dilekçe..

dilek.jpg

danışma masasının üzerinde oturuyordu onu ilk gördüğümde.. ilk defâ bir çocuğa, bir kızçocuğuna çarpıldım. evet, tam da bu oldu. bir biblo kadar güzeldi, sahici olduğuna inanamadım önce, oyuncak bebek falan sandım. sonra arkadaşıma seslendim, birinin daha bunu görmesi gerekiyordu, gördüğüm şeye beni inandırması.. o da inanamadı uzun süre..

asansörü beklemeye başladığımda, babasının kucağında yine onu gördüm. aynı asansöre binmek için yer değiştirmem gerekiyordu çünki ben diğer asansörün olduğu tarafta bekliyordum ve onun olduğu tarafta üç kadın daha vardı, sığamazdık hep birlikte. ne olduysa, kadınlardan biri bana seslendi ve yer değiştirmemizi önerdi, sevinçle kabûl ettim. gözlerine yakından bakabilecektim. biraz çekinerek ne güzel kızınız var diyebildim babasına, nazar değer dikkât edin gibi birşeyler geveledim. babası cevap vermeden sâdece gülümsedi.. bir an için adamın dilsiz olduğunu falan düşündüm. emin olmak için, adı ne diye sordum. dilekmiş.. baba da dilsiz değilmiş ve gözlerini babadan almış dilek, o an farkettim. her ikisinin gözlerinde, isyanla karışık bir eziklik vardı. turkuaz renginin hiç bu kadar kızıla çaldığını görmemiştim. tuhaf bir şey, çok tuhaf.. çalıştığım yeri belirtip, dönüşte bana uğrarlarsa dilek için küçük bir sürprizim olacağını söyledim babasına, cevap vermeden gülümsedi. dilek el salladı utangaç tavırlarla..

üst kattan yemeğimi alıp işyerime indim. tam bitirmek üzereyken onlar geldi.. baba yine konuşmuyordu pek ama gülümsemesi biraz daha canlanmıştı sanki.. ta baştan beri onlarda beni çeken şeyin aslında ne olduğunu bulmaya çalışıyordum yemeğimi yerken. onlar geldiğinde bulmuştum: acı. bir sorunları olduğu kesindi, çok önemli bir sorun.. ne olduğunu da tahmin eder gibiydim ama sormadan olmazdı. ama nasıl soracaktım.. dilek, ilk gördüğüm andan îtibâren  babasının kucağına âdetâ yapışmış gibi duruyordu. hiç yere inmedi. oysa en azından iki yaşında falandı.. babayla yavaş yavaş sohbet etmeye başladık, arkadaşım da katıldı bize ve işim kolaylaştı bir nebze. badana boya işleri yapıyormuş cengiz bey. dilek ikibuçuk yaşındaymış. anneniz evde mi diye soruverdim pat diye. alacağım cevâbın olumsuz olacağını biliyordum ne hikmetse. ya ölmüş olmalıydı, ya da başka bir şey.. meğer aklî dengesini yitirmiş, dilek’e kötü muâmele etmeye başlayınca baba hastaneye yatırmış anneyi. henüz üç gün önce.. çikolata sevmez ama nedense sizinkini beğendi, sizi sevdi de ondan gâlibâ dedi baba. inandırıcı bulmadım, belki dilek çok iştahlı yediği için, bilmiyorum. ama çok onurlu bir baba olduğunu söyleyebilirim.

ah dilek.. ne güzelsin.. ne şirin.. ne mâsum.. o turuncu saçların ve turkuaz gözlerinle ne eşsiz.. nasıl da isyân ediyorsun şuncacık yaşında olan bitene.. ne kadar da erken yaşamışlık sinmiş gözlerine. hiç yakışıyor mu bir çocuğa korku, nefret, endişe?

dilek, dilerim bahtın da gülsün.. boynuma güvenle sarıldığın gibi sarıl umuda, bana güvendiğin gibi güven, hayâta da bana gülümsediğin gibi gülümse.. ama asla çikolata için olmadığını da, bugün yaptığın gibi belli et. baban gibi ol. aslâ onurunu yitirme. bugünler de geçecek elbet…

Reklamlar

17 responses to “dilekçe..

