Category Archives: yâd

uğurlar ola uğurum..

 

dünyâdaki son gününü buz gibi bi çekmecede mi geçirecektin sen uğurum.. şimdi koymuşlardır seni yerine, ısındın mı biraz..? yanında olmayı ne çok isterdim. o, her zaman dizlerinin üstünde birbirine kenetlediğin utangaç ellerini ellerime alır, ısıtırdım, öperdim..

gerçekten çok az kişiyi sevdim ben. öz teyzem olsaydı giden, bu kadar yanmazdım. giden ben olsaydım eğer, öz kızın kadar yanacağını bildiğimdin. ne çok güldük seninle berâber, ne çok ağladık salya sümük. küçük bi kız çocuğu gibi yalvarırdın ne zaman görsen, ”hadi candancım lütfen bana tarot aç” diye.. önceleri hep güzel şeyler çıkardı değil mi..? sonra o meşûm gün. seni iknâ çabalarım; fal saçmaladı işte diyerek.. senin endişeli hâlin, ”ama ne zaman baksan doğru çıkıyor candancım” deyişin.. sonra tek tek hepsinin gerçek olması. hayâtının bi anda tepetaklak olması, el üstünde tutulan kadının terk edilişi.. iki kızla ortada kalışı.. hayâtında dolmuşa bile binmemiş birinin, emekli maaşıyla geçinmeye çalışması. sebebi kendinde aramaların, çâresizliğin, ümitsizliğin, kendine kabahât bulmaların, o p…….e toz kondurmayışın. ahh!

bitti! sonunda kurtuldun işte.. acıların dindi. vücuduna yayılan o illet kazandı, ama olsun, sen de acıyı yendin. dinlen şimdi.. seni unutmadan hergün düşünmeye çalışacağım. söz vermiyorum çünki bunağın teki oldum. eğer işyerim değişmezse (şimdilik mümkün gibi görünüyor), çünki her sabah en sevdiğim mezarlığın önünden geçiyorum. seni hatırlamayacağım da, ne yapacağım.. hatırlanmayı bu kadar hak eden kaç kişi oldu hayâtımda sanıyorsun.. bir kere birine kızdığını görseydim, birine küfrettiğini, azarladığını bir kediyi, gam yemezdim. içine akıttığın gözyaşlarını sal şimdi toprağa. onlar senin ganîmetin.. gittiğin yeri güzelleştireceksin şimdi, bir gün gelebilirsem eskişehir’e; hemen bilirim senin olduğunu o kabrin. nûr içinde yat uğurum, güzelim, canım benim…

 

 

Reklamlar

babalara geldik yine..

yakamı bıraksalar, paçamı bırakmıyorlar.. ille de hatırlatacaklar kimsesizliğimizi. hâlbuki şimdi çalışıp kazandığım parayla bir hediye beğenmiş de, vermiştim kendisine. hiç nasîb olmadı ki, kendi kazandığım parayla bir şey almak ona. kızacaktı bana biliyorum, ne gerek vardı diye söylenecekti. hayâtı boyunca çok temiz, tertipli giyindi ama asla üçden fazla gömleği, pantalonu olmadı. sevmezdi çulu çaputu. onun parasıyla ona aldığımız şeyleri de ertesi gün bir başkasının sırtında, ayağında görürdük. sinir olurdum. ama öyle bir şey söylerdi ki; gidip kendime âit ne varsa dağıtmak isterdim. bilirdi zayıf taraflarımı. ordan vururdu beni. iyi ki de..

olsaydı şurada ne vardı sanki.. bir kahve yapsaydım, karşılıklı içseydik. yaşasaydı herhâlde karşısında sigara içemezdim. yok yok kesin içemezdim. öyle tuhaf bir şey vardı aramızda. saygı diye târif edilen şey değil bu. bilirdim bana olan sevgisini, ciğerlerime dolacak o pis havayı görmesi onu üzecekti, o yüzden içemezdim. ama kucağından inmezdim. kazık kadar olmuşum ne gâm.. hattâ içki de içerdik. şimdi ben balık alıp gelseydim, bi de küçük rakı açsaydık, bol rokalı bir kıvırcık salata yapsaydım, helvadan da mâcun.. babam anlatsaydı ben dinleseydim, arada ece’yi sevseydi bağrına basıp.. oooh, ne güzel olurdu. sonra sigara içmek için arka balkona kaçardım. sonra o da anlardı, daha evvelden anladığı gibi..

eve geldiğinde hep çok yorgun olurdu. çünki hiç tâtil yapmadı ömründe. hemen yatırırdım, saçlarını okşar, çocuk gibi uyuturdum. sonra annem, ablam ve ben sohbete kaldığımız yerden devâm ederdik.. kendi sigaramız biterdi. bu defâ babamın her zaman cebinde hazır olan üç paketinden otlanmaya başlardık. öyle zamanlar olurdu ki; üçünü de bitirir belki bir iki tâne bırakırdık sabah kalktığında bulsun diye. anneme dermiş ki sabahları; karıcığım niye böyle yapıyorsun, kızlar büyüdükçe sen de sigarayı çoğalttın.. hey gidi..

geçmiş zamân olur ki..