireylerin muzik, moda, spor, alkol, seks vb gibi kendi icinde hep ‘daha baska’yi ureten bir pop platformunda kolayca ‘ozgur’lestirileceklerini dusunuyorum.

    Peki, ondan sonra ne olur?

    Walla.. sonrasi tabii ki cok pembe bir manzara olmaz. Bu bireylerin onda dokuzunu alenen harcamis olursunuz. ABD’deki white trash’e mi yoksa underclass’a mi benzerler bilemem; ama cozmek istediginiz peoblemin kapkara oldugunu dikkate aldiginizda, tozpembe olmayan bir manzaraya razi olur musunuz sorusunu sormadan da olmuyor.

    Sorsak da, bence TC bu tur bir faaliyete girmez. Bizim buralarda iskan yoluyla yerinden yurdundan etmek vardir da, kafalarin icini bambaska alemlere tasimak aliskanligi yoktur.

    O yuzden, my guess is, this sort of approach would be purely therotical/hypothetical in these soils.

  31. Bulent Murtezaoglu

    Muzmin bey,

    Oradaki sorun, orada muhalefetin olmasi gerektigi noktaya hic bir zaman cekilmeyisi.. Corporate ABD’de az ya da cok corporate whore olmayan kac kisi biliyorsunuz?

    Herhalde bilmeden (ve dolayisisiyla istemeden) oyle olanlardan dahi cok daha az. Yalniz su var, ‘muhalefeti goremiyoruz’ ile ‘muhalefet fikren dahi yoktur’ arasinda fark var (ikincisini soylemiyorsunzu siz elbette). Kendim icin soyleyeyim. En nihayet siyasi gucu gayet kisitli, bu konulari hem tam anlayamayan hem cok ilgilenmeyen kitleleri biliyorum ben ancak. Oranin ne buyuk zenginini tanirim, ne siyasetcisini, ne bu konulari okumus etmisini (veya baska sekilde anlamak icin ciddi mesai harcamisini). Hem yeterli sure kalmadim orada, hem bu is icin dogru okullarda dogru bolumlerde okumadim, hem o insanlarla birakin sosyali ayni ekonomik sinifta dahi degildim. Bu durumda asil haberim olsa hayret etmek gerekir. Yani var olsaydi da ben biliyorum diyemeyecektim, dolayisiyla gormememden ‘yok’u da cikartmam zor oluyor. Bana bu konuda guvenilmez pek yani.

    Dogru. Yoktu. Olsaydi –ki, ABD’de bu imkan oldu, ya da zamanlamasini iyi yaptilar– hayli basarili olduklarini dusunuyorum (kendi acilarindan basarili tabii ki).

    Simdi, belli bir guruh planlamis, bu derin devlet filanmis gibi konusuyoruz ama tabii bunun boyle olmasi da pek gerekmiyor. Sartlarin zorlamasina tepki olarak birsey yapmak (bizdeki durum) ile zaten olmakta olandan ortada ciddi bir zorlama yokken istifade edip belki yonlendirmek cok farkli seyler bence. Hal ikincisiyse, tedricen ve dahili sebeplerle degisen sartlarin ortaya cikarttigi imkanlarin (ve belki bir anlamda gucun) siyasi egemenlige sahip olanlarin kontrolune girmesinin kolayligi ve o guce hukmetmeyi bilenlerin arzulariyla ‘egemen’ diyebilecegimiz kitlenin maksatlarinin ayni istikamete cevrilebilmeleri de oranin duzeni hakkinda birsey soylemeli bize belki.

  32. Bulent bey,

    Yalniz su var, ‘muhalefeti goremiyoruz’ ile ‘muhalefet fikren dahi yoktur’ arasinda fark var (ikincisini soylemiyorsunzu siz elbette).

    Muhalefetin fikren dahi yok oldugunu soylemek teorik olarak mumkun degil. Pratikte de aradabir var olduguna dair isaretler gormuyor degilim.

    Bilhassa –benim takip ettigim– teknik kisilerin geyik yaptigi mekanlarda buna rastliyorum. Fakat, ben bunlardan bahsedemiyorum; cunku, bunlar –bugun icin– kiymet-i harbiyyeden mahrum kucuk ve daginik kivilcimlar.

