Kenar

 

” hayâtın neresinden dönülse kârdır..” dedin ve gittin.

tam 26 yıl oldu.

Görsel

şiirleriyle ölümü yenen kadına selâm!..

 

Reklamlar

mâverâ’ün nedir nedir..?

hayât olanca ağırlığıyla çökmüşken ümüğüne, binip arabaya, basıp son gaza, bir direğe toslamak istersin. sonunu istersin. son’u yazmak istersin. giderayak son son bir şeye imzâ atmak istersin. bu işin kolay tarafı.. kolaysa suratını buruşturma, yarına adan. kalk doğrul bakalım, ne bu sinmişlik, kime bu yaslanma.. tırnağın varsa kaşı başını. kısa kestinse titiz davranıp, onu da unut. insan yalnızdır bu evrende, hem her bir evrede. ya olanları yok say, ya olmayanları var.. şuncacık düşünceye sâhip olamayanlar da var. hanimiş bakalım kızımızın va[kâ]rı?! herşey yabancı be hancı..

yok yok bu benim hayâta değil kendime düşmanlığım. insan en çok kendinden sıkılıyor. insanı en çok kendi sıkıyor. beceriksizliğinden fenâlık geliyor.

kendimden kaçmaya bir yol yok bugün. öyle. güneş, yarın kime, hangi yönden doğar kimbilir? kim bilebilir?

başkalarından kaçamıyor olmak da çıldırtıyor bi taraftan. durum ortada ve çok da mâzeret aramaya hâcet yok gâlibâ. insanımızın elinden yarına olan güvenini çaldılar önce. şimdi susta durduruyorlar. işte bu, tam da acıtan nokta: elimden bir şey gelmiyor…

dilsevici

 

yine yalnızım bugün rıhtımda. kelimeleri boğuyorlar, ben seyrediyorum olanca yokluğumla. dalsam diyorum, daha derine, daha iyice, daha uzun süre. nasıl çıkarılır ki bunlar, midye değil nihâyetinde.

kelimelerin gerçek sâhibi kim? var mı öyle bir şey/kimse?

âdetâ bir virüs gibi yaşamak için bir başkasının içine girmek zorunda olan bir şey kelime. sen/ben olmasam tûfân yâni! kelimelerin de bize ihtiyâcı var yaşamak için. düzyazının canı cehenneneme! bir şiirle işi bitirmek var. iki dizeyle ölmemek var. şâir olmak için yazılmaz, şâir eden kelimeler insanı. insan unutur, unutulur. kelimeler yaftalanır. anonim bir türkü gibisi var mıdır?

imzâ: en çok ece ayhan’ı kıskanan candan.

ah benim zavallı yönetmenim!

 

”yalnız ve güzel ülkem..” oh tengrim ne gadden acıklı bi cümle! ağlamak istiyorum!

kaç gündür yazacaktım, bi elim değmedi.. ama o da ne, Metin Bey beni (diğerleri kendi adına konuşsun bi zahmet!) nezâketsizlikle ithâm etmiş, daha neler etmiş de nezâketimden ödün vermemek için (şimdilik!) bişiycikler demiyorum. :)) oraya yorum olarak bu yazıyı yazıyordum ki; vazgeçtim. üstüme yürüyecek çok kimse çıkacaktır netekim, kendi inimde olursam daha güvende hissederim diye, buraya yazmaya karar verdim. hem yarın öbür gün mahkeme, şu, bu yüzünden Metin Bey’in başı da ağrımaz benim yüzümden. dilimin kemiğini aldırdığım için ayıp şeyler de diyebilirim. utanan olursa, okumasın.  

yav hep aklıma takılan bi sorudur; benim ülkemin reklâmını yapanlar, herhangi bir platformda,  neden tek bir kıytırık ödül bile alamazlarken, inceden giydirenler, kendi insanını aşağılayanlar, ispiyon edenler ”kocaman!” ödüllere lâyık görülürler?!

nuri, bu sözüm sana! bu ülke ”yalnız” falan değildir. hayâl görüyorsun koçum. bu senin dediğine bizim köyde ”zavallı” diyorlar. öyle mi demek istedin? öyle demek istemediysen ne halt ettin? ödülü alınca ne söyleyeceğine kimler[le] karar verdi[n]? ha, sen ve senin gibiler yalnız kalacaklar tabi, ne sanmıştın? ben insanımızdan çok ümitliyim. hattâ öyle yalnız bırakacaklar ki; sen de pılını pırtını toplayıp, refah içinde yaşayabileceğin bir başka ülkenin bayrağı altında ”sanat” hayâtını sürdüreceksin. ki zâten pek de bu topraklarda yaşadığını söyleyemeyiz değil mi? bence ödülü yılmaz güney’e ithâf etmeliydin, nasıl akıl edemediniz yav.. 