  1. baştan beri onlarda beni çeken şeyin aslında ne olduğunu bulmaya çalışıyordum yemeğimi yerken. onlar geldiğinde bulmuştum: acı.

    “acı” kimleri kendine çeker?

    kahkahalarında boğulanları acı çekmez herhalde,
    yoksa yanılıyor muyum?

    bir de kadınlar vardır, en çirkin kediyi görünce bile “aaaaa ne tatlı” diyen,

    tatlı çocukları görünce “aaa ne tatlı!” derler yine,

    basit refleksleriyle mi geziniyor insanlar?

    bi dur da bak şu gözlere,
    acıyı görebilecek misin bakalım?

  2. Bulent Murtezaoglu

    hiç yakışıyor mu bir çocuğa korku, nefret, endişe?

    Nefreti nerede gordunuz?

  3. Selamun Aleyküm Candan Abla;

    İnşallah Dilek için herşey yoluna girer :(

    Allah’a emanet ol…

  4. Edip Bey,
    benim şöyle bir durumum var: sorunlu insanları kendime çekiyorum. ya da ben onlar tarafından çekiliyorum. bok boku kenefte bulurmuş hesâbı da diyebiliriz son kertede. epeydir kendimi uzak tutmaya çalışıyor(d)um insanlardan. ama başka türlü de olmuyor sanki..

    garip gelebilir ama çocuklarla aram genel olarak iyi değildir, sırf çocuk olduğu için sevemem kimseyi. hele, yalandan ayılıp bayılamam. kedilerin çoğu da çirkindir bana göre. en azından bir şeyini sevmem lâzım.. sevdiğimi de, acayip severim.benim seveceğim çocuk; hem güzel (bana göre), hem akıllı, hem sevimli, hem karakter sâhibi olacak. oooldu candan dediğinizi duyar gibiyim. ama öyle işte, elimden ne gelir. ben kendi çocuğunu bile, güzel hasletleri yüzünden seven biriyim. sırf benim çocuğum olduğu için sevemem ki.. seçemiyoruz yakınlarımızı ama sevmeyebiliriz diye düşünmekteyim. bakmayın bana siz, tuhaf biriyim..

  5. Bülent Bey,
    bu candan’ı sorgulama mı şimdi?
    korkuyu da, endişeyi de, nefreti de dilek’in gözlerinde gördüm elbette. etrâfa bakışlarında, özellikle diğer çocuklara.. nefret de okunabilir bir şey, benim baktığım yerden. işin kötüsü bu çok acı bir tecrübe oldu benim açımdan. keşke bir çocuğun böyle baktığını görmeseydim. ağırdı, çok ağır..

  6. Doğucum,
    sağol.. inşallah dediğin gibi olur. en azından biri için..

  7. atma candan din kardeşiyiz diyen şey! farkındaysan akismet tutuyor yorumlarını. deminki ve daha önce yazdıklarını. burası benim ahırım çünki, dingo’nun değil. ok? heh! ingilizce klavyeyle kafamı karıştıramazsın ufaklık. işiniz gücünüz bu olmuş sizin. nasıl da hızla tâkip ediyorsunuz yazdıklarımı, valla hayret! tamam hayranlığınızı anlıyorum ama başka kapıya. anladınız siz hangisi olduğunu de mi? :P

  8. Bulent Murtezaoglu

    Candan hanim,

    bu candan’ı sorgulama mı şimdi?

    Yok, dile cok hakim gozuken biri beklemedigim bir kelime kullaninca acaba elinden mi kacti dedim.

    korkuyu da, endişeyi de, nefreti de dilek’in gözlerinde gördüm elbette.

    Kucucuk kiz, nasil nefret olur demistim ben de. Otekileri anladim.

    nefret de okunabilir bir şey, benim baktığım yerden.

    Ben oyle anlayamiyorum. En fazla ‘bu halde bir sakatlik var ama ne acaba’ diyorum.

    işin kötüsü bu çok acı bir tecrübe oldu benim açımdan. keşke bir çocuğun böyle baktığını görmeseydim. ağırdı, çok ağır..

    Ne yapacakmis babasi simdi? Acaba annesinin ilac aldigi surece normal olabilecegi cinsten mi bir rahatsizligi var?