    ‘Ilerde ne olur’ sorusuna cevap vermek de kolay degil. Bu kucuk ve daginik kivilcimlar bir araya gelir ve tutusturucu latent heat’i saglayabilirler mi? Bilmiyorum.

    ABD, bu bakimdan, duzenini iyi kurmus. Buyuk cikar sahipleri ile ortusmeyen konularda fikir serdedenler olabilse dahi anlamli bir kutleye donusemiyor. Boyle durumlarda, momentumu hep kisisel gelecek endiseleri caliyor gibi geliyor bana.

    Bunun tersine donmesi icin ise, ABD’nin cok ciddi ekonomik zorluklar yasamasi gerekiyor. Bunun filiz verdigini soylemek mumkun ama whether or not this will be nipped at the bud is open to anyone’s guess.

    Kendim icin soyleyeyim. En nihayet siyasi gucu gayet kisitli, bu konulari hem tam anlayamayan hem cok ilgilenmeyen kitleleri biliyorum ben ancak.

    Ben, sizin birebir sehadetinizin pesinde degildim. ABD’de derinden giden bir muhalefet yok degil. F/OSS (Free/Open Source Software; Serbest/Acik Kaynak Yazilim) hareketi buna isaret ediyor bence –her ne kadar pragmatik sebeplerle de olsa (ki, butun sosyal hareketlerin temelinde pragmatik sebepler vardir), F/OSS bir muhalefet hareketidir. Nereye varacagini merak ediyorum. Bilhassa da, bu hareketin doguracagi yan urunler (fikri planda) acisindan.

    Yani var olsaydi da ben biliyorum diyemeyecektim, dolayisiyla gormememden ‘yok’u da cikartmam zor oluyor.

    He he.. ‘Yok’ ispatlamak mumkun degil gibi :)

    Ve, ayrica, ben –ABD sozkonusu oldugunda– sizin bir ‘bilir kisi’ olmanizi bir zorunluluk olarak size yuk etmek istemem.

    Simdi, belli bir guruh planlamis, bu derin devlet filanmis gibi konusuyoruz ama tabii bunun boyle olmasi da pek gerekmiyor.

    Derin devlet algimiz bence hatali.. Derin devlet dedigimiz sey illa uniformali kisilerin koltuk altinda getirdigi dosyalar uzerine harekat planlari yapilan mekanizma degil ki..

    Yonetici elitin –kendileri acisindan– dogal reflekslerine –ben, nacizane– derin devlet diyorum. Bunun, klasik anlamda, organize olmasi sart degil. Baslatilir ve daha sonra baska yerlerden paralel hareketler dogar.

    Sizin verdiginiz o ilginc yaziya geri donecek olursam:

    […] The connection between the people concerned about the “Catholic problem” and the people involved in psychological warfare becomes all but inescapable when we learn that the two most important sources for funding for psychological warfare during the cold war years were the Russell Sage Foundation and the Rockefeller Foundation. The Russell Sage Foundation was the publisher of Kurt Back’s book on encounter groups, Beyond Words. […] In addition to using its own money to promote psychological warfare, the Rockefeller Foundation was a conduit for CIA money, channeling at least $1 million in CIA funds to Hadley Cantril’s Institute for International Social Research. […]

    {….}

    […] Once again, the Rockefeller family becomes the crucial nexus in understanding not only the identity of the class (or ethnic group) which was instrumental in the creation of psychological warfare but also why it was created and against whom it would be used. The Rockefeller family, perhaps more than any other wealthy family in America, assumed the leadership of the WASP class in this country. The Rockefellers’ concerns became their concerns and vice versa. The United States, according to C. Wright Mills, “was controlled not by the mass of its citizens as described by democratic theory, but by a wealthy Anglo-Saxon Protestant elite from Ivy League schools” which “heatedly denied that there was such an elite.” […]

    {….}

    […] Rogers is not being honest here. First of all he knew that, although the IHM nuns contributed something toward funding of the Education Innovation Project, it was being paid for in part by the Merrill foundation and the Mary Reynolds Babcock foundation, which was based on the R.J. Reynolds tobacco fortune. […]

    {….}

    […] It was the Office of Naval Research, along with the notorious Carnegie Foundation, which also funded the original National Training Laboratories project from 1947 to 1950. Not only had encounter groups, contrary to what Rogers said, been subsidized by both government and foundations, they had been subsidized by them specifically as a form of psychological warfare. […]

    Burada zikredilen isimler arasinda ABD Naval Reseach (Bahriye Nezareti Arastirma Birimi) var. Bu dogrudan dogruya bir devlet birimi. Ustelik de psikolojik manipulasyon amacli bir grubu konuya mudahil edilmis. Onun haricinde, zikredilen isimler ve baglantilari da ilginc..