acaba diyorum, ben niye yalnız hissetmiyorum kendimi bu ülkede yaşadığım için?! hah tabi ya, ben ”sanatçı” değilim. evet evet, başına ne geliyorsa insanların hep bu yüzden. ”sanat” dedik ya canım! ben pek anlamam bu işlerden, belki de ondan. baksana adam tarkovski’den çok etkilenmiş. yok, ben gelemem öyle şeylere, rûhum daralmıştı vaktiyle, ”ne ola ki bu tarkovski laa” diye seyrettiğimde. ama ”sanattan anlayanlar” çok tutuyolar adamı. hmm, belki de sanatın iyisi cansıkan cinsten olmalıdır. dur yav, bi gün deniycem ben de yaşar kemâl gibi cümle kurmayı. hem belli m’olur, sanattan anlayan birileri ödüle filân lâyık bulabilirler. ama mümkünse bana da fransa’dan verilsin ödül. aksi taktirde gidip almam valla, reddederim!

 

 

sedâ bayan burda ikâmet etmiyor!

 

hazreti goog vâsıtasıyla sayfama gelen zevat! sözüm size.. kardeşim akıllı olun, burası sabah sabah sedâ bayan programına benziyor mu hiç?! yok efendim zara eşinden ayrılmış mıymış? ben nerden bileyim lan. hem bana ne! o ayrılsa herifi ben mi alıcam, yoksa siz mi?! sizin işiniz gücünüz yok mu yav?!

bi kere ben o zara denen hatundan hiç hoşlanmam. belli bi nedeni yok ama hiç hoşlanmam işte. cinlerimiz sevişmiyor. ha ben sibel can’dan da hiç hoşlanmam. onu da burdan sormayın. hayır yâni, böyle şeyler aramaya hiç utanmıyorsunuz, bir de gelip benim sayfamdan soruyorsunuz. bi günden bi güne burda zara lâfı geçmiş mi? ben adını ağzıma almadım, alan olduğunu da sanmam. olsa farkederdim.

günlerdir sayfamda bu soru sorulunca, ilk ağızdan cevap vereyim istedim. dedikoduyu ben de severim. ama her zaman değil. bu aralar başka dedikodulara kafa yoruyorum. çaya şeker cinsinden..

har-man

bu bahar başka bahar

bu bahar aşka bahar

hâr

buz tutmuş

yüreğime

aralıksız yağar

da

yağar

uğurlar ola uğurum..

 

dünyâdaki son gününü buz gibi bi çekmecede mi geçirecektin sen uğurum.. şimdi koymuşlardır seni yerine, ısındın mı biraz..? yanında olmayı ne çok isterdim. o, her zaman dizlerinin üstünde birbirine kenetlediğin utangaç ellerini ellerime alır, ısıtırdım, öperdim..

gerçekten çok az kişiyi sevdim ben. öz teyzem olsaydı giden, bu kadar yanmazdım. giden ben olsaydım eğer, öz kızın kadar yanacağını bildiğimdin. ne çok güldük seninle berâber, ne çok ağladık salya sümük. küçük bi kız çocuğu gibi yalvarırdın ne zaman görsen, ”hadi candancım lütfen bana tarot aç” diye.. önceleri hep güzel şeyler çıkardı değil mi..? sonra o meşûm gün. seni iknâ çabalarım; fal saçmaladı işte diyerek.. senin endişeli hâlin, ”ama ne zaman baksan doğru çıkıyor candancım” deyişin.. sonra tek tek hepsinin gerçek olması. hayâtının bi anda tepetaklak olması, el üstünde tutulan kadının terk edilişi.. iki kızla ortada kalışı.. hayâtında dolmuşa bile binmemiş birinin, emekli maaşıyla geçinmeye çalışması. sebebi kendinde aramaların, çâresizliğin, ümitsizliğin, kendine kabahât bulmaların, o p…….e toz kondurmayışın. ahh!

bitti! sonunda kurtuldun işte.. acıların dindi. vücuduna yayılan o illet kazandı, ama olsun, sen de acıyı yendin. dinlen şimdi.. seni unutmadan hergün düşünmeye çalışacağım. söz vermiyorum çünki bunağın teki oldum. eğer işyerim değişmezse (şimdilik mümkün gibi görünüyor), çünki her sabah en sevdiğim mezarlığın önünden geçiyorum. seni hatırlamayacağım da, ne yapacağım.. hatırlanmayı bu kadar hak eden kaç kişi oldu hayâtımda sanıyorsun.. bir kere birine kızdığını görseydim, birine küfrettiğini, azarladığını bir kediyi, gam yemezdim. içine akıttığın gözyaşlarını sal şimdi toprağa. onlar senin ganîmetin.. gittiğin yeri güzelleştireceksin şimdi, bir gün gelebilirsem eskişehir’e; hemen bilirim senin olduğunu o kabrin. nûr içinde yat uğurum, güzelim, canım benim…