  9. Allah’ım yardımcıları olsun.
    O küçüğün hüznünü içimde hissettim yazın ile.
    Ayrıca benim bütün kedilerim güzeldir, var mı daha ötesi?????

  10. candan, dilek için dilediğin bütün dileklerine içten bir inşallah demekten başka diyecek bir şey bulamadım…

  11. Bugün bindiğim aracın şöförü anlatıyordu: Akşamın beşine kadar bir cenaze ile uğraşmış. Ölen adamcağız on gün önce eroin kullanmaktan tutuklanmış, ne olmuşsa olmuş içerde ölmüş ve nasıl öldüğü bilinmiyormuş. Geride hasta ve yaşlı bir baba ve iki çocukla dul bir eş bırakmış. Ne olmuştur kimbilir, birini mi gammazladı, fazla eroin aldı da komaya mı girdi? diye kendi sorup kendi cevapladı. Ya vah vah, bu uyuşturucu işi her yönüyle pek fena, gibi laflar geveledim.
    İşte böyle hayatlar yaşanıyor, yakınımızda ve farkında bile değiliz.
    Senin anlattığın bana bunu hatırlattı.
    Ne demeli?

  12. Bülent Bey,

    ”Yok, dile cok hakim gozuken biri beklemedigim bir kelime kullaninca acaba elinden mi kacti dedim.”

    siz söyleyince bir daha düşündüm, elimden mi kaçtı acaba diye.. ama yok, gözümün önüne dilek’i getiriyorum, öyleydi ne yazık ki..

    ”Kucucuk kiz, nasil nefret olur demistim ben de. Otekileri anladim.”

    evet gerçekten de öyle. küçücük bir kız, hepi topu ikibuçuk yaşında. oluyor demek ki, oluyor da ya biz görmüyoruz ya da rastlamıyoruz.

    ”Ben oyle anlayamiyorum. En fazla ‘bu halde bir sakatlik var ama ne acaba’ diyorum.”

    haklısınız. ben de öyle düşündüğüm için bu kadar üstünde durdum bu işin. sakatlık yüzünden.. gözlerinde okudum ama çözemedim önce. sonrası mâlûm..

    ”Ne yapacakmis babasi simdi? Acaba annesinin ilac aldigi surece normal olabilecegi cinsten mi bir rahatsizligi var?”

    işin en boktan tarafı da bu ya.. adamcağız ne yapacağını bilemez hâldeydi. dilek’i yuvaya verseniz dedim, hemen reddetti meğer çocuk yetiştirme yurdu sanmış dediğim şeyi. sonra anladı ve hak verdi ama gâlibâ ona da parası yetmiyor. annenin durumu şimdilik belirsiz anladığım kadarıyla çünki olay çok tâze. ama telefonunu aldım babanın. biraz geçsin üstünden arayacağım, dilek’i özledim bahânesiyle (yalan da değil) . hem çok merâk ediyorum.

  13. Sâlihacım,
    yeni yerin hayırlı olsun canım.. ;)
    tamam senin kedilerine lâf yok ama hakîkaten güzel oldukları için. valla yağ yakmıyorum. yakamam da yâni. :P ama kimisi de var ki; rabbiyesiri silinmiş suratından, nasıl seveyim a gözüm?

  14. Elektracım,
    eksik olma.. ne denir ki, doğru ya..

  15. E.K.cım,
    al işte.. dediğin gibi burnumuzun dibinde oluyor bu işler de, biz hâlâ nelerin derdindeyiz.. millet can derdindeyken.. de, hayat da böyle bir şey işte. sebepsiz olmuyordur diye düşünegeliyorum..

  16. Candan Hanim,
    su AKISMET’e takilan seyi yazan seyi cok merak ettim. Labaratuarda incelemek isterim :p
    Walla bakin ben cok severim bu tur seyleri gozlemlemeyi :) Hani su kurbagalari falan kesip deney meney yaparlar ya…millet igrenir oyle seylerden… Bense hep buyulenmisimdir… Kucucuk suluk yaratigin icinde neler var diyerekten yani :p
    Neyse siz diyeceginizi demissiniz zaten…ben karismiyayim :)

  17. Budur işte. Gerisi hikaye. O baba, o çocuk, o anne… İçine s**ayım bu düzenin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s