    Burada, isim cinsiden bakip, hareketin/harekatin kimler tarafindan yurutuldugu ya da kimlerin kimlerden emir/maas aldigi bence cok onemli degil.

    Sartlarin zorlamasina tepki olarak birsey yapmak (bizdeki durum) ile zaten olmakta olandan ortada ciddi bir zorlama yokken istifade edip belki yonlendirmek cok farkli seyler bence.

    Bu ikisinin birbirinden nasil ayrilabilecegini ben –bu baglama ozel– merak ediyorum.. Medya unsurlari elinizde ise, nereyi magnify edeceginiz, dolayisi ile, oncelik vereceginiz sizin elinizde olmaz mi? Ondan sonrasi, sizin yapacaklariniz reaksiyon mu sayilir yoksa –bir butun olarak bakarak– preemptive/proactive aksiyon mu?

    Hal ikincisiyse, tedricen ve dahili sebeplerle degisen sartlarin ortaya cikarttigi imkanlarin (ve belki bir anlamda gucun) siyasi egemenlige sahip olanlarin kontrolune girmesinin kolayligi ve o guce hukmetmeyi bilenlerin arzulariyla ‘egemen’ diyebilecegimiz kitlenin maksatlarinin ayni istikamete cevrilebilmeleri de oranin duzeni hakkinda birsey soylemeli bize belki.

    Bahsettiginiz, isaret ettiginiz, bu ‘egemen’ kitle hakkinda herseyi soyleyebiliriz, ama aptal olduklarini iddia edersem bu benim aptal oldugumu ispattan oteye bir ise yaramaz kanaatindeyim.

    ABD’de siyasi egemenlige sahip olanlar ile, bu kitlenin maksatlarini manipule edebilecek kitle arasinda bence organik bir bag var ve oldukca da rafine bir elit bu.

  33. Bulent Murtezaoglu

    Muzmin bey,

    Bilhassa –benim takip ettigim– teknik kisilerin geyik yaptigi mekanlarda buna rastliyorum. Fakat, ben bunlardan bahsedemiyorum; cunku, bunlar –bugun icin– kiymet-i harbiyyeden mahrum kucuk ve daginik kivilcimlar.

    Simdi, hem muesses duzen anlasilacak, hem alternatif yollar dusunulecek, hem ‘hangisi iyi?’ sorusunun cevabi aranirken onkabuller acik edilecek ve butun bunlar dusunce olarak baslama cizgisine gelmek icin yapilacak. Bunlar olmadan da olur tabii, ama gordugunuz listelerdeki insanlarin tarzi o degil. O kivilcimlar kivilcim yapan anlayarak is yapmak isteyen insanlarin kucuk sayida da olsa var olmalari ve var olduklarindan birbirlerinin haberlerinin olmasi. Net bu acidan hem iyi (cunku ortamlari cogaltip ortama uymayi azaltiyor) hem kotu (selektif sosyalizasyonu kolaylastirdigi icin komusulariniza sizi kaziga oturtmak icin sebep verecek fikirleri sanki normalmis gibi konusup durabiliyorsunuz). Iyligi kotulugu bir tarafa, dediginiz gibi:

    ‘Ilerde ne olur’ sorusuna cevap vermek de kolay degil. Bu kucuk ve daginik kivilcimlar bir araya gelir ve tutusturucu latent heat’i saglayabilirler mi? Bilmiyorum.

    Ben de bilmiyorum. ‘Tutusma’ gerekli midir onu da bilmiyorum.

    ABD, bu bakimdan, duzenini iyi kurmus. Buyuk cikar sahipleri ile ortusmeyen konularda fikir serdedenler olabilse dahi anlamli bir kutleye donusemiyor. Boyle durumlarda, momentumu hep kisisel gelecek endiseleri caliyor gibi geliyor bana.

    Evet ama o gencler icin soz konusu. Bizin nesil 50’den sonraki omur beklentisinin 40 seneye vurdugu bir dunyada ’emekli’ konumuna gelince bunun boyle olmayacagini tahmin ediyorum.

    Bunun tersine donmesi icin ise, ABD’nin cok ciddi ekonomik zorluklar yasamasi gerekiyor. Bunun filiz verdigini soylemek mumkun ama whether or not this will be nipped at the bud is open to anyone’s guess.

    Enerji icin ne olacagini cikartamayoruz, biraz da ondan bilemiyoruz.

    ABD’de derinden giden bir muhalefet yok degil. F/OSS (Free/Open Source Software; Serbest/Acik Kaynak Yazilim) hareketi buna isaret ediyor bence –her ne kadar pragmatik sebeplerle de olsa (ki, butun sosyal hareketlerin temelinde pragmatik sebepler vardir), F/OSS bir muhalefet hareketidir.

    Bence degil. Oyle satiliyor ama gayet pragmatik ve kismen akademik kulture dayanan sebepleri de var onun. Stallman’a yogunlasildigi olcude politik muhalefet gibio gozukuyor ama zaten bir cevrede mevcut olan imkanlarin ‘bolluk’ ve daha buyuk nufus icin iletisim imkaninin artamasiyla taban diyebilecegimi kesime yayilmasi [da] soz konusu. BSD teypleri ortalikta dolasirken kimse bunda bir muhalefet hali gormuyordu. Ben bunun — memleket handikapi sebebiyle — tamamini malesef seyeredemedim. Ama hafif pismanlikla (ve sizin isaret ettiginiz sahsi gelecek kaygisi) ile karisik bir ozetini yapmis bir ahbabim var onun bir yazisina link vereyim:

    http://groups.google.com/group/comp.lang.lisp/msg/90c95c20ed3c9118

    Nereye varacagini merak ediyorum. Bilhassa da, bu hareketin doguracagi yan urunler (fikri planda) acisindan.

    ‘Fikri mulkiyet’ adi altinda dolasan seyleri anlamamiz lazim (herkesin). Bugunku sartlarda Turkiye’de biraz zor. Bir okuma listesi cikartmistim bir ara (kendi kullandigim) ama insanlar kutuphanelerde bunlari bulamazlarsa nasil okuyacaklar? Dolayisiyla topu ‘bati’ya atiyoruz bunda da simdilik. Ileride daha cok dokuman nete cikinca durum degisebilir.

    Ve, ayrica, ben –ABD sozkonusu oldugunda– sizin bir ‘bilir kisi’ olmanizi bir zorunluluk olarak size yuk etmek istemem.

    Bilmiyorum demek yerine bilmedigi asikarken (ustelik iyi niyetle) dezenformasyon ve propaganda yazana pek kimsenin cus demedigi bir memlekette yasiyoruz, onun icin ozellikle — yanlisimin duzletilmeme ihtimalinin yuksek oldugunu dusunerek — bana guvenilmesinin yanlis olacagini soyleme ihtiyaci hissediyorum cogunlukla.

    Yonetici elitin –kendileri acisindan– dogal reflekslerine –ben, nacizane– derin devlet diyorum. Bunun, klasik anlamda, organize olmasi sart degil. Baslatilir ve daha sonra baska yerlerden paralel hareketler dogar.

    Evet. Buna katilmiyor da degilim. Yalniz teleolojik yaklasimlara hem insanligimizdan hem belki kultur icabi yatkiniz bence, onun icin temkinli olmak lazim.

    Burada zikredilen isimler arasinda ABD Naval Reseach (Bahriye Nezareti Arastirma Birimi) var. Bu dogrudan dogruya bir devlet birimi. Ustelik de psikolojik manipulasyon amacli bir grubu konuya mudahil edilmis.

    Evet. ONR’in bilgisayar dahil, bir suru konuyu fonladigini da dusunmek lazim. Elbette onlara neyin nasil satildigini bilmemiz belki mumkun degil, sizin okudugunuz sekil gayet de akla yakin. Obur tarafini soyleyeyim: ‘temel’ sayilacak arastirmalarin onemi ve bunlari devlet mudahalesi/fonu olmadan yaptirmanin zorlugu biliniyor orada. Neticeye donuk olmasa, neticeler olculemese bile efektif olarak ‘zeki insanlari bir suru yerde toplansin, ara sire ustlerine para serpelim’ yaklasimi da acikca soylenmese dahi yapilanlara bakildiginda kendisini belli ediyor. Bu baglamda gizli olmayan aratirmalarda ONR/ARPA/DARPA NSFimsi vazife de gorebiliyor. Tabii, bu paralari alanlar aptal degil ve kurumsal bilincalti diyebilecegimiz yerden ‘eyvah fesmekan millet su bilim dalinda bizi gecerse stratejik felaket olur’ seklinde laflar cikabiliyor. (Japonlarin 5. nesil bilgisayar projesinin en onemli sonucu ABD’de insanlarin devletten daha kolay para koparmasi olmustur dienebilir belki mesela.)

    Onun haricinde, zikredilen isimler ve baglantilari da ilginc.

    Evet. O devir icin o makale gibi yazilarda bunu sIkca gorebilirsiniz.

    Burada, isim cinsiden bakip, hareketin/harekatin kimler tarafindan yurutuldugu ya da kimlerin kimlerden emir/maas aldigi bence cok onemli degil.

    O da dogru, bir de su var en nihayet ‘bilimsel’ denebilecek bir gelisme tetikleyici araci ortaya koyan. Akli ve duzenin biraz durtulmesi durumunda kaybedecek seyleri olanlar elbette yakinen hangi yeni tarzin potansiyeli nedir diye ilgilenecek (ve belki ‘ne isime yarar’ diyecek). Kendi akillari yetmese bile, biri onlari bulup kafalarina sokar bunu.

    [proaktif/reaktif olmak uzerine]
    Bu ikisinin birbirinden nasil ayrilabilecegini ben –bu baglama ozel– merak ediyorum. Medya unsurlari elinizde ise, nereyi magnify edeceginiz, dolayisi ile, oncelik vereceginiz sizin elinizde olmaz mi?

    Olur. Is medyada bitiyorsa olur en azindan. Burada — asagida degindiginiz — akil isi on plana cikiyor. Yeni bir imkan (bilimsel/teknolojik gelisme nedeniyle) belirdiginde, akilli insanlar iyi/kotu niyetle onun dogurdugu degisiklikle mucadele etmek yerine o degisikligi en azindan kendilerine zararsiz yone cevirmeyi becerebiliyorlar. Kisiler icin de boyle bu, o zaman zarari pek yok. Guc odaklari icin de boyle, o zaman zararli olabiliyor. O linkteki hikaye baglaminda en az iki guc odagi var, ve bunlarin icinde Vatikan reaktif davranip kendi gucunu baltalamis. Baska sansi var miydi onu bilemiyorum tabii.

    Bahsettiginiz, isaret ettiginiz, bu ‘egemen’ kitle hakkinda herseyi soyleyebiliriz, ama aptal olduklarini iddia edersem bu benim aptal oldugumu ispattan oteye bir ise yaramaz kanaatindeyim.

    Bunu farzetmek her zaman zararli, yalniz o guruhu dahi seytanlar diye dusunmenin de zararsiz oldugu garantili degil.

    ABD’de siyasi egemenlige sahip olanlar ile, bu kitlenin maksatlarini manipule edebilecek kitle arasinda bence organik bir bag var ve oldukca da rafine bir elit bu.

    Zaten insanlar bunu (bilincli olarak soylemeseler de) farzettikleri icin gayretleri topyekun bir donusumden ziyade kendileri ve kendinden bildikleri icin alternatif hayatlar ve kismi izolasyon yonunde oluyor. Orasi buna hem cografi olarak musait, hem ‘hurriyet’ o tarafa donuk olarak abartilinca muhalefet denebilecek azinlik kendi yolunu bulup asil meydandan cekiliyor. Bu tespiti isabetli kabul edip iyimser bakarsaniz kanunlardan ziyade muesses duzen o acidan hurriyeti garanti edecek sekilde yapilanmis denebilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s